İlanlı tartışma

Paris Kürt Enstitüsü'nün 8 Aralık günü IHT ve Le Monde'da çıkan ilanları vasıtasıyla Türkiye'deki Kürtlerin taleplerini dünya kamuoyuna duyurması tepki uyandırdı.

Paris Kürt Enstitüsü'nün 8 Aralık günü IHT ve Le Monde'da çıkan ilanları vasıtasıyla Türkiye'deki Kürtlerin taleplerini dünya kamuoyuna duyurması tepki uyandırdı. Hemen herkes bu girişimin zamansız olduğuna; imzacıların AB üyeliğimize karşı olanların oyununa geldiğine; taleplerin kabul edilemez niteliğine dikkat çekti.
Liberal köşe yazarları ilanın içeriğinden çok ifade özgürlüğü üzerinde durdular. Onlar için hayatın kendisi özgürlüklere sahip olmaktan ibaretti.
O özgürlüklerin hangi amaçla kullanıldığı, hangi çıkarlara hizmet ettiği, hangi sorunları yarattığı, bu sorunların çözümlenmesine veya çözümsüzleşmesine nasıl katkıda bulunduğu önemli değildi. Esasen bütün entelektüel enerjilerini özgürlüklerin genişletilmesi gibi pek de karışık olmayan talepler yaparak tükettiklerinden, sorunlara eğilecek güçleri de kalmamıştı.Onlar için toplumun özgürleşen hayatını temaşa etmenin keyfi yeterliydi. Özgürlükler sorunları kendiliğinden çözeceğinden, kimsenin özel gayretine de ihtiyaç yoktu. Ama ne yazık ki biz ilanı incelemek ve ne anlama geldiğini anlamak zorundayız.
Metinde imzacıların 'Kürt toplumunun tüm siyasi ve kültürel arklılıklarıyla temsil ettiği' iddiasının hangi temele dayandığı belirtilmiyor.
Kürtlerin 'ata topraklarında onurlarıyla yaşama hakkı' da tam anlaşılamıyor. Eğer söz edilen topraklar Güneydoğu Anadolu ise, Türkiye'nin diğer bölgelerinde yaşayan bir o kadar Kürt için onursuz bir yaşam mı öngörülüyor?
İmzacılar 'Kürt halkının' varlığını tanımanın yeterli olmayacağından hareketle, Kürtçe eğitim sistemi, Kürtçe medya, Kürt örgütleri, Kürt kurumları (yani kamu kurumları) ve Kürt siyasi partilerine sahip olmak gibi kolektif haklar istiyorlar. Bunun anlamının en azından otonomi olduğu açık.
Kürtlerden halk olarak söz etmelerinden, ayrılmayı da içeren 'kendi kaderini tayin hakkını' ülke içinde otonomiye sahip bir bölge oluşturmak amacıyla kullanmak istedikleri anlamı çıkıyor. Bu otonomi talebinin yanında 'ata toprağı' kavramı ile Öcalan'ın serbest bırakılması ve PKK'nın siyasallaşmasını da kapsayabilecek genel af ilanı, '3 bin 400 köy' ve '3 milyon Kürdün bölgeye geri dönmesi', Kürt bölgesine AB'nin ayrı bir ekonomik kalkınma programı uygulaması talepleri, aslında devletleşme amacı güdüldüğü izlenimi veriyor.
Bu çerçevede ilan metninde Bask, Katalanya, İskoçya vs. örnekleri verilmesine Zana ve arkadaşlarının katılmamış olması önem taşımıyor.
Kıbrıs'ta Türkler için istenen hakları Türkiye'de Kürtler için istemek, imzacılara çok akıllıca bir buluş gibi gelmiş görünüyor. Oysa örnek geçersiz. Kıbrıs Türkleri 1960 sistemi içinde Rumlarla birlikte yaşamak istiyorlardı. Rumlar adanın tümüne hâkim olmak ve Türkleri atmak için 1963 yılında Anayasa'yı kuvvet kullanarak değiştirdiler. Direnen Türklere de 11 yıl süren yoğun bir mezalim yaptılar. 1974 müdahalesinden sonra Rumların adadaki Türk varlığını yok etmesini önlemek amacıyla iki bölgeli ve toplumlu bir model geliştirildi.
Buna karşılık Kürtler adına PKK, 1984 yılından itibaren 15 yıl, ayrılıkçı terörist bir savaş yaptı.
Bu, Cumhuriyet'in kuruluşundan sadece 1.5 yıl sonra, bir dış gücün desteğiyle girişilen ve Kürtlere güveni daha baştan sarsan isyanlar dizisinin sonuncusuydu. Kendisi ayrılmak için silaha başvuran bir grubun temsilcilerinin otonomi ötesine giden hak talepleri ile Kıbrıs Türklerinin Rumlarla birlikte yaşama istekleri nasıl kıyaslanabilir?
'Ulusal Azınlıkların Korunması Çerçeve Sözleşmesi' 21. madde, ülkelerin toprak bütünlüğüne karşı herhangi bir fiil veya faaliyete izin vermiyor. PKK şehir terörizmine kayarken ve imzacı Kürtler otonomi ötesi taleplerde bulunurken, Çerçeve Sözleşme'ye göre kültürel haklar verilmesi dahi zorluklar yaratabilir. Unutulmasın Fransa çok daha hafif nedenlerle bu sözleşmeyi imzalamıyor.
İlanda söylendiği gibi, Kürtlerin 20. yüzyılda acılar çektiğine kuşku yok. Ama mağduriyet halet- i ruhiyesiyle sürekli karşıdakini suçlamak, terörist şiddete başvurma hakkını kendinde görmek ve akla gelen her talepte bulunmak, bu acıların sadece artmasına yol açar.