İnsanı anlamak ve ahlak (1)

Mehmet Barlas 18 Ağustos tarihli Sabah gazetesinde 'Freud Olmasaydı </br>İnsanları Nasıl Anlardık?' başlıklı güzel bir makale yazmış.

Mehmet Barlas 18 Ağustos tarihli Sabah gazetesinde 'Freud Olmasaydı
İnsanları Nasıl Anlardık?' başlıklı güzel bir makale yazmış. Mealen, Freud'un insan zihnini veya ruhunu üç bölüme ayırdığını; Latince 'ego' yani 'ben'in insanın bilinçli kişiliğini oluşturduğunu; 'id' ya da Latince
'o'nun bilinçaltındaki içgüdüler, dürtüler ve ihtiraslardan meydana geldiğini söylüyor. Ego idi örtüyor ve dizginliyor. Doğal olarak da insanların egosu ile idi arasında bir gerilim var. Barlas "Eğer... bilincinizin derinliklerindeki fırtınaları aşabilirseniz egonuzdan bir de süperego (üstben) çıkabilir" diyor. Süperego, egonun sanata ve uygarlığa yöneltilmesi, bir çeşit incelmesi, yani 'süblimasyonu' oluyor.
Barlas'ın ego ve ide ilişkin söyledikleri, sanırım, Freud'un öğretisine uyuyor. Ancak süperego konusunda bazı farklar var ve bunlar önemli. Süperego egonun uygarlaşmış hali değil. Süperego, baba ve kısmen de anneden
başlayarak, öğretmen, komutan, polis, amir, yargıç, siyasi iktidar, lider, sınıfsal iktidar gibi dış dünyadaki 'otorite' taşıyan mercilerle; vicdan, değerler ve Tanrı gibi soyut güç simgelerinin içselleştirilmesinden oluşuyor. Ego, idden gelen isteklerini süperegonun yasakları dolayısıyla tümüyle tatmin edemediğinden insan ruhunda büyük gerilimler doğuyor. Ego süperegonun kısıtlarıyla idin bitmez tükenmez taleplerini sürekli bağdaştırmak gibi olağanüstü zor bir iş yapıyor. İşte bu süreçte idin bazı ham ve vahşi isteklerini uygarlaştırıyor. Bu süblimasyon ve egonun süperegoya karşı oluşturduğu bir tür savunma mekanizması. 'Yani' diyor ego 'idin bu istekleri o kadar uygar ki yasaklanması gerekmiyor'.
Süperego insanın insanlaşma sürecinin başından bu yana var. Daha doğrusu insan olmak için ilk oluşturulması gereken zihinsel ya da ruhsal merci süperego. O izin verdikçe ego oluşabiliyor ve bireyleşmeye doğru ürkek adımlarla ilerleyebiliyor.
Freud'a göre tek bir tabu var: Encest tabusu. Toplum düzeni bu tabu üzerine oturuyor. Süperegonun tüm yasakları bu tabunun ihlalini önlemeye dönük. Diğer tüm yasaklar ya da bizim liberallerin deyimiyle 'tabular' ise bilinçaltında şu veya bu içgüdüsel isteğin ensest isteğine bulaşmasını engellemeyi amaçlıyor. Örneğin, insanların maddi refahını artırmaları gibi masum bir istek, materyal, yani 'mater' ya da ana ile ilişkili hale gelirse, belli belirsiz hissedilen veya bilinçaltında kalan bir günah ya da laik deyimle suçluluk duygusu uyandırabiliyor. Protestan etiği benimseyenler, yani durmadan çalışıp kazandıktan sonra bu parayı kendi rahatları için sarfedemeyenler bu duygudan mustarip.
Ahlak bir süperego işlevi. İçimizdeki o ses veya vicdanımız, sık sık, "Bu işi yapma. Zira kötü bir şey bu" der. Siyasi tercihimiz laiklikten yanaysa, biz bunu aklımızın ya da özgür irademizin sesi olarak algılayabiliriz. Allah'a inanmıyorsak ya da inancımız bazı alanlara inhisar ediyorsa, bu sese vicdan ismini de verebiliriz. Ama ses aslında süperegodan geliyor.
Hz. İbrahim ile başladığı kabul edilen tek tanrılı dinlerin en çok 3-4 bin yıllık bir tarihi var. Ancak süperegonun oluşumu, yani insanın insan olarak doğuşu (ki bu milyonlarca yılla ölçülen bir süreç) kaba anlamda eski çok tanrılı dinlerin de doğduğu bir süreç. Dolayısıyla ahlakın çok daha eski olduğu söylenebilir.
Carl Schmitt'in dediği gibi tüm temel kavramlar din kökenli. Bunlar, dinsel içerikleri boşaltıldıktan sonra laik kavramlar haline geliyor. Bu durumda Allah'a gerçekten inananın daha ahlaklı olması mümkün. Ama bu
'gerçekten' sözcüğü çok önemli.
Bu analizle Allah'ın insanlaşma sürecinin zihinsel bir ürünü olduğunu söylemek istemiyorum. İnsanın Allah'ı ancak gayri mükemmel ruhsal mekanizması ile algılayıp hissedebileceğini sanıyorum.
Yozlaşan, yani ahlak kurallarını çiğneyen herkes, açık ya da gizli günah ya da suçluluk duygusu duyar. Toplum bunun cezasını vermezse süperegonun inanılmaz ceza verme yöntemleri vardır. Yani 'yapan' bir şekilde 'bulur'. Ancak bu mecraya giren toplumlar iflah etmeyebilir.
Galiba benim liberallerden farkım süperegoya atfettiğim önemle ilgili.