Irak

Başbakan'ın Amerika ziyaretini etkileyecek olan Irak'ı yeni şartlara göre değerlendirmek</br>gerekiyor.

Başbakan'ın Amerika ziyaretini etkileyecek olan Irak'ı yeni şartlara göre değerlendirmek
gerekiyor.
Amerika, Körfez Savaşı'ndan bu yana geliştirdiği savaş yöntemiyle zor denen Taliban'ı kolayca yendi. Aynı yöntemle Irak'ta yarım bırakılan işi tamamlayabileceğini de anladı. Bunun için büyük bir kara kuvvetine ihtiyaç yok. Bağdat ve civarında konuşlanmış cumhuriyet muhafızları ve özel güvenlik birliklerini hava bombardımanıyla yok etmesi, Saddam rejiminin darbe ya da isyanla devrilmesinin yolunu açabilir.
Amerika'nın olası askeri müdahalesinin fazla bir meşruiyeti yok. 1998'den bu yana UNSCOM'un kitle imha silahlarını denetlemesine izin vermemesi nedeniyle bu ülkeye silahlı müdahale yapmak imkânsız. Irak'ın son terörist eylemlerle ilişkisi de saptanamadığından, BM Güvenlik Konseyi 1368 ve 1373 sayılı kararlarına göre silah kullanmak da mümkün değil. Amerika, 1998'de kabul edilen 'Irak Kurtuluş Yasası' çerçevesinde Saddam'a muhalif güçlerle rejimi içeriden çökertmeye çalışıyor. Bunu silahlı müdahaleye dönüştürmek için baba Bush'a suikast tertiplemekten, Keşif Gücü'nün uçaklarına saldırıya kadar bahane bulmak da mümkün.
Önemli olan Amerika'nın Saddam'ı yıkmayı istemesinin nedenlerini anlamak. Saddam rejimi, komşusu İran ve Kuveyt'e saldırdı. Kuveyt'i ilhak etti. Halepçe'de çoluk çocuk Kürtleri gazla katletti. Amerika'ya göre "Böyle davranan bir kişiye ve rejime artık güvenilemez. Terörist saldırılar çok büyük zarar veriyor. Saddam rejimi bugün değilse bile yarın terörizme başvurabilir. Bu vahim riskin bertaraf edilmesi için bu rejimin değişmesi gerek."
Irak dünyanın ikinci en büyük petrol rezervlerine sahip. Petrol üretim maliyeti çok düşük. Suudi Arabistan'ınkinin 1/4'ü düzeyinde. Siyasi-askeri ihtirasları için petrol gelirlerini kullanabilir. Bu, petrol piyasasının istikrarını da bozabilir. Kaldı ki Irak, kendi petrolüyle yetinme niyetinde değil. Önce Kuveyt'in sonra da Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri ve nihayet İran'ın petrolünde gözü var. Otonom bölgelere ayrılmış bir Irak ise petrol piyasasını istikrarsızlaştıramaz.
Irak gibi petrol zengini ve uluslararası düzen karşıtı büyük bir güç, İsrail'in güvenliği açısından da ölümcül bir tehdit. Bu nedenle özellikle kitle imha silahlarından arındırılması lazım.
Bizim hayata ve uluslararası ilişkilere yaklaşımımıza göre "Bunlar artık geride kaldı. Saddam ve Irak halkı zaten cezasını çekti. Bir daha aynı şeyleri yapamaz. Asıl Irak'ın toprak bütünlüğünün bozulması ve Kuzey Irak'ta bir Kürt devleti kurulması bölgeyi istikrarsızlaştırır. Bu amaçla yapılacak silahlı müdahale de istikrarsızlık yaratır."
Bu savlar hem hukuk ve meşruiyet hem de ülke çıkarları açısından kuşkusuz doğru. Ama sorunu çözmüyor. Zira Saddam rejimi yerinde kalıyor. Kürt devleti oluşumu ilerliyor. Keşif gücün bombardımanı da devam ediyor. Bu koşullarda bölgede kalıcı istikrar var denebilir mi?
Saddam rejiminin zamanla demokratikleşmesi ve barışçı olması da imkânsız. Zira Irak toplumunun yüzde 20'sini oluşturan Sünnilerin, yüzde 54'ünü oluşturan Şiiler ve geriye kalan Türkmenlerle Kürtler üzerinde otoriter hâkimiyetine dayanan bir rejim evrilemez. İlk demokratik seçimde hâkimiyeti sona erecek Sünni azınlık ülkeye demokrasiyi getiremez. Zaten, bunca felakete rağmen Saddam'a karşı herhangi bir tepkinin gelişmemesi, baskıcı güvenlik önlemlerinden ziyade, Sünnilerin hâkimiyetlerini kaybetmek korkusuyla açıklanabilir.
Türkiye için önemli olan Irak'ın toprak bütünlüğü. Rejim değişikliği bu çerçevede düşünülebilir. Kürt varlığının devletleşemeden Irak sınırları içinde kalması, Kerkük ve Musul petrollerinin Kürt bölgesi dışında kalmasına bağlı. Türkmen otonom bölgesinin oluşturulması bu sorunu çözer. Türkiye, 'ikinci en iyi çözüm' olan bu seçenek için işbirliğini reddederse, katlanacağı sonuçlar daha da vahim olabilir.
Unutmayalım ki, Saddam rejimi değişmeden rehabilite edilen bir Irak'ın Türkiye'ye karşı rövanşist bir politika izlemesi ve PKK terörist ayrılıkçılığını körüklemesi de imkân dahilinde.