Iraklaşan Irak

Irak'taki gelişmelerden 'ırak' kalıyoruz. 7 Ekim tarihli tezkereyle asker göndermeyi kabul ettikten sonra bir de gördük ki Irak'ta hiçbir kesim bizim gelmemizi istemiyor.

Irak'taki gelişmelerden 'ırak' kalıyoruz. 7 Ekim tarihli tezkereyle asker göndermeyi kabul ettikten sonra bir de gördük ki Irak'ta hiçbir kesim bizim gelmemizi istemiyor. Asker için bu kadar ısrarcı olan Amerika da 'Geçici Yönetim Konseyi'ni ikna etmekte birdenbire acze düştü. Vaşington'daki siyasi analizciler Türk askerinin yarardan ziyade zarar vereceği konusunda ağız birliği ettiler.
Türk medyası, askerlerimiz için düşünülen 'Sunni üçgen'de, rotasyon sonucu Irak'a gelecek Amerikan askerlerinin görevlendirileceğini bildirdi.
Oysa durum çok farklı.
Amerika, Şii ve Kürt bölgeleri açısından savaşı, Başkan Bush'un ilan ettiği gibi, 1 Mayıs günü başarıyla sona erdirdi. Buna mukabil Sünni bölgesinde savaş sürüyor. Sünniler Irak'ı son 30 yıl tek başlarına yönettiler. Aslında Osmanlı İmparatorluğu dönemi de dahil, kuruluşundan bu yana Irak'ın yönetiminde ağırlıklı grubu oluşturdular. Devlet ve ordu kadroları büyük çoğunluğuyla Sünni'ydi. Amerika, Saddam'ı devirdikten sonra Baas'ı tasfiye edeyim derken, Irak devletini de ortadan kaldırmış oldu.
Yeni Irak kurulurken Şiiler ve Kürtler siyasi sürece aktif biçimde katılıyorlar. 1 Mart tezkere oylamasına tepki olarak Türkmenler bu süreçte yeterince temsil edilmiyorlar. Sünniler ise sürecin tamamıyla dışında bırakıldılar. Amerikan güçleri Saddam'ı yakalamış veya öldürmüş olsalar, Sünnileri siyasi sürece belki daha kolay ithal edebilirler. Ama şu sırada
bir yandan Baasçıları ayıklarken, öte yandan da Sünnileri sürece sokmayı beceremiyorlar. Sünni direnişi de sürüyor.
Buna karşılık Amerika, Iraklılardan kurulu güvenlik güçleriyle soruna çözüm aramaya başladı. Türk askerini istememesinin temel nedeni bu olmalı. Bu amaçla şu anda 118 bin Iraklıyı istihdam ediyor. Bunun 60 bini polis. Geriye kalanı hafif silahlarla donatılmış sınır birlikleri. Çok kısa zamanda 100 bin kişilik bir ordu kurmak için de çalışmalar sürüyor. Amerika Iraklılardan oluşan ordu vasıtasıyla 'Sünni üçgen'de asayişi sağlamayı hesaplıyor.
Amerika'nın bizden ve başkalarından asker istemekten vazgeçmesinin bir diğer nedeni de, bir kez Irak ordusunu kurduktan sonra, Irak'ı bırakma sürecini hızlandırma kararı almış olması. Geçici yönetimin anayasa çalışmalarını hızlandırmasını bu nedenle istiyor. Görünen o ki Bush seçimlere, Amerikan kuvvetlerinin önemli bir kısmını çekmiş, anayasa tamamlanmış ve seçim tarihi belirlenmiş olarak girecek. 1511 sayılı karara göre, aralık ayı ortasında BM Güvenlik Konseyi'ne vereceği takvimde bu durum aydınlığa kavuşacak.
Amerika'nın bu yaklaşımı hedefine kolay varamayacak. Sayıca küçümsenemeyecek büyüklükte olan Irak polisi, yeterince eğitilmediği için henüz çok zayıf. Aynı sorun ordu için de uzun süre geçerli olacak. Ordunun yapısı da sorunlar yaratacak. Şii ve Kürtlerden kurulu birliklerin 'Sünni üçgen'de görev yapması imkânsız. Sünni askerlerin Saddam taraftarı Baasçı direniş güçleriyle etkin biçimde mücadele edeceklerinin bir garantisi de yok. Hele Sünnilere yeni Irak yapılanmasında hak ettikleri yer verilmezse,
ordu böyle bir mücadeleye dahi girmeyebilir.
Çoğu Cumhuriyet Muhafızı olan Sünni direnişçiler Amerikan askerlerine karşı gerilla savaşı yaparken, sayıları 15'i bulan terörist gruplar da BM, Kızılhaç gibi uluslararası kuruluşlara ve büyükelçiliklere karşı terör eylemleri düzenliyorlar. Amaçları, uluslararası toplumu Irak'ı terke zorladıktan sonra, Irak'ın yönetimine tekrar el koymak. Yeni kurulacak Irak ordusu da asayişi sağlayamayabileceğine göre, Amerika'nın giderek çekilmesi sonucunda Kürt, Şii ve Sünniler arasında bir iç savaşın başlaması olasılığı göz ardı edilemez.
Dış politikamız açısından 1 Mart tezkeresinin çıkmamasının yarattığı olumsuzluklar devam ediyor. Bozulan TürkAmerikan ilişkileri 7 Ekim tezkeresiyle bir ölçüde düzeldi. Asker gönderemememiz, bizi Irak bataklığından da kurtardı. Ancak Irak'taki çıkarlarımızı gözetmek ve Türkmenleri korumak imkânından da mahrum etti. Bakalım yeni gelişmeler kayıplarımızı telafi imkânı verecek mi?