İtidal

Mehmet Ali Birand, 12 Aralık tarihli Posta'da, özetle, AB üyeliğinin bir futbol tutkusu haline geldiğini; AB yetkilileri bu durumu anlamaz 2004...

Mehmet Ali Birand, 12 Aralık tarihli Posta'da, özetle, AB üyeliğinin bir futbol tutkusu haline geldiğini; AB yetkilileri bu durumu anlamaz 2004 sonunda uzun bir ertelemeye giderlerse, Türkiye'de çok tehlikeli gelişmeler olabileceğini; reformların kaldırılacağını; askerin tekrar etkinlik kazanacağını; AKP'ye fanatiklerin hâkim olacağını; üyeliğe ümit bağlayan Kürtlerin sokağa döküleceğini; ekonominin yeniden krize gireceğini; AB üyeliğini savunanların 'Hainlere ölüm' sloganlarıyla öldürüleceğini yazıyor.
Bir ülkenin kaderini böylesine etkileyecek bir seçeneğin toplumu bölmesi ve sert tartışmalara yol açması anlaşılabilir bir şey. Ancak bizde durumun diğer aday ülkelerden farklı, hatta vahim olduğunu kabul etmek gerekiyor.
AB, malum nedenlerle, Türkiye'yi üye yapmakta derin tereddütler geçiriyor. Kopenhag Siyasi Kıstasları çerçevesinde bizi diğer aday ülkelerle kıyaslanamayacak şekilde eleştiriyor. Cumhuriyet'in kurucu miti Kemalizm'in AB üyeliğimizi engellediğini söyleyenler var. Bir milletten çok bir dil grubu olduğumuzu iddia ediyorlar. Yeni iç çatışmadan çıkmış bir ülkeden, ancak tam üyelerin yapabileceği reformlar isteniyor. Bunlar büyük ölçüde yerine getirildiğinde de, din ve kültür farkı dolayısıyla üye olmamıza imkân bulunmadığı bildiriliyor. Yani sadece bize haksızlık yapmakla kalmıyorlar, zaten yaralı kimliğimizi daha da yaralıyorlar.
Bu süreçte geniş kitleler savunulmayı bekliyor. Ancak tam tersi vuku buluyor. Fanatik AB'ci küçük bir grup, AB'nin tüm eleştirilerini haklı görüyor. Bunları sineye çekip kendimizi düzeltmemiz gerektiği vurguluyor. AB dışında kalırsak lig düşeceğimizi, ekonomimizin ve demokrasimizin mahvolacağını anlatıyor. AB'yi her sorunun çözümleneceği 'idilik' bir çocuk cenneti olarak resmediyor.
Çünkü AB dışında kalmaktan derinlemesine korkuyor. Türkiye'nin kendi başına başarılı olabileceğine inanmıyor.
Bu kadarla da kalmıyor. AB karşıtı saydıkları, aslında AB üyeliğini onların aksine korkmadan isteyenlere karşı saldırgan bir üslup benimsiyor. Korkuların, saldırganlığa varan bir cesaretle savunulduğu garip bir durum ortaya çıkıyor.
İşte bu ortamda AB üyeliği için Kıbrıs ve Ege gibi 40-50 yıldır 'milli dava' niteliği kazanmış sorunların çözümü gerekiyor. AB'nin radikal savunucuları üyelik önünde engel olarak gördükleri Kıbrıs'ın önemini küçümsüyorlar, Kıbrıs'ta yıllardır Türk çıkarlarını savunanları aşağılıyorlar, devlet kurumlarını uzun vadeli millet çıkarının düşmanı olarak gösteriyorlar. Bunu yaparken Verheugen'le, De Soto'yla,
hatta Rum/Yunan tarafıyla özdeşleşir görünmekten çekinmiyorlar. Bu, AB üyeliği için bir Türk olarak yapabilecekleri en büyük kimlik fedakârlığı.
AB dışında kalma korkuları o düzeye varıyor ki, AB'den gelen bütün işaretler Kıbrıs sorunu çözümlendikten sonra dahi, 2004 Aralık zirvesinde bize müzakere takvimi verilmeyeceği istikametindeyken, hükümetin siyasi intihar anlamına gelen bir risk almasını istiyorlar. AB'ye dönüp de 'Neden bir tarih vermiyorsunuz?' diye sormak cesaretini gösteremiyorlar. Zira AB'ye girememe korkuları, AB karşısında zaafa dönüşüyor.
Muhtemelen, onların bu tutumu, AB'nin bize karşı böylesine pervasız davranmasına yol açıyor. Kimse 'Beni almazsan ölürüm' diyen insanları kendi eşiti olarak kabul edip içine alamaz. Onlar bu halleriyle aslında
AB üyesi olmaya da layık olamıyorlar.
AB üyeliğini tabii istemeliyiz. Ama olmazsa ayakta duracak cesareti de göstermeliyiz. AB sürecindeki kazanımlarımızı her durumda korumalıyız. AB'yi korkuları nedeniyle saldırganlıkla savunanlar korkmasın. PKK ile mücadelede de benzer bir tutum söz konusuydu. PKK yenilince kimse onlara saldırmayı düşünmedi. Onlar Atatürk'ün 4 Mart 1922 konuşmasında tanımladığı Osmanlı 'münevverleri'. Bizim zavallı yanımız. Bize trajik tarihimizi hatırlatmak gibi önemli bir işlevleri var.
Yunan tarihçisi Dimitri Kitsikis klasik Yunan'da kahramanın en önemli özelliğinin itidal olduğunu, bu açıdan Türklerin Yunanlıların önünde bulunduğunu söylerdi. Çok yanılmış.