İzlenimler

14 ve 29 Nisan mitinglerinin anlamı konusunda tartışmalar sürüyor. Bu mitinglerde ilk göze çarpan şey bayrak bolluğu. Bayrak bir toplumun kimliğini temsil eden en önemli simge.

14 ve 29 Nisan mitinglerinin anlamı konusunda tartışmalar sürüyor. Bu mitinglerde ilk göze çarpan şey bayrak bolluğu. Bayrak bir toplumun kimliğini temsil eden en önemli simge. Kimlik krizi içinde olmayan bir toplumun bayrağı bu denli ön plana çıkarması için neden yok.
Kimlik krizi, bizi, Cumhuriyet'in kurucu ilkeleri ve değerlerinin dış ve iç tehdit ve tehlikelere maruz bırakıldığı algısına götürüyor. Bu bağlamda ellerdeki bayraklar, Cumhuriyet adı altında toplanan kurucu ilkeler yani laik hayat tarzı ve tekil ulus-devlet yapısının savunulmasını amaçlayan milliyetçiliğin yükseldiğini gösteriyor. Bu Atatürkçü milliyetçilik ya da ulusçuluk, kimseye düşman olmamakla birlikte, hayati milli çıkarlarımızı ve milli onurumuzu tehdit eden iç veya dış güçlerle mücadeleye hazır görünüyor.
AKP'nin cumhurbaşkanı seçtirmekte uyguladığı kimseyi kaale almayan uzlaşmaz hatta mütecaviz yöntem, mitinglerin düzenlenmesine yol açtı. İktidarın laiklik karşıtı söylem ve eylemleri ön plana çıktı.
Belki de bu nedenle Türkiye'nin karşılaştığı diğer varoluşçu tehlike olan PKK terörizmi ve Kürt etnonasyonalizmine tepkiler yeterince güçlü olmadı.
TSK'nın 27 Nisan muhtırası demokrasinin 'yılmaz bekçileri'ni harekete geçirdi. Ülkeyi bu noktaya getiren tüm olaylar dizisini yani nedensellik ilkesini unutarak, feryat figan, soyut demokrasi savunmasına giriştiler. Bu ülkede bir türlü demokrasinin yerleşmemesinin nedeni orduydu.
Siyasi istikrarsızlığın, ekonomik gelişmemişliğin, AB'ye girememenin, dünyada saygı görmemenin ardında ordunun bu müdahaleleri yatıyordu.
AKP'nin geri kalmış Arap kaynaklı Selefi ideolojisinden esinlenen 'pre-modern' değerleri topluma dayatarak, Cumhuriyet'in laiklik ilkesini tahrip etmesinin önemi yoktu. Sanki laik olmayan modern, modern olmayan da demokratik olabilirdi. Bu inanılmaz bir siyasi cehaletti.
SKYTÜRK'te bu görüşü savunan Ali Sirmen'e Kürşat Bumin'in tepkileri ilginçti. AKP laikliğe karşı somut olarak ne yapmıştı, 'delil' var mıydı? Laiklik karşıtı söylem laftan ibaretti. Bu söyleme bakıp niyet okumak, AKP'yi laiklik karşıtı göstermek yanlıştı.
Oysa siyasetin konusunu söylem oluşturuyor. Meclis Başkanı ve Başbakan, laikliğin yeniden yorumlanması gerektiğini ve şimdi Meclis duvarında asılı duran 'hâkimiyet' düsturunun önümüzdeki 10 yıllarda milletin eline geçtiğinde laikliğin değiştirileceğini söylemediler mi? Bu söylem bugünkü siyasi mücadeleye yol açacak kadar vahim değil mi?
Bu mücadele için önce AKP'nin şeriattan mülhem yasal değişiklikler yapmasını beklemeyi savunmak, aklın almayacağı bir başka siyasi cehalet örneği. AKP'nin laikliği tahrip ettiğine dair 'delil' gösterilmesini istemekse, sorunun siyasetten hukuki sürece aktarılması anlamına geliyor. Yani Kürşat Bumin bu konuda Anayasa Mahkemesi'nde AKP'nin kapatılması için dava açılmasını mı istiyor?
AKP yanlısı ve AKP'ye devşirilen medyada nemalanan eski sol yeni liberaller, sanki çok parlak bir savmış gibi, darbelerin hiçbir şeyi değiştirmediğini, zorla indirilenin güçlenerek geri döndüğünü, bundan ders alınmadığını söylüyorlar.
Demokrasiyi darbe gerektirmeden geliştirebilmek kuşkusuz tercihe şayan. Darbelerin sorunları çözmediğinde ise askerler bile mutabık. Zaten olağanüstü nedenler olmadan darbe de olmuyor.
Ama darbe yiyenin daha güçlü geri geldiği o kadar da doğru değil. Asıl derse ihtiyaçları olanlar, darbelerin Cumhuriyet'in kurucu ilkelerine yapılan tahribatı izlediğini anlamayanlar.
İş çevrelerinin son beyanları özeleştiri istikametinde atılmış önemli bir adım oluşturuyor. Bu özeleştirinin laiklik ve kadın hakları alanının ötesine gitmesi beklenir. Büyük işadamları uzun zamandır Türkiye'deki siyasi gelişmeleri yeterince algılayamadılar. Kamuoyunda uğradıkları imaj bozulmasını fark etmediler. Bazıları son olayların ardından, birkaç gün içinde geçerliliğini yitiren çıkışlar yaptılar.
Sorun aslında basit: Cumhuriyet'i koruyamazsak demokrasiyi de koruyamayız.