Kaçan asıl fırsat

AKP'nin iktidara gelişi kendi niteliklerinden çok kendi dışındaki nedenlere dayanıyor. 1970'lerin ortasından itibaren devam eden enflasyonun bir türlü indirilememesinin sonucunda çıkan 2001 krizi 57. hükümetin başına patladı.

AKP'nin iktidara gelişi kendi niteliklerinden çok kendi dışındaki nedenlere dayanıyor. 1970'lerin ortasından itibaren devam eden enflasyonun bir türlü indirilememesinin sonucunda çıkan 2001 krizi 57. hükümetin başına patladı.
1996'da Refah-Yol koalisyonu iktidar olduğunda ekonomi her an bir krize girecek haldeydi. Bazı önemli Batılı ülkelerin büyükelçileri bu krizin çıkacağını ve siyasi İslam'ı tasfiye edeceğini umuyorlardı.
Refah-Yol 28 Şubat ile son bulunca, krizi göğüsleme zorunluğu 57. hükümete kalmış oldu.
Halk bu krizden ve alınan acı IMF ilacından öylesine sarsıldı ki aklına Refah-Yol'un krizi çözmek için hiçbir şey yapmadığı gelmedi. Refah'tan çıkan AKP'yi kurtarıcı gibi kucakladı.
AKP kısa zamanda Refah'ın geçerliliği olmayan 'adil düzen' söylemini terk etti ve, seçim vaatlerinin aksine, IMF programını benimsedi. Yabancı fon akımından da yararlanarak bu istikrar programını ekonomik büyümeyi hızlandırarak uygulamak imkânı buldu. Enflasyon tam düşmeden ve makro dengeler kurulmadan gerçekleşen yüksek büyüme, bugünkü cari açığın, mutlak rakamla artan iç-dış kamu-özel borç stokunun, aşırı kırılganlık ve buna karşı uygulanan yüksek reel faizin temelinde yatıyor.
TL'nin yüksek değeri, bu yıl bir kriz tetikleyebilecek. Ama şimdilik GSMH'nın olduğundan büyük, yabancı dövizle borçlarınsa küçük görünmesini sağlıyor. Özenle üretilen rakamlarla işsizlik ve yoksulluk düşük gösteriliyor.
Bu 'yeni popülist' politikaların bizi 2001'e getiren popülizmden temel farkı, küreselleşmenin dünya finans sisteminde yarattığı imkânlardan yararlanıyor olması. Bir ekonomi büyümesini ister eskisi gibi bütçe açığı, ister şimdiki gibi cari açıkla karşılıyorsa yani kendi imkânlarının ötesinde harcıyorsa, popülist niteliğini koruyor demektir.
Türk muhafazakârı, kendi kimlik ve kültürünü terk etmeden, ekonomik kalkınmasını sağlayan Japonya'ya hayrandır. Ama Japonya'nın bu işi nasıl yaptığıyla pek ilgilenmez. AKP de, zihnen ve fikren tamamen hazırlıksız olduğundan, Uzakdoğu modelinden esinlenen bir büyüme ve kalkınma modeline geçemedi. Fırsatı kaçırdı.
AKP'nin, ekonomiye ilaveten Refah'tan temel farkı, dış politikasını Batı'ya çevirmesi oldu. AB üyeliği için, Kıbrıs ve ayrılıkçı Kürt sorununda, daha önce hiçbir hükümetin aklına gelmeyen ödünler verdi veya vermeye hazır olduğunu gösterdi. Buna karşılık dine ilişkin tutumunun Refah'ınkinin aynı olduğunu kanıtladı. Bugünkü gerginliklerin kaynağı bu.
Şimdi derinlemesine bölünmüş ve siyasi-ekonomik kriz potansiyeli taşıyan bir ortamda cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlere gidiyoruz. Oysa AKP, rahmetli Özal'ın yaptığını yapabilir ve din ile laiklik sorunsalını hafifletebilirdi. Asıl kaçırdığı en büyük fırsat bu.
Sn. Erdoğan, ekonomi ve dış politikadan ziyade, dini anlayışında değiştiği iddiasıyla iktidara geldi. Ama Selefi akımın etkisinden kurtulamadı. Onun için İslam'ın dini özünden çok, siyasi ideolojik niteliği önemli. Cumhuriyet laikliğinin dini veçhesini oluşturan Hanefi-Maturidi yorum, İslam'ı gerçek dini niteliğiyle sınırladığı için cazip gelmiyor. Bu nedenle Cumhuriyet'in laikliğiyle barışamıyor.
AKP'nin dini anlayışını savunan köşe yazarları, İslam'ın laiklikle bağdaşmadığını açıkça yazıyorlar. Bunlar için, genelde Batı modernitesi karşısında yenilen İslam uygarlığının, özelde de Cumhuriyet'in kuruluş döneminde dindarlara reva görülen 'muamelenin' yarattığı mağduriyet duygularını yaşamak, kimliklerinin muhafazası açısından önemli. Kendilerine Hanefi-Maturidi zemininde buluşma önerilerini tartışmaktan bile kaçtılar. Savunma içgüdüsüyle içe kapandılar. Geniş toplumun din ihtiyacını karşılamakla ilgilenmediler. Ahlakı kadın namusuna, onu da türbana indirgediler. Yazık ettiler.
Sn. Erdoğan Selefi kadrolaşmayla ve cumhurbaşkanlığıyla devleti ele geçirmeye çalışırken, bir yandan boş bir laiklik söylemi, öte yandan da Batı'yla zorlama bir işbirliği çabasına girdi.
Buna şimdi bir de sahte milliyetçilik ekliyor.
Bunca çelişki sürdürülemez.