Kaide AB'yi ödüllendirdi

Terörizm vurunca hemen bir şeyler yazmak ihtiyacı duyuyorsunuz.

Terörizm vurunca hemen bir şeyler yazmak ihtiyacı duyuyorsunuz. Oysa o sırada dehşet verici manzaraların dışında fazla bir bilgi yok. Kaçınılmaz olarak olayı eksik bilgilerle açıklamaya çalışıyorsunuz. Bir de herkesten üstün ve kıvrak bir zekâya sahip olduğunuzu kanıtlamak ihtiyacındaysanız, bazı 'güç odakları'na amaçlar atfedip açıklamalar yapıyorsunuz. Ortaya terör olayının izahından çok, yazanın karakterine ilişkin ipuçları çıkıyor. Oysa bir hafta içinde olay açıklık kazanınca doğru analiz yapmak kolaylaşıyor. Ama bu defa da güncellik kaybolduğundan, hem okuyucunun hem de gazetecinin ilgisi azalmış oluyor.
Saldırıların El Kaide tarafından düzenlendiği, bu amaçla Türk vatandaşlarının kullanıldığı açıklık kazandı. 1975-80 arasındaki sol-sağ ideolojik terörizmiyle 1984-99 arasındaki etnik terörizmden sonra, bu üçüncü dalga terörizmin farklı özellikler taşıdığı görülüyor.
Terörist örgüt merkezi ülke dışında ve mensuplarının çoğu Araplardan oluşuyor. Siyasi söyleminden, bir yandan Amerika'nın Müslüman dünyaya karşı saldırgan hâkimiyetine son vermeyi, öte yandan da Suudi Arabistan rejimini değiştirmeyi amaçladığı ortaya çıkıyor. Örgütlenme modeli bilişim teknolojisinin iletişim ağı kavramına oturuyor. Yapılan araştırmalar, El Kaide'nin bir ucu terörist gruplara uzanan bir 'siyasi akım' niteliğinde olduğunu; gayriresmi okullar, iletişim kanalları, ibadet yerleri ve basın-yayın organlarından yayılan fanatik dini öğretiye dayalı bir mücadele doktrini geliştirdiğini doğruluyor. Örgüt bu haliyle birçok ülkedeki bağımsız, terörist veya değil, gizli örgütlerin gevşek bir konfederasyonundan oluşuyor.
Örgütün mensuplarından, amaçlarına ve fiillerine kadar tüm unsurları,
İslam dininin radikalleşmiş ve siyasileşmiş bir yorumundan ilham alıyor. İslam tarihinin daha ilk aşamasında görülen, bazen kaybolup bazen ortaya çıkan ve Harici olarak nitelenen bu akımın bugün en açık örneği Cezayir'deki vahşette görüldüğü gibi, daha ziyade diğer Müslümanları, yeterince Müslüman olmadıkları gerekçesiyle hedef alıyor. Afganistan'da Sovyetler'e karşı mücadeledeki başarısının, bu akımı sadece Müslümanlara değil, dünyanın büyük güçlerine karşı da meydan okuma aşamasına getirdiği anlaşılıyor.
Terörist fiillerinin temel özelliği vahşetinin sınır tanımaması. Bunu Amerika'daki ikiz kulelere yaptığı saldırıda ortaya koydu. El Kaide'ye göre dünyada masum sivil diye bir kategori yok. İnsanlar harcanabilir nitelikte. Kendi mensuplarının dahi terörist fiili işlerken ölmesini tercih ediyor. Yani hayat ve ölümü ayırmayan bir dini inançla kendi yandaşını dahi yok edecek bir nihilizmi benimsiyor. Bu tür bir zihniyetin elinde kitle imha silahları bulunmasının yaratacağı tehlikenin boyutlarını düşünmek bile korkutucu.
Filistin sorununa fiilen müdahil olmadığı halde, bu konuyu siyasi amacı için kullanıyor. Öncelikli amaçları içinde Irak da yok. Aslında düşman olduğu Baasçı ve Saddamcı Sünni Araplarla birlikte Amerika'nın oluşturduğu koalisyona, Kızılhaç ve BM gibi uluslararası kuruluşlara karşı terörist faaliyette bulunuyor.
Türkiye'de Türk olmayan(?) hedeflere saldırırken Müslüman ölümlerine duyduğu kayıtsızlık, Türkiye'ye de ders vermeyi amaçladığını gösteriyor. 1 Mart tezkeresi Amerikan ordusunun Irak'a geçişini engellediği, Irak'taki gruplar istemediği için 7 Ekim tezkeresine rağmen Irak'a asker gönderilmediği halde, El Kaide'nin düzenlediği bu saldırılar, hedefin rejimimizin Batılı laik özelliği olduğu izlenimi veriyor. Yani Amerika ve İsrail'e ilişkin politikamızı değiştirsek dahi, kendimizi değiştiremeyeceğimizden bu terör türünden kaçınma ihtimalimiz yok gibi.
El Kaide bir küresel terörist kuruluş. Ancak bugüne kadar AB ülkelerine saldırıda bulunmadı. AB'nin terörizme karşı ikircikli tutumunu ödüllendirdi. AB'nin herhalde 'barış ve uygarlık projesi' olmasından kaynaklanmayan bu tutumu devam ettikçe de, terörizmle mücadele tam bir küresel nitelik kazanamayacak.