Karanlık savaş

31 Mayıs-1 Haziran tarihlerinde Harp Akademileri'nde Genelkurmay'ın 'Stratejik Araştırma ve Etüt Merkezi' (SAREM) tarafından tertiplenen 'Güvenliğin yeni boyutları ve uluslararası örgütler'...

31 Mayıs-1 Haziran tarihlerinde Harp Akademileri'nde Genelkurmay'ın 'Stratejik Araştırma ve Etüt Merkezi' (SAREM) tarafından tertiplenen 'Güvenliğin yeni boyutları ve uluslararası örgütler' sempozyumunda Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt ve II. Başkan Org. Ergin Saygun açış ve kapanış konuşmalarını yaptılar. Yerli ve yabancı uzmanların da katkıda bulundukları toplantı bende bazı izlenimler bıraktı.
Yeni tehditlerin başında terörizm geliyor. Ancak Batı'nın radikal İslamcı ideolojiden kaynaklanan terörle mücadeleye odaklandığı; etnik terörizmi ülkelerin iç işi sayarak işbirliğinden kaçındığı görülüyor. Müslüman terör gruplarının faaliyetlerine karşı ülkelerin sıkı işbirliği yapması bir uluslararası vecibe haline getirilirken, PKK terörizmine 'öncelik' verilmiyor.
Org. Sn. Büyükanıt konuşmasında 'karanlık savaş' deyimini kullandı. Devletlerarası savaşlarda amaçlar ve stratejiler belli bir görünürlüğe sahipti. Soğuk Savaş'ta iki tarafın nükleer silahlarının sağladığı dehşet dengesi nedeniyle, diğer tehditlerin boyutları devletler arası savaş çıkarmayacak şekilde sınırlanmıştı. İlk kez bu dönemde terörist gruplar dış politika amacıyla iki kamp tarafından kullanılmaya başladı.
Soğuk Savaş'ın bittiği ve küreselleşmenin yayıldığı bir süreçte ülkeler arasında, bir yandan işbirliği yapılırken, bir yandan da çatışmacı dış politika uygulamaları zaten hız kazanmış; ittifak ilişkilerinin yarattığı dayanışma azalmıştı.
Batı ittifakı, 11 Eylül olayıyla birlikte, doğası belirsiz büyük bir güvenlik tehdidine, kendi içinde bölünmeyle sonuçlanan çok farklı değerlendirmelerle karşılık verdi. Bu ortamda eski müttefiklerin birbirlerinin çıkarlarına saygısı daha da azaldı ve karşılıklı güvensizlik duyguları güçlendi.
Bu bağlamda savaşların karanlık niteliği, sadece devlet altı grupların kamuoylarının haber ve bilgisinin dışında olmasından kaynaklanmıyor. Müttefiklerin birbirlerine karşı güttükleri hedeflerin belirsizleşmesi de karanlığı artırıyor.
Türkiye, PKK ve Kuzey Irak'taki Kürt yönetimi açısından, Amerika'nın ve AB'nin politikalarından artan bir kuşku duyuyor. Bu yönüyle kendisini karanlık savaşın alanı gibi hissediyor.
PKK ve onun siyasi cephe örgütü gibi davranan DTP, federal yapı talebiyle ülkeyi bölmek istediğini açıkça söylüyor. Aynı zamanda şehitler ve canlı bomba kurbanları dolayısıyla halkta beliren nfialin tehlikeli tepkilerini bertaraf etmek için, Misak-ı Milli'yi savunuyor ya da ölenlere sempatiyle yaklaşıyor görüntüsü veriyor.
Amerika, PKK terörüne karşı olduğunu söylüyor; ama ne kendisi bu teröristleri engelliyor ne Kürt yönetimine bu yolda baskı yapıyor ne de bizim askeri müdahalede bulunmamızı istiyor. Barzani ise hukuken PKK terörünü himaye etmeme yükümlülüğü altında olduğunu göz ardı ediyor, sorununun siyasi çözüme bağlanmasını savunuyor.
Amerika'nın, müttefiki Türkiye'de kendisine karşı yarattığı derin husumeti bile göze alarak böyle bir politika izlemesi için yani Türkiye'yi Irak Kürtleriyle görüşerek PKK sorununu halletmeye zorlaması için olağanüstü bir çıkarı söz konusu olmalı.
Amerikan basınına göre, Barzani ile başlatılacak müzakere süreci, PKK'nın Kuzey Irak'ı kullanmasını engellemek karşılığında, Türkiye'nin Kürt varlığının devletleşmesini kabulüyle sonuçlanabilir. 1 Mart tezkeresi öncesinde sözü edilen 20-30 km. derinliğinde bir güvenlik koridoru bu amaçla bir süre TSK kontrolüne verilebilir. Türkiye Kerkük'ün Kürt bölgesine ilhakına rıza göstermesi karşılığında, bölge petrolünden küçük bir pay bile elde edebilir.
Böylece Amerika'nın bölgede kalması da kolaylaşır.
AKP, bu 'karanlık' savaş konusunda aydınlatılmış olmalı ki gelişmeleri seyirci gibi izliyor. Belki de daha ileri giderse, cari açık nedeniyle Batılı fonların her zaman çekilebileceği ve ekonominin çökeceğinden endişeleniyor.
Yeni iktidarı çok çetin bir sorun bekliyor. Kayıplarımızın olası boyutları karşısında, AKP'nin yine tek başına iktidara gelmesini ve sorumluluklarının sonucunu üstlenmesini temenni edemiyoruz.