Katmerli enosis

Kıbrıs konusunda sıkıştık. İstanbul iş çevreleri ve liberal aydınlar çıkışı, Annan paketi çerçevesinde çözümde görüyorlar.

Kıbrıs konusunda sıkıştık. İstanbul iş çevreleri ve liberal aydınlar çıkışı, Annan paketi çerçevesinde çözümde görüyorlar. Paketin 'dengeli' olduğunu düşünüyorlar. Kıbrıs sorunu çözümlenince AB üyeliğimiz önündeki temel engelin kalkmış olacağını; AB gibi insan haklarına saygılı ve
kuvvet kullanmaya karşı bir kuruluş içinde Rumların Türklere tehdit oluşturmayacağını söylüyorlar.
Diğer yol ise mücadeleye devam etmek. Bu durumda Yunanistan'a ilaveten Rumların vetosu dolayısıyla AB üyeliğimizin engellenmesi ihtimali var. Kaldı ki Türkiye ve Kuzey Kıbrıs böylesine içten bölünmüşken nasıl mücadele edebiliriz?
Mücadele için önce karşı tarafın ne yapmak istediğini anlamak gerek. Geçenlerde KKTC muhaliflerinin Simitis'le yaptıkları görüşmeden sonra Rum-Yunan tarafının yaklaşımı ortaya çıktı. Türklere biraz pasaport, biraz iş, AK'de iki milletvekilliği ve Türkçenin AB dili olması imkânları tanınacak. CTP'nin aralık seçimlerini kazanması için tabii bol paralı yoğun bir psikolojik harekât yapılacak. Sn. Denktaş'ın müzakereciliğine son verilerek yeni bir müzakerecinin Annan paketini imzalaması sağlanacak. Kısaca 1960'tan bu yana Kıbrıs'ta Türk haklarını koruyan cephe içerden çökertilecek. Buna içerde ve dışarıda 'değişime uyum' deniyor.
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs raporu ve 1475 sayılı Güvenlik Konseyi kararı, Sn. Denktaş'ın, Arafat gibi, 'çözümsüzlüğün tek sorumlusu' olarak tasfiyesini amaçlıyor.
Çözüm için garantör ülkelerin de imzası gerekiyor.
Talat'ın Simitis'le görüşmesinde sakınca görmeyenler böyle bir çözümü imzalamaktan da çekinmeyebilirler. Ama bu çözümün Türkiye ve adadaki bölünmeyi uçuruma çevirebileceği ve belki de hükümete tezkere fiyaskosundan sonra ölümcül bir darbe vurabileceği de unutulmamalı.
Düşünün bir kere, siz Kıbrıs'ı bu yolla çözdünüz.
2004 sonunda, Yunanistan Ege'de karasularının 12 mil olmasında ısrar ediyor. Hadi onu da aşıyorsunuz diyelim.
Yeni KOB'daki bir talebi henüz tam yerine getirmediğiniz bahanesi arkasına saklanan bir veya birkaç AB ülkesi müzakere tarihi verilmesine karşı çıkıyor. Kıbrıs gitti gider, 'statüko' da harika biçimde (?) değişmiş olur.
AB içindeki bir Kıbrıs'ta Türklerin başına neler gelebileceğini anlamak için Batı Trakya Türklerinin halen başına gelenlere bakmak yeterli. Geçen cumartesi rahmetli Sadık Ahmet'in eşi Işık S. Ahmet'in katıldığı ATO panelinde bunlar ele alındı.
Azınlığın yaşamında son zamanlarda bazı düzelmeler olmakla birlikte, birçok sorun da devam ediyor. Azınlık kendisine Türk diyemiyor. Diyenler hapsediliyor. Yunanistan 'Müslüman' kelimesinde ısrar ediyor. Azınlık bağımsız milletvekili seçemiyor. Bunun için ülke çapında yüzde 3'lük barajı aşmak yani 250 bin oy almak lazım. Oysa azınlık çoluk çocuk dahil 150 bin kişi. Türkiye'de yasaya rağmen patrik seçimle geliyor, ama azınlık kendi müftülerini seçemiyor. Bu unvanı kullanan seçilmiş müftüler hapsediliyor. Azınlık mensupları sürekli vatandaşlıktan atılmasaydı nüfusları şimdi yarım milyona ulaşacaktı. Bu amaçla kullanılan ünlü 19. madde değişti, ama bundan zarar göre 60 bin kişiye vatandaşlıkları iade edilmiyor. Türklerin meskûn olduğu Bulgar sınırı boyunca 20-30 km'lik bir alan, Soğuk Savaş bittiği halde, hâlâ askeri bölge olarak dış dünyaya kapalı. Eğitim sorun. Vakıflar sorun. Ekonomik hayatta eşitlik namevcut. Banka kredisi verilmiyor. Arazileri kamulaştırılıyor vb.
Bütün bunlar 22 yıldır AB üyesi olan Yunanistan'da oluyor. Talat Kıbrıs Türklerine bundan da kötü bir kader oluşturmaya çalışıyor.
Simitis, Atina'daki imza töreninden sonra '40 yıllık (yani 1963'ten bu yana) hedeflerine ulaştıklarını' söyledi. Bu enosisti. Anlamayanlar için 'sürçü lisan' ederek açıkça da söyledi. Böylece Kıbrıs'ın AB üyeliğinin Garanti Antlaşması 2. maddeye aykırı olduğunu itiraf etmiş oldu. Şimdi Kuzey'i de alarak katmerli enosis yapacak. Bu senaryo Türk tarafının AB üyeliği için her türlü fedakârlığa gireceği varsayımına dayanıyor.
Anladınız mı neden 'Kuzey Kıbrıs Türkiye ile birlikte AB üyesi olsun' diyoruz?