Keşmir

Geçen hafta Pakistan'da bulunduğum sırada Dışişleri Bakanı Kasuri'yle bir görüşme yapma imkânı buldum.

Geçen hafta Pakistan'da bulunduğum sırada Dışişleri Bakanı Kasuri'yle bir görüşme yapma imkânı buldum. Bu vesileyle özellikle Keşmir sorunuyla ilgili olarak kendisine sorduğum sorulara aldığım cevapları mealen naklediyorum.
Hindistan 11 Eylül sonrasında ortaya çıkan havadan yararlanarak, Keşmir'deki özgürlük savaşını terörizm olarak adlandırdı. Oysa Keşmir 11 Eylül olayından 50 yıl önce çıkmış, hakkında çok sayıda BM kararı bulunan çok farklı bir sorun. Hindistan 2002'nin başından itibaren Keşmir ve iki ülke sınırına 1 milyondan fazla asker yığdı. Bu 2. Dünya Savaşı sonrasının en büyük yığınağı sayılabilir.
Bu yığınağa rağmen Pakistan politikasında bir değişiklik olmadı. Hindistan askeri tehditle amacına ulaşamayacağını anladı. Öte yandan Hint muhalefeti ve basını kuvvet kullanma tehdidinin yararını sürekli sorguladı.
BJP hükümetinin Hint milliyetçiliğine dayalı bu politikası eyalet seçimlerinde oylarını artırmayı amaçlıyor olabilir. Ancak seçim sonuçları bu hedefe de varılamadığını gösteriyor.
2001 ortasında Başkan Müşerref ve Başbakan Vajpayi arasında Agra'da yapılan gorüşmelerde oluşturulan taslak metinde 'farklı konulardan oluşan', yani Keşmir'i de içeren bir 'composite' diyalogdan söz ediliyordu.
Maalesef bu metin kabul edilmedi. Oysa bu, Hindistan'ın resmi politikasına rağmen ileri bir adım oluşturacaktı. Bilindiği gibi, Hindistan Keşmir'in denetlediği bölgesini kendisinin ayrılmaz bir parçası olarak gördüğünden, müzakere etmeyi kabul etmiyor. BJP'nin sertlik yanlıları Vajpayi'nin bu tutumunu (muhtemelen Müslüman militanların Hint Parlamentosu'na yaptığı baskını vesile ederek) değiştirdiler.
Hindistan bu defa Amerika'nın Irak'a harekât yapmak için kullandığı
'önalıcı' meşru savunma kavramını, Keşmir konusunda Pakistan'a karşı kullanmaya çalıştı. Böylece Pakistan'da kitle imha silahı olan nükleer silahlar bulunduğundan hareketle, kendisine saldırılmasını beklemeden Hindistan'ın da Pakistan'a harekât düzenleme hakkı olduğunu ileri sürmüş oldu.
Pakistan Amerika'yı terörizmle mücadelesinde desteklemekle birlikte
'önalıcı' meşru savunma kavramını kabul etmediğini; Irak'a müdahale için BM Güvenlik Konseyi'nden karar alınması gerektiğini Amerika'ya bildirmiş. Pakistan bu kavramın uluslararası ilişkilerde sadece kaos yaratacağını düşünüyor. Hindistan ise Amerika'nın Irak'a harekâtını kınadığı halde bu harekâtın temeli olan 'önalıcı' meşru savunma doktrinini Pakistan'a karşı kullanmaktaki çelişkiyi göz ardı ediyor.
Vajpayi'nin geçenlerde yaptığı görüşme çağrısı önemli. Pakistan Başbakanı Cemali hemen olumlu yanıt verdi.
Ancak sertlik yanlısı Başbakan Yardımcısı Advani eski şartları ileri sürdü. Yani Keşmir'de sınır ötesi 'terörizm' durmadan görüşmeler yapılmayacak. Buna karşı Pakistan Keşmir'deki 'Kontrol Hattı'nın ya BM ya da bazı ülkelerin gözlemcileri tarafından denetlenmesini öneriyor. Hindistan bunu da kabul etmiyor. O zaman Hindistan'ın hem savcı hem yargıçmış gibi 'Önce terörizmi durdur' demesinin de bir anlamı kalmıyor. Kaldı ki Amerika dahi kendi sınırlarını koruyamamışken Pakistan'ın tek başına bunu sağlaması da imkânsız. Hindistan ya ön şartsız görüşmelere başlamalı ya da gözlemcileri kabul etmeli.
2002 boyunca süren kriz sırasında bazı Hindistan yetkililerinin Keşmir'de terörizmi ileri sürerek 'Pakistan'ı yeryüzünden silmek' gibi tehditlerde bulunmaları nükleer silahların kullanılması önündeki eşiği çok düşürdü. Kasuri, Hindistan'ın böyle hareketle Keşmir sorununu dünya gündeminde üst sıralara çıkardığını; bundan da memnun olduklarını söyledi. Ancak Hindistan'ın nükleer silahları ilk kullanan taraf olmayacağı yolundaki
'doktrini'ni Pakistan inandırıcı bulmuyor. Askeri stratejisini 'ülke savunmasının gereklerine göre' saptadığını vurguluyor. Kaldı ki güven artırıcı önlemler bağlamında Güney Asya'nın nükleer silahlardan arındırılması önerisini de yapmış.
İki taraf arasında Keşmir ve diğer konulara ilişkin görüşmelerin başlaması barış yönünde çok önemli bir adım olacak.