Kıbrıs belirsizlikleri

Gün geçmiyor ki bir Kıbrıs Rum yetkilisi Türkiye kendilerini tanımazsa giriş müzakerelerinin başlatılmasını veto edecekleri tehdidinde bulunmasın.

Gün geçmiyor ki bir Kıbrıs Rum yetkilisi Türkiye kendilerini tanımazsa giriş müzakerelerinin başlatılmasını veto edecekleri tehdidinde bulunmasın. Alınan duyumlara göre, Rumların 17 Aralık zirvesinde veto kullanmaları söz konusu değil. Muhtemelen 31 bölüme ilişkin müzakereleri sırasında, her bölümün sonunda 25 üye ülkenin onayı gerektiğinde vetoya başvuracaklar.
Öte yandan AB de Rumları tanımamızı talep etmeye başladı. AB Rumları referandumda Annan Planı'nı reddettiklerinden dolayı eleştirmekteydi. Ama 'Kıbrıs Cumhuriyeti' artık bir AB üyesi olarak bizimle müzakerelerde yer alacaktı. Bir üye adayının bir üyeyi tanımaması düşünülemezdi. Bu Türk tarafına karşı bir haksızlıktı, ama 'hayatın gerçekleri' böyleydi.
İngiliz Dışişleri'nde Devlet Bakanı Macshane ile İngiltere'nin eski Kıbrıs temsilcisi Lord Hannay bir süre önce bir televizyon programında bu görüşleri tekrarladılar. Onlara göre Rum tarafı Annan'dan önceki iki girişimi (De Cuellar ve Boutros Gali önerileri) kabul etmiş, Sn. Denktaş reddetmişti. Bu nedenle Rumların referandumdaki hayır oyu normal karşılanmalıydı. Zaten bir halk hayır derse yapacak bir şey yoktu. Sn. Denktaş'ın 2002 yılının başına kadar başvurduğu oyalama taktikleri yüzünden, Annan Planı gecikilerek hazırlanmıştı. Türk tarafı Aralık 2002 Kopenhag zirvesinde Annan Planı'nın 2. versiyonunu kabul etseydi, Rum tarafı referandumda hayır demesi halinde AB'ye giremeyecekti. Sn. Denktaş Mart 2003 Lahey toplantısında çıkan benzer fırsatı da tepti. Yani bu sonuçtan Türk tarafı sorumluydu.
Hannay, 2 Kasım'da İngiliz Parlamentosu'nda yapılan bir oturumda bu görüşlerini tekrarladı. Fazladan 1995 Gümrük Birliği (GB) kararı alınırken, Kıbrıs sorunu (1998'e kadar) çözümlenmezse Rumların adanın tümünü temsilen AB'ye alınacağı konusunda bir mutabakat oluşturulduğunu; bu mutabakatın GB için (Yunanistan' tarafından konulan) bir şart olduğunu; 1999 Helsinki zirvesinde de aynı şartın yer aldığını söyledi. Aynı oturumda konuşan Özdem Sanberk ise referandumda Annan Planı'nı reddetmesine rağmen Rumların AB üyesi yapılmasının büyük bir hata olduğunu; şimdi Türkiye'den Rumları tanınmasını kimsenin bekleyemeyeceğini; çıkmazdan kurtulmakta AB'nin 'yaratıcılığına' güvendiğini söyledi.
İnsan, Macshane ve Hannay'in sözlerinin neresini düzelteceğini bilemiyor. Önce De Cuellar önerilerinin tümünü, Gali 'Fikirler Dizisi'nin yüzde 90'ını Türk tarafı kabul etmiş, Rumlar reddetmişti. 2001'in başında doğrudan görüşmelere başlama önerisi Sn. Denktaş'tan gelmişti. Annan Planı'nı Kasım 2002'ye kadar bir türlü hazırlayamayan BM ve özel temsilciler gecikmenin gerçek sorumlularıydı. Aralık 2002 zirvesinde Annan Planı'nın ikinci versiyonunu okumak ve müzakere etmek için verilen süre 48 saat bile değildi. Buna rağmen ambargoların kaldırılması halinde belgeyi kabul edeceğini söyleyen Türk tarafına De Soto, Hannay ve Weston olumsuz cevap verdi. Lahey'de Sn. Denktaş üçüncü versiyonu kabul etmiş olsa bile Rumlar referandumda yine reddedebilir ve yine AB üyesi olabilirlerdi. Kaldı ki Rumların planı reddedeceği Klerides'in seçimleri Papadopulos'a kaybetmesinden belliydi.
Türkiye GB'yi imzalamakla AB'nin sadece tekstile ilişkin tarife dışı engelleri kaldırmasına karşılık, pazarını AB'ye açmış oldu. Bu tek yanlı ticari tavize ilaveten bir de Kıbrıs'ta bedel ödemesi için hiçbir gerek yoktu. Türkiye AB'nin Kıbrıs'a ilişkin tutumunun Rumları uzlaşmazlığa iteceğini başından bu yana söyledi.
Sanberk'in dediği gibi, AB kendi hatasının sonuçlarını düzeltmek için, Rumları tanımamızı istemeden, KKTC'ye dönük ambargoları kaldırmalı.
AB üyesi olacaksak Kıbrıs sorununun çözümlenmesi gerekiyor. Ancak Kıbrıs'ta çözüm Türkiye'nin üyeliğiyle bağlantılı hale geldi. Türkiye'nin üye olacağı belirsizken, yani ucu açık müzakereden, referandumda giriş antlaşmasının reddi ihtimalinden ve imtiyazlı ortaklıktan söz edilmekteyken, Kıbrıs'ta çözüm süreci de ucu açık olmak zorunda. Bizim üyeliğimize ilişkin belirsizlik bittiğinde, Kıbrıs sorunu da çözümlenebilir.