Kıbrıs hakkında

Amerikan 'Brown' Üniversitesi'nin 'World Affairs' dergisinde Kıbrıs'a</br>ayrılan bölümde çıkan Natalie Tocci ve Henry Barkey'in makaleleri...

Amerikan 'Brown' Üniversitesi'nin 'World Affairs' dergisinde Kıbrıs'a
ayrılan bölümde çıkan Natalie Tocci ve Henry Barkey'in makaleleri, Sn. Denktaş'ın sınırları açmasından önceki döneme ilişkin nesnel analizler içeriyor. Her iki makalenin de ortak eksiği, Türkiye'nin hukuki tezlerine değinmemeleri ve Kıbrıs'tan sonra sıradaki engelin Ege sorununda olduğunu göz önüne almamaları.
Tocci, Kıbrıs sorununun çözümünde ilerleme sağlanamamasını 2002 Aralık Kopenhag zirvesinde Türkiye'ye giriş müzakeresi için tarih verilmemesine bağlıyor. Türkiye'nin, Kıbrıs sorunu çözümlendikten ve Türk tarafı Rumlarla birlikte AB'ye girdikten sonra, AB'nin Türkiye'yi üye yapmaması ihtimalinden korktuğunu, kısaca Türkiye'nin AB'ye güvenmediğini söylüyor.
İşin özü de bu. Yoksa Türkiye ve Kıbrıs Türklerinin sorunun çözümüne karşı çıktığı, çözüme karşı muhafazakârlarla çözümden yana liberaller olarak ikiye ayrıldığı doğru değil. Türkiye'nin AB üyeliği şu veya bu şekilde teminat altına alınırsa Türk tarafının çözüme karşı çıkması için bir neden kalmaz. Ama Türkiye'yi AB dışında tutarken Kıbrıs'ta çözümü sağlayıp, adanın tümünü AB'ye almayı amaçlayan hiçbir baskı politikasının da başarı şansı olamaz.
Yunanistan da Kıbrıs sorununun kendi başına çözümlenmesine imkân olmadığını
anlamalı. Yunan hükümetleri Ege için gerekli ödünleri müzakereyle veremeyeceğinden, UAD vasıtasıyla çözümü yeğliyor. Bu nedenle Ege sorununun müzakerelerle çözümlenmesi mümkün değil. Deniz hukukundaki gelişmelerin Yunan tezleri lehine olması dahi ikincil öneme sahip. Türkiye ise Ege sorununun ne şekilde UAD'ye gideceğini önceden bilmeden, Kıbrıs'ta çözümü kabul edemez. Kıbrıs'ta geriye dönüşü olmayan bir çözümden sonra, Ege'de Yunanistan'ın aşırı talepleri dolayısıyla çözüm olmazsa Türkiye'nın giriş tarihi alması bu kez Yunanistan tarafından önlenebilir. Türk hükümetleri de bu ihtimali göz ardı edemezler.
Belki de tam bu bağlamda Yunanistan'ın Türkiye'nin 'demokratikleşmesi' tezini anlamak mümkün. 28 Mayıs tarihli Katimerini gazetesinin başyazısında, Papandreu'nun biri Genelkurmay başkanı Sn. Özkök tarafından temsil edilen "Asyalı ve saldırgan", diğeri Başbakan Sn.Erdoğan tarafından temsil edilen "Avrupai, ılımlı ve uzlaşmacı" olmak üzere iki Türkiye'nin varlığına inandığı bildiriliyor. Bazı Avrupalı politikacıların da benzer nedenlerle Kemalizm'e karşı çıktıklarını görüyoruz.
AKP, kısa bir devlet tecrübesinden sonra, esasen makul olan Kıbrıs ve Ege politikalarını benimsedi.
Asıl sorun Yunanistan'ın Kıbrıs ve Ege tezlerinin ana hatlarıyla son 50 yıldır istikrarlı biçimde sürmesinden geliyor. Yedi yıllık askeri yönetim de bu dönemin içinde. Simitis, Rumların 16 Nisan'da giriş anlaşmasını imzalamasından hemen sonra 'enosis' hedefine vardıklarını dolaylı biçimde söyledi. Adanın güneyini ziyaret ederken de 'dil sürçmesi' ile bunu açıkça teyit etti. Demokrasi Yunan milli hedeflerini yumuşatmadığına göre, belki de geçmişle tek fark, bu hedeflere varmak için Türkiye'nin AB üyeliğini istemesinden yararlanmalarında yatıyor.
Yunan hedeflerinin milliyetçi karakterini saklamak ve Türk politikasını saldırganlıkla suçlamak için Türkiye'de demokrasi olmadığı taktiğini kullanması, propagandacı geçmişinden kurtulamadığını gösteriyor.
Kıbrıs ve Ege sorunları, Yunan bağımsızlık kültürünün aşırı ideallerine saplantısı nedeniyle çözümlenemez ve Türkiye AB üyesi olamazsa, Kardak krizi öncesi döneme dönülebileceği yolunda tahminlerde bulunulmuştu. Buna karşılık bazı köşe yazarları, "İşte Rumlar AB'ye tek başlarına giriyor ama Doğu Akdeniz'de henüz hiçbir çatışma çıkmadı" diye yazdılar. Bu tam bir ciddiyetsizlik örneği. Kimse kimseye ültimatom vermedi. "Saldırırız" da demedi. Ege üzerindeki uçuşlarda vuku bulan 'kazaların' bir çatışmaya dönüşmesinin hep önleneceği garanti edilebilir mi?
Yunanistan iki ülke arasındaki sorunları gerçekten çözmek istiyorsa,
'demokrasi üzerine tezleri' bir yana bırakıp, Türkiye'nin AB üyeliğinin nasıl sağlanabileceğini düşünmeye başlarsa daha yapıcı olur.