Kıbrıs rüyaları

İki gün Kıbrıs'ta kaldım. Bu arada o 'şok', 'depremsel' miting oldu. Halk iradesini gök gürültüsü gibi haykırdı. Barış ve çözüm istiyorlardı.

İki gün Kıbrıs'ta kaldım. Bu arada o 'şok', 'depremsel' miting oldu. Halk iradesini gök gürültüsü gibi haykırdı. Barış ve çözüm istiyorlardı. Önceleri birkaç bin kişiydiler. Sonra 30, şimdi de 60 bin olmuşlardı. 'Hain' Denktaş gitmeli ve Annan paketi olduğu gibi imzalanmalıydı.
Her ne kadar bu 'iradeyi' oluşturmak için son zamanlarda bazı televizyon ve radyo istasyonları aniden el değiştirmiş olsa da, irade iradedir. Amerika ve BM sözcülerince desteklenmeye layıktır.
Demokrasilerde halkın mitinglerde isteklerini dile getirmesi doğal. Bu istekler, 'çözüm', 'barış', 'AB üyeliği' gibi genel temenniler niteliğinde olur. Mitinge katılan halkın doğrudan müzakere etmek imkânı olmadığından, pazarlıkları yine çok sınırlı bir grup yapar. Kaldı ki çözümün nasıl olacağı da uzmanlık gerektirir.
Önce mitingin büyüklüğüne değinelim. İnönü Meydanı 7 bin metrekare. Bir metrekareye en çok dört kişi üzerinden miting alanına 28 bin kişiden fazlasının girmesi imkânsız. Fotoğraflardaki boşluklar da toplam katılımcıların 25 binin altında olduğu izlenimi veriyor. Organizatörler yeterince insan toplayabileceklerine emin olsalardı, mitingi çok daha büyük olan Atatürk Meydanı'nda yaparlardı. Mitingdekilerin hemen hemen yarısı oy kullanma yaşının altında öğrenciler. Yani 'Seçimler şimdi yapılsa muhalefet kazanır' tahminini bu mitinglerle doğrulamak imkânsız.
Bırakın mitinglere katılan Kıbrıslıları, siyasiler, basın ve akademisyenler
bile Annan paketini henüz incelememişler. Ne de olsa onlar da Türk. Bilmedikleri konularda konuşmakta, neden Türkiye'deki karşıtlarından geri kalsınlar? Tabii bir şeyi ayrıntılarıyla bilmezseniz, uzun yıllar biriken memnuniyetsizliklerinizin de etkisiyle, kendinize yeni ufuklar açtığını sandığınız bir denize açılıverirsiniz.
Annan paketinin en sakıncalı yanı emlak konusuna getirdiği 'çözüm'. Diğer yanları harika bile olsaydı, sadece emlak konusu bu paketi uygulanamaz hale getirebilirdi. Paketin emlak kısmını hazırlayanlarda böylesine mülkiyet saplantısı olması inanılmaz bir şey. Olduğu gibi uygulanması halinde mitinglerde istenen barış yerine, onlarca yıl sürecek sürtüşmeler, kavgalar, hatta istenmeyen çok daha vahim olaylar çıkabilir.
KKTC'de evini, tarlasını, arsasını, işyerini bırakmak zorunda kalacakların sayısı, 115 bin civarında hesaplanıyor. Bunun 55-60 binini, Rumlara geçecek yüzde 8'lik toprak parçasında yaşayan Türkler oluşturacak. Türk parça devletinde yerleşecek 60 bin civarında Rum'un önemli bir bölümü de eski emlaklarına dönecekler. Kiliseye iade edilecek 60 bin Kıbrıs dönümü (80 bin bizim dönüm) toprakta ve binalarda yaşayanlar da buna eklenecek. Toplamdan güneydeki Türk emlakı düşülecek. Ama sonuçta Kıbrıs Türklerinin yüzde 50'den çoğu göçe zorlanacak. Bu Türkiye'de 35 milyon insana tekabül ediyor. Kimlerin emlakını terk edeceği şimdiden bilinse, çözümün keyfi adamakıllı kaçacağa benziyor.
Parça devlet içindeki Rum emlakının tazmin edilen kısmı Türklerin mülkiyetinde kalacak. Tazminat için rayiç bedel öngörüldüğünden muhtemelen milyarla doları bulacak bu paranın kaynağı pakette muğlak bırakılmış. Emlakı alınanlara benzer emlak verilecek ve yeni işleri için para yardımı yapılacak. Bu da tabii çok ciddi bir harcama gerektirecek. BM'nin beklediğinin aksine, Rum/Yunan tarafı parasal katkıda bulunmayacağını ifade etmiş. Eh masada yeniliyoruz ya, savaş tazminatı olarak biz öderiz.
Bir de yardım konusu var. Türkiye, çalışanların ve emeklilerin maaşları olarak adaya her ay 50 bin çek gönderiyor. 200 milyon dolarlık yıllık ithalatı karşılıyor. Tarım destekleri ve altyapı yatırımları yapıyor. Yılda toplam 500-600 milyon dolarlık bir fatura. Tabii Annan planı Mehmet Ali Talat'ın istediği gibi imzalanırsa, Türkiye'nin bu kaynağı tasarruf etmesi mümkün olacak. AB, Türk parça devletine 5 yıl için 273 milyon avro verecek. Yani bozdur bozdur harca vaziyeti.
Belki de en iyisi hemen seçim yapıp, mümkünse iktidarı Sn. Talat'a vermek ve sonra da cümbüşü seyretmek.