Kıbrıs'ta kritik aşama

Kıbrıs'ta müzakereler bitiyor. Annan paketinin son bir kez daha değiştirilmesi ve 28 Şubat'ın hemen öncesinde taraflara artık müzakere etmeden imzalanmak üzere sunulması bekleniyor.

Kıbrıs'ta müzakereler bitiyor. Annan paketinin son bir kez daha değiştirilmesi ve 28 Şubat'ın hemen öncesinde taraflara artık müzakere etmeden imzalanmak üzere sunulması bekleniyor.
Türkiye, AB üyesi olmadığı bir AB'ye, Annan paketinin nihai şeklini imzalayarak Rumlarla birlikte girecek Türk toplumunun varlığını kendi başına koruyabileceğine inanırsa, çözümü destekleyebilir.
Ancak Kuzey, mevcut Annan paketi bağlamında, bereketli topraklarının önemli bir kısmını kaybedecek; Rumlara emlak iadeleri nedeniyle ilk adımda 50 bin, sonra bir o kadar daha Türk işsiz, evsiz barksız göçmen haline gelecek; böylece iki kesimlilik büyük ölçüde aşınacak; karar mekanizmasında eskisi gibi veto hakkı da olmayacak; güvenlik ve garanti sistemiyse neredeyse fiilen ortadan kalkacak. Pakette yapılacak son değişikliklerin bu sakıncaları bertaraf etmesi imkânsız. Hepsinden önemlisi, Kıbrıs'ta Yunanistan'ın AB üyesi olarak sahip olacağı hak ve imtiyazlara, AB üyesi olmayan Türkiye sahip olamayacak. Yani Anayasa'nın 170. maddesindeki en ziyade müsaadeye mazhar muamelesi Türkiye'ye yapılmayacak.
Bu durumda Kuzey kendi başına kendisini koruyamayacak.
Önceleri AB bize, Annan paketini imzalamazsak, Rumların adanın tümünü temsilen AB üyesi olacağını söylüyordu. Aslında son Kopenhag kararı öyle kaleme alınmış ki, De Soto'nun önerdiği gibi Annan paketinin imzalanmadan 30 Mart'ta referanduma sunulması halinde, Rumlar ret oyu verseler bile AB üyesi oluyorlar. Hatta saçmalığa bakın, aynı referandumda Türk tarafının olumlu oy vermesi durumunda dahi, retçi Rumlar üye oluyor, Kıbrıs Türkleriyse AB dışında kalabiliyorlar. Rumların Annan paketini referandumla reddetmesinin AB üyeliğini engellememesi gerektiği yolunda Papandreu'nun verdiği demeç anımsanmalı.
Tüm itirazlarımıza rağmen, AB'nin 1990 yılından bu yana izlediği Kıbrıs politikasının geldiği nokta bu.
Rum-Yunan tarafı Sn. Erdoğan'ın TSK ve diğer devlet kurumlarına hâkim olursa sorunu çözeceğini; bu nedenle kendisinin başbakan olmasını beklemek gerektiğini açıkça söylüyor. Türkiye ve Yunanistan'ın, garantör ülkeler olarak, Annan başkanlığında yapılacak bir toplantıda garanti ve güvenlik konularını görüşmek için New York'a davet edilmeleri de bu bağlamda düşünülebilir.
Garanti Antlaşması sadece güvenlikle ilgili değil. Garantörler çözüm sonucunda oluşacak düzeni garanti edecekler. Bir garantörün garanti edeceği konu hakkında söz hakkına sahip olmaması düşünülemez. Bu nedenle Türkiye çözüme ilişkin konuların tümünü Yunanistanla tartışabilir. Ancak, böyle bir temasın BM Genel Sekreteri'nin başkanlığında tertiplenmesi, yani garantörlere toplum liderleri muamelesi yapılması kabul edilemez.
Türkiye şöyle bir yol izleyebilir: Annan paketinin son şekli beklenir. Önemli sakıncaları bertaraf edildiyse paket imzalanır. Uygulama Türkiye'nin üyeliğine bırakılır. Güney ileride parça devlet düzeyine inmek üzere adanın tümünü temsilen AB üyesi olur. Bu arada Kuzey, ambargonun kalkması ve AB yardımlarının gelmesiyle bir yandan müktesebata uyum, öte yandan da Annan paketinin gerektirdiği (binlerce yeni konut inşası gibi) hazırlıkları yapar.
Türkiye bu çözüm önerisini Yunanistan'la müzakere edebilir.
Annan paketinin olduğu gibi imzalanmasını isteyenler, bu öneriyi Rum-Yunan tarafının kabul etmeyeceğini, daha onlar söylemeden, söylüyorlar. Acaba tepkisini ve nedenlerini açıklamayı karşı tarafa bırakmak mümkün mü? Hem neden kabul etmeyecekler? Kabul etmemekle kaybedecekleri, etmekle kaybedeceklerinden kat kat fazla değil mi?
Irak sorunu Türkiye'ye Kıbrıs'ta adil bir çözüm için bir fırsat sağlayabilir. Amerika'nın Johnson mektubu, silah ambargosu ve KKTC'nin tanınmaması gibi tutumlarının ardındaki bir nedenin Yunan etnik lobisi olduğu biliniyor. AB de üyesi Yunanistan'ı destekliyor ve belki de bizi üye yapmamak için Kıbrıs'ı kullanıyor. Irak bize bu olumsuzlukları dengelemek imkânı verebilir.
Amerika'dan istenecek şey kısa ve basit olmalı. İmzalanan Annan paketinin son şeklinin uygulanmasını Türkiye'nin üyeliğine ertelemek gibi. Amerika bu çıkış yolunu benimsese dahi, Rum-Yunan tarafı bizi üye yapmak istemeyen bazı AB ülkelerinin de desteğiyle reddedebilir. O zaman Türkiye de AB dışında kalacağına göre, Amerika KKTC'nin tanınması önündeki engelini kaldırabilir. Bu ihtimal herkesin aklını başına getirir.
Irak'taki gibi akılcı bir politikayla hem Kıbrıs'ı çözmemiz hem de AB üyesi olmamız mümkün. Haydi AKP!