Kıbrıs'ta mahvolmak

Lord Hannay CNN Manşet programında 'Kıbrıs'ı kaybediyorsunuz' diyor.

Lord Hannay CNN Manşet programında 'Kıbrıs'ı kaybediyorsunuz' diyor. Annan paketini imzalayıp, Kıbrıs Rumlarının Mayıs 2004'te AB üyeliği Giriş Anlaşması'nın arkasına eklemezsek, 'son tarihi fırsatı' da kaçıracakmışız. Bu, Türkiye'nin ve Kıbrıs Türklerinin çıkarına olmazmış.
Ne de olsa biz kendi çıkarlarımızı bilmeyiz. Birisinin bize çıkarımızın nerede olduğunu söylemesi çok alicenap bir tavır.
Aksi gibi Sn. Denktaş imzalamaz ve bundan önceki 'son' tarihi fırsatlar gibi bunu da kaçırır. Bir de tutturmuş 'Türkiye ile birlikte olmazsa cennete bile girmeyiz' diyormuş. O zaman biz de seçimlerde Talat ve şürekâsını destekleyelim. Zaten Amerika ve İngiltere'nin açıkça desteklemesi demokrasiye aykırı olmuyor. Talatgiller iktidar olurlarsa, Denktaş'ı müzakerecilikten alacaklar, kendileri müzakere ettikten sonra, Annan Planı'nı imzalayacaklarmış. Aslında Talat dünyanın en iyi müzakerecilerinden biri de, aşırı tevazuundan dolayı bizden saklıyor. Bu durumda geriye küçük bir sorun kalıyor: Yeni mecliste çoğunluğu alsalar dahi, Anayasa gereği Sn. Denktaş'ın müzakereciliğine son verme yetkileri yok.
Bir başka Manşet programında Talat 'Bütün amaçlarının Türkiye'nin AB üyeliği önündeki Kıbrıs engelini kaldırmak' olduğunu söylüyor. Yani başka bir amacı varsa namert. Fedakâr çocuk. Bir de kıymetini bilmiyoruz. Kıbrıs
sorunu çözülüp Kıbrıs AB üyesi olduktan sonra, Türkiye dışarıda kalırsa çok ağlayacak.
Alman diplomasisinin gözbebeği olduğu için, komiser olarak ancak kısa bir süre AB Komisyonu'na kiralanan ve Türkiye'nin üyeliği konusunda kafa karıştırmak görevi sona erdikten sonra geriye dönecek olan Verheugen'in söyledikleri daha da korkutucu. 'Türkiye, Kıbrıs sorununu AB üyeliğini garanti etmek için kullanmamalı' imiş. Sanki AB'nin 'Kıbrıs'ı çözmezsen üye olamazsın' demesi, Kıbrıs'ı bize karşı kullandığı anlamına gelmiyor. Demek ki olaya o taraftan bakınca öyle görünüyor. Aksi gibi ben bir türlü kendimi AB içine koyup, Kıbrıs'a o zaviyeden bakamıyorum.
Bu işi bizde en iyi TÜSİAD yapıyor.
Bu yılın ilerleme raporu bizi uyarıyor: 'Kıbrıs konusu çözümlenmezse Türkiye'nin AB üyeliği emeli olumsuz etkilenecek' imiş. AB'nin diline göre bu, sorun çözümlense dahi giriş müzakereleri için tarih verilmeyeceği anlamına geliyor.
Verheugen bundan önceki bir aydınlatıcı beyanında, sorun Mayıs 2004'e kadar çözümlenemezse Türkiye'nin AB toprağını işgal etmiş duruma düşeceğini tekrarladı. Aman bu sözleri bir yere kaydedelim. Zira kendisi bir AB sorumlusu. Söylediği her şey AB'yi hukuken bağlar. AB'nin toprağı olduğu ifadesi, AB'nin sınırları belli bir toprak üzerinde egemenliğinin bulunduğu yani bir devlet olduğu anlamına geliyor. O zaman Garanti Antlaşması'nın 2. maddesine göre, AB üyeliği, 'Kıbrıs bir devletle ekonomik ve siyasi birlik kuramaz' hükmünün açık bir ihlali oluyor.
İnşallah hukuk yoluna başvurmak gerekmez. Ama hini hacette bu yola gidebilmeliyiz. Lahey Uluslararası Adalet Divanı statüsünün 65. maddesine göre, BM Güvenlik Konseyi'nin her konuda 'görüş' sorma hakkı var. Sorun çözümlenmeden ve Türkiye rızası olmadan Güney Kıbrıs AB üyesi yapılırsa, Türkiye Divan'ın görüşünün alınmasını Konsey'den isteyebilir.
Yukarıdaki tablodan karamsar sonuçlar çıkarmamak gerekiyor. Aslında Kıbrıs'ta çözüme doğru bazı ilerlemeler var. TÜSİAD ve takipçileri hariç, hemen herkes Türkiye'de hiçbir hükümetin AB üyeliğini garanti etmeden, Kıbrıs'ta çözümü kabul edemeyeceğini artık anlıyor. Çözümün Annan paketi temelinde olması isteniyorsa, şimdi imzalanacak anlaşmanın Türkiye'nin AB üyesi olmasıyla birlikte uygulanmasından ve KKTC'nin o zaman lağvedilip güneyle birleşmesinden başka yol yok. Buna karşı önemli Batılı çevrelerde bir seçenek geliştiriliyor: Türkiye'nin AB'ye girişiyle Kıbrıs'ta Annan Planı'na göre çözüm iki paralel süreç olarak düşünülüyor. Bunun uygulanması çok zor. Ama doğru istikamette atılmış bir adım olduğuna da kuşku yok.
TÜSİAD ve ardındaki bazı liberal yazarlar, Kıbrıs'ta teslimiyetçiliklerinden yakında utanabilirler.