Kıbrıs'ta son perde

Diğer demokratik ülkelerde yapılan seçimlerden farklı olarak, 14 Aralık seçimlerinde, KKTC hükümetini oluşturan partilerin ülkeyi ve ekonomiyi iyi...

Diğer demokratik ülkelerde yapılan seçimlerden farklı olarak, 14 Aralık seçimlerinde, KKTC hükümetini oluşturan partilerin ülkeyi ve ekonomiyi iyi idare edip etmedikleri veya yolsuzlukla mücadeledeki başarıları oylanmayacak. Seçimin tek konusu Kıbrıs'ta çözüm.
Hükümet partileri kazanırlarsa Sn. Denktaş'ın bugüne kadar izlediği müzakere yaklaşımı sürecek. Yani çözüm Kıbrıs Türklerinin Türkiye ile birlikte AB'ye girmesini ya da Türkiye'siz girmemesini amaçlayacak. Mehmet Ali Talat ve destekçileri kazanırlarsa Annan Planı imzalanacak ve 1 Mayıs 2004'ten önce, yani, Türkiye'ye daha giriş müzakere takvimi dahi verilmeden, Kıbrıs Türkleri Rumlarla birlikte AB'ye girecek.
Bu noktada sorun kimin daha iyi müzakere yapabileceğinde düğümleniyor. Talat, Sn. Denktaş'ın müzakere yaklaşımını 'çözüm istememek' olarak nitelediğine ve Annan Planı'nı büyük ölçüde adil ve kalıcı gördüğüne göre, bu plan üzerinde fazla müzakere etme imkânına sahip değil. Rum/Yunan tarafı, AB ve ABD, Talat'ın Annan Planı'nı olduğu gibi kabul etmesini bekliyorlar. Zaten seçimlere bütün güçleriyle müdahalelerde bulunarak, KKTC muhalefetini desteklemelerinin nedeni de bu.
Bu durumda, kazanması halinde Talat'ın veya seçeceği müzakerecinin meşruiyeti daha başından sorgulanacak.
Kıbrıs Türklerinin beka mücadelesine ilk günden bu yana katılmış, bugüne kadar da müzakereci olarak haklarını savunmuş olan Sn. Denktaş'ın meşruiyet sicili kusursuz. Ancak böyle bir sicile sahip olan bir müzakerecinin vereceği ödünler, hem Kıbrıs Türk halkı hem de Türkiye tarafından meşru olarak kabul görebilir.
Çözüm, Kıbrıs Türklerinin, Türkiye, AB üyesi olmadan Kıbrıs Rumlarıyla birlikte AB'ye girmesi ihtimaliyle, Türkiye ile birlikte AB'ye girmesi ihtimaline göre temelinden farklı olmak zorunda. Talat'ın öngördüğü gibi 1 Mayıs 2004 öncesinde varılacak bir çözümle, Türkiye'nin AB üyesi olacağı dahi bilinmeden, Kıbrıs Türklerinin Rumlarla birlikte AB'ye girmesi, sadece halen yürürlükte olan 1960 anlaşmalarının ihlali olmayacak; Türklerin korunması için çok güçlü önlemlerin alınması gerekeceğinden, Annan Planı'nda da çok büyük tadilat gerektirecek.
Buna karşılık Sn. Denktaş'ın öngördüğü gibi, çözüm 1 Mayıs 2004'ten önce gerçekleşse bile, KKTC'nin AB'ye girmesi Türkiye'nin üyeliğine ertelenirse,
Kıbrıs Türkleri üyelik yetkilerinden yararlanacak Türkiye tarafından korunabileceğinden, Annan Planı'nda yapılması gerekecek tadilat da asgari düzeyde kalacak.
Kıbrıs'ta çözümün 1 Mayıs 2004'te gerçekleştirilip uygulanması halinde, Ege sorunlarında Yunanistan'ın taleplerine direnme imkânını kaybedeceğiz. 2004 Aralık zirvesinde AB'nin Türkiye'ye giriş müzakere tarihi vermemesi ihtimali de sürecek. Bu durumu hiçbir hükümet Türk halkına izah edemez.
AB ve ABD'nin KKTC muhalefetini desteklemek için adeta kendilerini paralamalarını bu çerçevede anlamak mümkün. ABD, Türkiye'nin AB üyesi olmasını destekliyor. Ama AB'yi ikna edemeyebileceğini de biliyor. Bu nedenle fırsattan istifade Kıbrıs sorununu çözmek istiyor.
AB ise, 1990 başından bu yana Kıbrıs konusunda izlediği politikanın yanlış olduğunu anladı. Böyle giderse bölünmüş bir Kıbrıs'ı, yaratacağı ciddi sorunlarla birlikte, içine almanın sakıncalarını görüyor. Türkiye'nin üyeliğinin önünü açsa Kıbrıs'ın çok daha kolay çözümleneceğini de biliyor. Ama Kıbrıs sorununu çözüp Kıbrıs'ı üye yaptıktan sonra, Türkiye'yi üye yapmamak seçeneğini de açık tutmak istiyor.
Bu durumda hem Talat hem de Türkiye'de onu destekleyenler, Türkiye'nin AB üyesi olmamasını dolaylı yoldan desteklemiş oluyorlar. Gerçek anlamda değil de, kimlik travması sonucu liberal olanlar, tüm zihni nirengi noktalarını kaybetmiş olduklarından, istediklerini sandıkları şeyin gerçekleşmesini yine kendileri engelliyorlar. Ondan sonra da nafile
'entelektüel' analizler yapıyorlar.
Türkiye tabii statüko gücü. Kıbrıs'ta çözüm de büyük ölçüde statüko üzerine kurulacak. Statüko karşıtlığı olan revizyonizm, yeniden kan dökülmesine yol açacak şekilde statüko öncesine dönüş anlamına geliyor. Biline!