Kıbrıs'ta sondan bir önce

Diplomasi de moda gibi değişken olabiliyor. Son değişiklik sürekli takvim verip, 'son fırsat' diye baskı yapmak. Süre aşılınca da yeni bir takvim saptayıp baskıya bittiği yerden devam etmek şeklinde tecelli ediyor.

Diplomasi de moda gibi değişken olabiliyor. Son değişiklik sürekli takvim verip, 'son fırsat' diye baskı yapmak. Süre aşılınca da yeni bir takvim saptayıp baskıya bittiği yerden devam etmek şeklinde tecelli ediyor.
Kıbrıs sorununda son takvime göre, 10 Mart tarihinde Lahey'de yapılacak toplantıda, iki toplum ve üç garantör ülke temsilcilerinin, Kuruluş Anlaşması ve ekleriyle birlikte AB üyeliğini 30 Mart günü Türk ve Rum kesimlerinde referanduma sunulmasını öngören iki sayfalık bir belgeyi imzalamaları gerekiyor.
Geçen pazartesi günü Sn. Denktaş'ın katılımıyla Çankaya'da yapılan zirve sonunda, bu konuda üç önemli unsur içeren bir bildiri yayımlandı. Bildiride, ilk olarak, Lahey'de imzalanacak belgede adadaki iki tarafın 25 Mart gününe kadar aralarında müzakerelere devam etmelerinin öngörüldüğü; Rum tarafının zaten bu bağlamda kendi talep listesini sunduğu belirtiliyor. Sn. Denktaş da Türk tarafının taleplerini sunacak.
İkinci nokta olarak, Annan paketinin referanduma konabilmesi için KKTC'deki anayasal düzenin gereklerinin yerine getirilmesi gereğine işaret ediliyor. Bunun ne olduğunu bilmememize rağmen, dünyadaki genel uygulamaların ışığında, herhalde parlamento tarafından kabul edilmeyen bir metnin referanduma sunulmasının mümkün olamayacağını söyleyebiliriz.
Üçüncü ve Türkiye'yi ilgilendiren nokta biraz daha karmaşık. Lahey'de Türkiye temsilcisi iki sayfalık metni imzalamakla Annan paketinin Türkiye bakımından yaratacağı hukuki sonuçları peşinen kabul etmiş olacak. Paket bir kere referanduma konunca geriye dönülemeyecek ve paketin herhangi bir yeri değiştirilemeyecek.
Anayasa'nın 90. maddesine göre, Meclis'in bir kanunla paketin içindeki anlaşmaları onaylaması gerekiyor. Annan paketi Kıbrıs'ta Londra ve Zürih anlaşmaları denen başta Garanti Antlaşması olmak üzere bir dizi anlaşmanın yerine geçecek. Eski anlaşmalar hangi yöntemle kabul edildiyse aynı yöntemle değiştirilebiliyor.
Sorun, bu paketin adadaki referandumdan önce mi, sonra mı TBMM tarafından onaylanması gerektiği noktasında çıkıyor. Şekli bakımdan hükümet bir Bakanlar Kurulu kararnamesiyle bir temsilcisine imza yetkisi verebilir. İmzadan sonra da paketi Meclis'e getirebilir. Bu durumda hükümet Annan paketiyle Türkiye'nin Kıbrıs'a ilişkin hak ve yükümlülüklerinde meydana gelen değişikliklerin kabulü sorumluluğunu tek başına üstlenmiş olur.
Türkiye, Lahey'de malum belgeyi imzaladıktan sonra, Sn. Denktaş'ın deyimiyle KKTC'deki 134 bin seçmenin yarısından bir fazlasının oyuyla Annan paketi referandumda kabul edildiğinde, Türkiye'nin 1960 paketiyle oluşan tüm hak ve yetkileri değişmiş, daha doğru bir ifadeyle ortadan kalkmış olacak.
Hükümet böylesine büyük tarihi bir sorumluluğu tek başına üstlenmek istemezse, zirve sonu bildirisinde ima yoluyla belirtildiği gibi, bu belge Türkiye tarafından imzalanmadan önce Annan paketindeki anlaşmaların TBMM'ye sunulması ve bir yasayla onaylanması yoluna gitmek gerekiyor. O zaman da 10 Mart tarihine kadar bu süreci tamamlamaya imkân yok. Kaldı ki Sn. Denktaş da Annan paketini bu haliyle imzalamasının mümkün olmadığını bildiriyor.
Bu durumda, Lahey'de belgenin imzalanmaması, 25 Mart'a hatta örneğin 10 Nisan'a kadar müzakerelerin devam etmesi, eğer mutabakat sağlanırsa, Kıbrıs'ın AB Giriş Anlaşması'nın imzalanacağı 16 Nisan'dan birkaç gün öncesinde referandumun yapılması ihtimali akla geliyor.
Bu, işin usule ilişkin yönü. Annan paketinin bugünkü hali incelendiğinde, kabul edilecek gibi olmadığı görülüyor. Paketin ilk versiyonundan bu yana, Sn. Denktaş'ın taleplerinin çoğunun dikkate alınmadığı; bir yerde bir şeyler veriliyormuş gibi yapılırken, bir başka noktada kötüleşme olduğu görülüyor. Sonuçta, iki bölgeliliği büyük ölçüde tahrip edilmiş; Türkiye'nin AB dışında kalacağı varsayılan en az 10 küsur yıl içinde Rumlarla birlikte AB üyesi olacak Kıbrıs Türklerin siyasi varlıklarını kendi güçleriyle korumasına imkân bulunmayan bir durum ortaya çıkacak.
Kabul edilmesi zor olan da bu.