Kıbrıs'ta sorumluluk

Basına yansıdığına göre Türkiye'de ve adada 'barıştan yana olanlar' 2004 Mayısı'ndan önce Annan paketi temelinde bir çözüm için aralık ayında yapılacak meclis seçimlerini bekliyorlar.

Basına yansıdığına göre Türkiye'de ve adada 'barıştan yana olanlar' 2004 Mayısı'ndan önce Annan paketi temelinde bir çözüm için aralık ayında yapılacak meclis seçimlerini bekliyorlar. Bu gruba İstanbul'da bir kısım köşe yazarlarının ve TÜSİAD'ın dahil olması şaşırtıcı değil. Ama Sn. Gül de bir mülakatında Annan paketinin seçim öncesi veya sonrasında müzakere edilmesini beklediğini söylüyor. Alınan duyumlara göre, AKP merkezini ziyaret eden bazı yabancılara bir AKP genel başkan yardımcısı Kıbrıs'ta çözümün seçimlerden sonra olacağını ve AKP hükümetinin bu seçimlerde Kıbrıs'ta çözümden yana olan partileri desteklediğini açıkça söylüyormuş.
Eğer hükümet bu yola girdiyse, muhtemel gelişmeleri gözden geçirmekte yarar olabilir.
Seçimleri 'çözüm' partileri kazanırsa, Sn. Denktaş istifa eder. Annan paketine göre oluşturulacak çözümde özellikle ara dönem için iki tarafın başkanına düşen önemli görevlerin ışığında, vekâletle yetinmek imkânsız olacağından, kısa zamanda başkanlık seçimleri yaparak yeni başkanı seçmek gerekir. Bu durumun rejim sorunu yaratmadan aşılması ve yeni başkanın çözüm konusunda gereken meşruiyeti sağlaması en azından kuşku götürür.
AKP hükümeti doğal olarak çözümün referandumla Kıbrıs Türk halkı tarafından onaylanmasını, böylece Kıbrıs'ın kaderine ilişkin siyasi sorumluluğun halka ait olmasını isteyecektir.
Ancak referandum tek başına hükümetin sorumluluğunun kalkmasını sağlamayabilir. Şu anda yürürlükte olan Garanti Antlaşması çerçevesinde Türkiye'nin Kıbrıs Türklerine sağladığı 'etkin' garanti, Annan paketine dayalı çözümle kökünden değişmiş olacaktır. Hükümet Türkiye'nin Kıbrıs üzerindeki hak ve sorumluluğunun bu çözümle içi boşalmış hale geldiğini bilmezden gelemez. Bir başka ifadeyle hükümet, Garanti konusunda imzalanacak yeni protokolle Türkiye'nin sorumluluğunun anlamını kaybettiğini peşinen Türkiye ve Kıbrıs Türk kamuoyuna açıklamak zorundadır. Temenni edilmemekle birlikte, ileride Kıbrıs Türklerinin başına bir şey gelirse, müdahale edememenin siyasi sorumluluğunu, hükümetin, tarih önünde yüklendiğinin anlaşılması asgari şeffaflık gereğidir.
Kıbrıs Türk halkı 'çözüm' partilerini seçerek ve Annan paketi temelinde bir çözümü referandumda onaylayarak aslında sadece çözümü kabul etmiş olmamakta, Türkiye'nin 'etkin' garantisinden de fiilen vazgeçmiş olmaktadır. Bu nedenle referanduma bu husus açıkça konulmalı ve Türkiye'nin garantisinin sona ermiş olduğu Kıbrıs Türk halkının iradesiyle teyit edilmelidir.
Kıbrıs Türkleri Kıbrıs AB üyesi olduktan sonra, 1960 sisteminin değiştirilemez 23. maddesinin de ortadan kalktığını yani 'en ziyade müsaadeye mazhar ülke' sıfatını kaybeden Türkiye'nin, Kıbrıs'ta Yunanistan'ın sahip olduğu haklara karşı Türk toplumunu iktisaden, hukuken ve siyaseten koruyamayacağını da bilmelidir.
Öte yandan AB üyesi olmayan Türkiye, Annan paketinde Türkleri korumak amacıyla alındığı belirtilen 'özel haklar'ın Rumların girişimleri sonucu AB mevzuatı vasıtasıyla aşındırılmasına karşı AB kurumlarında direnemeyeceği gibi, Lüksemburg ABAD'a da gidemeyecektir.
Böyle bir çözümden altı ay sonra yani 2004 Aralık zirvesinden önce, Yunanistan Lahey Adalet Divanı'na gönderilecek Ege sorunlarını sadece kıta sahanlığına indirger, tahkimnamede karasuları için 12 milde israr eder, aksi halde giriş müzakere tarihi verilmesini veto edeceğini söylerse, herhalde hükümet ne yapacağını şimdiden bilmektedir.
Kıbrıs ve Ege elden çıkarıldıktan sonra, giriş müzakereleri için 2005'te bir tarih verilse dahi, 2006'da Almanya'da iktidara gelecek Hıristiyan Demokratlar müzakereleri durdururlarsa, hükümetin yapabileceği bir şey kalmış olacak mıdır?
Bugün Annan paketine dayalı çözümü savunanlar -ki artık herkes birbirini isimleriyle bilmektedir Türkiye'ye giriş müzakere tarihi verilmezse ve adada Türkler aleyhine gelişmeler başlarsa, kendilerini nasıl savunacaklarını herhalde şimdiden düşünmüşlerdir.
Beni asıl düşündüren husus ise, böyle bir durumda Türkiye' deki moral çöküntünün nasıl bertaraf edilebileceğidir.