KKTC seçimleri ve çıkış yolu

KKTC'de seçimleri muhaliflerin kazanması Yunan/Rum tarafıyla AB'nin çözüm umudu. Denktaş, Annan paketini müzakere sürecine geri dönmeli.

KKTC seçimlerinde muhalif partilerin kazanması ve Sn. Denktaş'ın müzakerelerden çekilmesi, Yunan/Rum tarafının ve AB'nin çözüme ilişkin umudu haline geldi. AKP içinde bu 'politika'yı destekleyenlerin varlığı da biliniyor.
Anayasa'ya bakılırsa KKTC sanki bir yarı başkanlık rejimine sahip. Cumhurbaşkanı doğrudan halk tarafından seçiliyor. Böyle bir rejimde, örneğin Fransa'da, yürütme yetkilerinin tümü cumhurbaşkanında olur. Yani parlamento cumhurbaşkanına müzakerecilik görev ve yetkisini veremez. Oysa KKTC'de bu yetki parlamentoda.
Sn. Denktaş'ı destekleyen partiler parlamentoda çoğunluğu oluşturdukları sürece bu konuda bir sorun çıkmadı. Bu seçimlerde de aynı partilerin biraz oy kaybıyla yine çoğunluğu kazanacaklarına inanılıyor. Ancak özellikle UBP'nin uzun iktidar dönemi sonucu yıpranması ve halkta yaygın yolsuzluk söylentileri dolayısıyla, önümüzdeki seçimlerde diğer koalisyon ortaklarıyla birlikte çoğunluğu alamaması ihtimali yok sayılamaz. Böyle durumlarda parti içinde değişiklik olması, özellikle de parti başkanının yerini başka birisine bırakması bir çözüm olabilir. Ancak KKTC politikacıları da Türk. Aynen bizim bir önceki hükümetimizi oluşturan partiler gibi, onlar da partileri siyasi mevta olmadan başkanlığı bırakamıyorlar.
O zaman muhalefet partilerinin aldıkları oyların ne kadarının yolsuzluk kaygılarından, ne kadarının müzakerelerden kaynaklandığı bilinmeden, Sn. Denktaş'ı müzakerelerden çekebilecek bir çoğunluğa sahip olabilirler. Böylece halk tarafından seçildiği için yarı başkanlık sistemine dayalı normal her anayasada cumhurbaşkanına ait olan bir yetki, Sn. Denktaş'tan alınmış olacak. Hem de ne zaman? Tam Kıbrıs sorunu çözüm sürecinin en kritik aşamasına girmişken; arkasında Yunanistan'ın ve belki de AB'nin bulunduğu bir psikolojik harekât bu amaçla sürdürülürken; bir de fazladan karşı harekâtta bulunacak organın yetkileri demokrasi adına tırpanlanmışken.
Bu durumun doğuracağı sonuçlardan hükümetin sıyrılmasına imkân yok. Yani 'Demokrasinin gerekleri yapıldı ve halk iradesi tecelli etti' savıyla, Kıbrıs sorunu Annan paketine göre çözümlenir, Türkiye'nin anlaşmalardan kaynaklanan hakları kaybedilir ve galip ihtimal, Türkiye AB'den giriş müzakereleri için takvim alamazsa, bu durumu halka anlatmanın imkânı olmaz. Bu politik başarısızlığın, 'Savaş alanında kazanıp müzakere masasında kaybetmek' şeklinde tezahür eden geçmiş eziklikleri harekete geçirip toplumda yaratacağı moral çöküntü, değil bir partiyi, bir siyasi akımı bile yok etmeye yeterli olabilir.
Peki ne yapalım? Gerçi seçimlere çok kısa bir süre kaldı. Ama sorun o kadar hayati öneme sahip ki zaman unsuru göz ardı edilebilir. Akla bir anayasa değişikliği yapılarak, müzakere yetkisinin cumhurbaşkanına ait olduğunun hükme bağlanması geliyor. Bu olmazsa seçimlere paralel bir referandum düzenlenmesi ve halka müzakerelere Sn. Denktaş'ın devam etmesini isteyip istemediğinin sorulması da mümkün. Her iki yöntem de demokratik.
Irak'a asker gönderme olayında da olduğu gibi, bu hükümetin karar alma kabiliyetine sahip olmaması en büyük zaafıymış gibi görünüyor. Basına yansıyanlar doğruysa KKTC ile gümrük birliği kurulması amacıyla aldığı kararı da güçlü biçimde savunamıyor. AB yetkilileri bu durumu anlamış olmalılar ki hemen itiraz ediyorlar ve hükümet geri adım atıyor.
Sn. Denktaş'ın da, kendisini savunan partilerin seçimine yardımcı olması gerekiyor. Hastalık dönüşü Türk televizyonlarına açıkladığı gibi, Annan paketini son bir kez daha müzakere ettikten sonra, Türkiye ile birlikte imzalaması ve uygulamanın Türkiye'nin üyeliğine kadar ertelenmesi görüşüne dönmesi yararlı olabilir.
Kıbrıs Türk halkı, Türkiye'nin garantisini koruyan bir çözümü savunan Denktaş'ın göstereceği her partiye oy verir. Aksi ise riskine değmeyecek bir macera olur.