KKTC'de tehlikeli gidiş

KKTC'de muhalefet AB'nin yardımıyla sonuçları herkes için tehlikeli olacak bir yola girdi.

KKTC muhalefet partileri seçimleri kazandıkları takdirde Sn. Denktaş'ı müzakerecilikten alacaklarına dair bir protokol imzalamışlar. Böyle bir durumda Sn. Denktaş müzakereciliği derhal bırakacağını zaten ilan etmişti.
Sn. Denktaş gibi bir milli kahraman bu yaşta "Anadolu'ya çıkar mücadeleye yeniden başlarım" diyorsa mutlaka çok önemli şeyler oluyordur. Ağzının payını vermek yerine durumu anlamaya çalışmak daha doğru olmaz mı? Oyun ortada, ama hükümetin, bırakın bir politikayı, herhangi bir tepki ya da görüş beyan ettiğini duymuyoruz.
KKTC muhalefet partileri, AB'den 'her türlü yardımı' alarak sonuçları hem kendileri hem Kıbrıs Türk halkı hem Türkiye için felaket olacak bir yola girdi. Türkiye'nin Kıbrıs Türklerine etkin garantisini terketmeyi göze alıyorlar. AB üyesi Yunanistan tarafından desteklenen güçlü Rum ekonomisi ve adayı kendi hâkimiyetinde birleştirmeye kararlı Rum siyasi sınıfı tarafından, kısa sayılacak bir tarih kesitinde ekonomik ve siyasi varlıklarına son verilmesi ihtimaline aldırmıyorlar. Kıbrıs sorununun bu yolla çözümlenmesinin Türkiye'nin AB dışında kalmasına yol açabilecek olması, onları düşündürmüyor.
Muhaliflerin bu tutumu, yığınları ulusa dönüştüren ve mensuplarını onurlu bireyler yapan her türlü değerin, 'çağın değişimine uyum' bahanesiyle terkedilmesi sonucunda ortaya çıkıyor. Dile pelesenk olmuş bir 'barış ve çözüm isteği' teranesi, 'ihanet'denen şey neyse ondan pek de uzak olmayan bu tavrın rahatça yutulmasının kılıfını oluşturuyor.
Hem de bunu ne zaman yapıyorlar? Erdal Güven ile mülakatında, özellikle 1963-74 arası döneme ilişkin tevilleri ve Miloşeviç'in avukatlığı konusundaki sözleriyle ne denli sahtekâr olduğu açıkça ortaya çıkan, Türk düşmanı Papadopulos'un başkanlığı döneminde. Aslında Papadopulos da Sn. Denktaş'la artık görüşmeyeceğini ilan ediyor. Yani "Seçim sonucunda kazanacak muhaliflerle bu işi hallederiz" anlamına gelen sözler sarfederek bu muhalif partilerin seçilme şansını artırmaya çalışıyor. Gerçekten de birbirlerine layık muhataplar olacakları anlaşılıyor.
Bu arada Türkiye'de Sn. Denktaş'a dönük ucuz saldırılar sürüyor.
Ama bir de bakıyorsunuz, Kıbrıs konusunu bilen bazı yabancılar çok daha akılcı, bizim için onurlu ve tüm tarafların çıkarına uygun çözümler olabileceğini yazmaya başlıyorlar. Çünkü onlar biliyorlar ki KKTC muhaliflerinin 2004'ün Mayıs ayına kadar öngördüğü 'çözüm', Türkiye'de hükümetin geleceğini ve Doğu Akdeniz'in istikrarını kaosa sürükleyebilir.
Amerika'nın eski Ankara büyükelçisi Morton Abramowitz ve 1985-89 yıllarında Kıbrıs özel temsilcisi James Wilkinson'un Financial Times'ın 2 Eylül tarihi nüshasında çıkan ve Radikal'de çevirisi yayımlanan ortak makalesi bu açıdan ilginç. İkili AB'nin hükümeti bir 'Hobson çıkmazı' yani 'yukarısı bıyık aşağısı sakal' türü bir çıkmazla karşı karşıya bıraktığını söylüyorlar. Hükümet ya Sn. Denktaş'ı ve Kıbrıs Türklerini terkederek AB'yi memnun etmek ya da onları destekleyerek çözüm karşıtı görünmek ve AB üyeliğini feda etmek durumunda. Buna karşılık Kıbrıs'ta çözümü aşamalı bir süreç haline getirmeyi ve giriş müzakere tarihi verilmesinden başlayarak Türkiye'nin tam üyelik süreciyle irtibatlandırmayı savunuyorlar. Bu çerçevede Annan planının aşama aşama müzakere edilip uygulanmaya konulmasını öngörüyorlar. Adada çözüm sürecinin tamamlanmasıyla Türkiye'nin üyelik süreci arasında bir paralellik kuruyorlar. Bu amaçla Prodi'nin Kıbrıs'taki taraflarla, Türk, Yunan ve BM temsilcilerini toplantıya çağırmasını öneriyorlar.
Böyle karmaşık bir müzakere süreci yerine, aynı sonucu daha kolay verecek şekilde Annan planının üyeliğimizle birlikte uygulanması yolu daha pratik olabilir. Ama önemli olan, bu kadar basit bir çözümün KKTC ve Türkiye'deki AB muhiplerinin aklına bir türlü gelememiş olması. Belki de devlete ve otoriteyi simgeleyen kişilere duydukları marazi nefret zekâlarını kısıtlıyor.
Bunlarla nasıl dış politika yapacağız, bilmem.