Konuşsak mı, konuşmasak mı?

Bazı 'liberal' yazarlar, Sn. Büyükanıt'ın Vaşington'da yaptığı basın toplantısındaki sözlerini fırsat bilip, Türkiye'nin Irak politikasını Kuzey Irak Kürt liderleriyle konuşup konuşmamaya indirgiyorlar.

Bazı 'liberal' yazarlar, Sn. Büyükanıt'ın Vaşington'da yaptığı basın toplantısındaki sözlerini fırsat bilip, Türkiye'nin Irak politikasını Kuzey Irak Kürt liderleriyle konuşup konuşmamaya indirgiyorlar. Barzani ve Talabani'yle konuşmazsak sorunlarımızı çözemezmişiz.
Dış politikada konuşmak, konuşmamak gibi, taktik bir yaklaşım. Doğrudan konuşma iletişimin tek yolu da değil. Laf etmeden mesaj vermenin yolları da var: Sınır kapılarını kapamak, sınıra asker yığmak, sınır aşan harekâtlar yapmak bunlardan bazıları. Aslında bu tür faaliyetlerden sonra konuşmak daha etkili de olabilir.
Konuşmak için karşı tarafın tutumunu değiştirmesi de istenebilir. Bu yolda işaretler alınmadan yapılacak bir temasta uğranılacak başarısızlık, ilişkileri eskisinden çok daha tehlikeli biçimde kötüleştirebilir.
İlla da Kürt liderlerle görüşülmesini isteyenler, böyle bir görüşmenin bazı ciddi sakıncaları olabileceğini ya bilmiyorlar ya da görüşmeleri zaten bu amaçla istiyorlar. Barzani, bağımsızlığın hakları olduğunu; şimdilik bağımsızlık istemediklerini defalarca söyledi. Ama Kerkük'te olduğu gibi, her eylemi Irak'ı parçalamayı ve Kürt bölgesinin bağımsızlığını amaçlıyor. Talabani de, cumhurbaşkanlığı makamını Irak'ın bütünlüğünü korumak için kullanmıyor.
Türkiye'nin bu iki zatla Başbakan ve Dışişleri Bakanı gibi yüksek siyasi düzeyde görüşmesi, bunların Irak'ın parçalanması ve Kürt bağımsızlığına ilişkin tutumlarına meşruiyet sağlamak anlamına gelebilir.
Böyle bir görüşmenin, Kerkük'te bu yıl referandum yapılmasına ve şimdiden bilinen sonucun Türkiye tarafından kabul edilmesine karşılık, PKK faaliyetlerinin önlenmesi pazarlığına dönüşeceğine kuşku yok. Türkiye bu pazarlığı kabul edemez. Zaten Kürt bölgesi, Irak ve Amerika, PKK'yı hiçbir karşılık beklemeden engellemek konusunda uluslararası yükümlülük altında.
Kerkük ise giderek Irak sorununun en önemli unsuru haline geliyor. Türk kamuoyunun 'Kerkük Türkmen ya da Türk kentidir' görüşünü anlamak mümkün. Ancak bu yönde resmi beyanlarda bulunmanın büyük sakıncaları var. 5 Haziran 1926 tarihli 'Haliç' Anlaşması'nın 5. maddesinde Türk-Irak sınırının kesin olduğu belirtiliyor. Irak'ın bağımsız bir devlet olarak Milletler Cemiyeti'ne kabulünü sağlayan 16 Ağustos 1932 memorandumda bu sınırlar uluslararası garanti altına alınıyor. Eski bir imparatorluğun vârisi olan Cumhuriyet'in genişlemeci görünmesi veya gösterilmesi, tüm komşularımızın bize güvenini sarsar.
Buna karşılık Anayasa'nın 140. maddesine atfen Kerkük'te bu yıl referandum yapılmasının Irak'ın iç işi olduğu iddiası da geçersiz. Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) Statüsü'nün 7 ve 8. maddelerine göre, bir bölge halkının hukuken geçerli neden olmadan zorla başka yere nakli hem insanlığa karşı suç hem de ağır savaş hukuku ihlalini oluşturuyor. Yani Kerkük'teki Arapların atılması uluslararası suç niteliğinde. Aynı şekilde Kerkük'e işgalci güç gibi hâkim olan veya olmasına imkân verilen Kürt bölgesi yönetiminin Kürtleri yerleştirmesi de savaş suçu.
İnsanlığa karşı suç ve ağır savaş suçu gibi uluslararası suç niteliği taşıyan bir konuda, diğer ülkelerin, özellikle de komşuların beyan ve talepleri Irak'ın iç işlerine müdahale olarak değerlendirilemez.
Kaldı ki Saddam döneminde Kerkük'ten atılan Kürtlerle, onların yerine yerleştirildiği iddia edilen Arapların taleplerini incelemek amacıyla 2003'te kurulan mekanizma bugüne kadar doğru dürüst çalıştırılmadı. Fazladan Kürtler Kerkük'teki tapu ve nüfus kayıtlarını yaktılar.
16.5.2003'te BM Genel Sekreteri Annan'ın yerlerinden edilen kişiler temsilcisi Deng, Irak'a yaptığı çağrıda Kerkük'teki göç sorununun BM tarafından çözümlemesi yönünde öneride bulunmuş; ama bu yolda bir istek gelmemişti.
Bu şartlarda Kerkük'te yapılacak nüfus sayımı ve seçmen kütükleri geçersiz olacağı gibi, referandumun da meşru olması mümkün değil.
Türkiye, Irak'ın toprak bütünlüğünü bozmak amacıyla kullanılacağı kuşkusuz bu hukuk dışı durumu, Kürt Bölgesiyle değil, Amerika ile görüşmeli.