Kör dövüşü

Her genel seçimin birkaç tartışma konusu oluyor. Türkiye gibi tam gelişmemiş bir ülkede işsizlik kadar, yoksulluk ve açlık sınırındaki toplum kesimlerinin sorunları bunların başında geliyor.

Her genel seçimin birkaç tartışma konusu oluyor. Türkiye gibi tam gelişmemiş bir ülkede işsizlik kadar, yoksulluk ve açlık sınırındaki toplum kesimlerinin sorunları bunların başında geliyor. Dolayısıyla siyasi partilerin ekonomiye yoğunlaşması beklenir.
Ama bu kez rejime ilişkin sorunların seçim tartışmalarına hâkim olacağı görülüyor. Fazladan bu tartışmaların seçimlerin sonunda bitmemesi de ihtimal dahilinde.
Sorunun kaynağında cumhurbaşkanlığı seçiminin bulunduğunu biliyoruz. AKP Meclis'teki büyük çoğunluğuna rağmen, Sn. Erdoğan'ı cumhurbaşkanı seçtiremedi. Sn. Gül'ün son anda aday olarak çıkarılması da sorunu halletmedi. Ardından TSK'nın açıklaması ve Anayasa Mahkemesi'nin kararı geldi.
Cumhurbaşkanlığı konusunda uzlaşı araması için 2006'nın ortasından bu yana uyarılan AKP, bu yola gitmeyi bir tür zaaf kabul etti. Sırf çoğunluğu olduğu gerekçesiyle adayını seçtirmek için uğraştı. Sn. Demirel ve Sn. Mumcu'nun başkanlık sistemine geçilmesi yolunda yıllardır yaptıkları önerilere kayıtsız kaldı.
Anayasa Mahkemesi'nin kararı dolayısıyla artık cumhurbaşkanı seçilmesine imkân kalmadığını ileri sürerek, dünyada eşi benzeri bulunmayan bir formülle cumhurbaşkanını halka seçtirmek için Anayasa'yı değiştirmeye çabalıyor.
AKP kendi hatalarını mağduriyet olarak sunma gayreti üzerine bir seçim platformu kuruyor. Anayasal kurumlar ve CHP'nin demokrasi dışı tertipleri dolayısıyla cumhurbaşkanını seçtiremediğini söylüyor ve temsil hakkı ihlal edildiği iddiasıyla halkta bir mağduriyet psikolojisi yaratıyor. Böylece seçimlerde AKP oylarını artırmayı amaçlıyor.
Oysa makul bir cumhurbaşkanı adayını seçtirmediği için seçimlerin yenilenmesi sorumluluğunu hiçbir parti yüklenemeyeceğinden, genel seçimlerden sonra gelecek yeni Meclis Anayasa Mahkemesi'nin kararında öngörülen 367'lik uzlaşıyla yeni cumhurbaşkanını seçebilirdi.
AKP'nin bu tutumunda ısrarının ardında bir seçim taktiği arayan medya kesimleri, Cumhurbaşkanı'nın Meclis'e iade ettiği Anayasa değişikliklerinin zaten çıkarılamayacağını; çıksa bile referandum için öngörülen sürenin kısaltılamayacağını ve bu projenin unutulacağını bekliyorlar.
Oysa Sn. Erdoğan'ın tutumunda ısrar etmesi ve rejim krizinin genel seçimlerden sonra da sürmesi ihtimali bulunuyor. Böyle bir tahmini doğrulayan bazı nedenler var. AKP'yi destekleyen medya, yoğun biçimde, steril bir demokrasi savunması yapıyor. Bunlara göre Ordu bir kez daha demokrasiye müdahale ediyor. Bunun için hiçbir sebep yok ya da sebebinin olup olmaması önemli değil.
Doğal olarak AKP de aynı görüşte.
Bu görüşlere, benzer nitelikte Batı kaynaklı değerlendirmeler de ekleniyor. Türkiye'de şeriat dolayısıyla laiklik sorununun olmadığı; olsa bile laiklikle demokrasi arasında bir seçim yapılması halinde ikincisinin seçilmesinin gerektiği, önemli Batılı basın organlarında yer alıyor. Güneydoğu'da mayınların şehit ettiği askerlerimizin ve Ankara'da patlayan canlı bombanın kurbanlarının, ulusalcı/milliyetçi cepheyi güçlendirmesinden duyulan endişeler ifade ediliyor.
Yani yapılan bunca mitinge katılanlar hayal görüyor; aslında laiklik diye bir sorun yok. Türk kimliğinin etnik düzeye indirilmesi ve devletin tekil yapısı önemsiz. AKP'nin devlette yaptığı kadrolaşma, karısı türban takan memurun, yeteneğinin aniden artmasından ibaret. Danıştay'a saldırıyı sanki ulusalcılar yaptı.
Anayasa'daki laiklik hükümlerini değiştirmek istediklerini ilan edenler sanki bu iktidarın triumvirasının iki en üst mensubu değil. Sanki AİHM kararlarının temyizi için Sn. Başbakan ulemayı göstermedi vb.
Kriz, AKP'nin Cumhuriyet'in kurucu ilkelerine uyamamasından kaynaklanıyor. Bu durum düzeltilebilir. Ama 'Ben milli iradeyim, Cumhuriyet'in kurucu ilkelerini istediğim zaman tartışmaya açarım. Beni uyaran ya darbecidir ya da demokrasi düşmanı' derseniz, özeleştiri yerine mağduriyete oynarsanız, kör dövüşüne dönüşecek olan genel seçimler sonunda tek başınıza iktidara gelseniz dahi bir daha siyasi istikrarı tesis edemezsiniz.