Korkulacak potansiyel

7. paket konusunda CHP, hükümetle birlikte hareket etti. DYP de AB üyeliğini destekliyor.

7. paket konusunda CHP, hükümetle birlikte hareket etti. DYP de AB üyeliğini destekliyor. Yani siyasi sınıfta AB lehine bir mutabakat var. Ancak bu mutabakatın Kıbrıs, ardından da Ege konularında sona ermesi ihtimali yüksek. Öte yandan Kemalist ve ulusalcı sol ile muhtemelen MHP ve benzer çizgideki sağ, AB karşıtı bir tutum etrafında toplanmaya başladı.
Bu grubun son seçimlerde aldıkları oylara bakıp hareketi marjinal saymak mümkün. Ancak eski sol/yeni liberal yazarların faşizm konusunda aniden çok sayıda yazı yazmaya başlamaları 'tehlike'yi küçümsemediklerini gösteriyor.
Kemalistlere sol denemeyeceği ileri sürülüyor. Raymond Aron
'Entelektüellerin Afyonu' adlı kitabında Fransız devrimini yapan ve savunan güçlere neden sol dendiğini uzun uzun anlatıyor. Tabii ideolojik sol bu hareketin dışında yapılanıyor. Aynı durum bizim için de geçerli. Yani 'İdeolojik olmayan sola sol denmez' tezi doğru değil. Kaldı ki Kemalist devrimde, Fransız devriminden farklı olarak, güçlü bir antiemperyalist yön olduğu da unutulmamalı.
Bizde ideolojik solcular gibi, 'liberaller' de solun ulusalcı olabileceğini kabul etmiyorlar. Aslında her iki grup da 'milliyetçilik' kavramının her türlüsünü tehlikeli buluyorlar.
Oysa Sosyalist Başbakan Jospin bakın neler söylemiş: "Fransız toplumunda değişikliğe direnç (...) güçlü devlette ve dağılmayı istemeyen, tarihiyle iftihar eden millette yok. Millet tecezzi etmeyen (irreducible) bir olgudur. Demokrasinin kalbinin attığı yerdir. Toplumsal bağın ve en güçlü dayanışmanın oluştuğu mekândır. Fransa'nın hâkim olacağı bir geleceğe emin adımlarla yürümesi, ancak yüzyıllar boyunca oluşmuş kimliğine saygı ile sağlanabilir." Jospin 1997 Haziran'ında yaptığı bir Meclis konuşmasında,
"Fransa, her şeyden önce Cumhuriyet'in oluşturulduğu bir tarihtir" demişti. Nisan 1997'deyse Avrupa'nın ilave bir demokratik mekân olduğunu, milleti ikame edemeyeceğini vurgulamıştı.
Bu sözleri bizdeki hangi eski sol/yeni liberal yazar söyleyebilir? Bizim 'liberaller' milletin küreselleşme/AB entegrasyonu içinde erimesini ister. PKK etnonasyonalist terörizminin nedenini devlet ya da ordunun tutumuna bağlar. Onlar için Avrupa'da üyeliğimize karşı bir önyargı sanki yoktur; din ve kültür farkı da AB için önemsizdir. AB'nin bize diğer adaylarla eşit muamele etmediğini bir kez olsun söylemez. Polonya bize göre on kat fazla ekonomik yardım alsa bile, 'Reformlarla kendimizi düzeltmemize imkân verdiği yetmiyormuş gibi bir de bize para mı verecek?' der. Kıbrıs konusunda AB'yle birlikte, Sn. Denktaş'ı, TSK'yı ve Dışişleri'ni çözümsüzlükten sorumlu tutar. Tüm kusurları bizde bulur. Zaten dış dinamikler olmasa Türkiye en ufak bir adım atmaktan bile acizdir. Adam olmak hatta var olmak için 'ev ödevleri'ni ukalalık etmeden yapmalı, kusurlarını düzeltmeli, içeri alınmayı beklemelidir.
Bu değişimci değil, kimliksiz, teslimiyetçi ve onursuz söylem, karşısında ulusalcı bir grubun oluşmasına yol açtı. AB sürecinde tüm kesimlerin endişelerini gözetmek gerektiği, yoksa bunun böyle olacağı kendilerine sürekli söylendi, ama dinlemediler. Zira 'Eskiyi bıraktık, değiştik' diyorlarsa da değişmediler. Sol ideolojik kalıpları muhafaza ettiler.
İçini sadece sığ liberal bir söylemle doldurdular.
Solcular da miliyetçilik karşıtı, bunlar da. Solcular da önce mevcut düzenin yıkılmasını istiyorlar, bunlar da Cumhuriyet ikincisiyle ikame edilmedikçe ve Kemalizm tarihe gömülmedikçe ülkede demokrasi olmayacağını savunuyorlar. Yani komünist ve faşist 'devrimlere' ve II. Dünya Savaşı'na yol açan 'apokaliptik' düşünce tarzını terk edemiyorlar. Onun ardında da bırakamadıkları 'Biz adam değiliz' nihilizmi var. AB üyeliğine desteği ideolojiye çevirdiler. Her şeyin iyi olduğu gibi kötü yönlerinin de olabileceğini göremediler. Onlar için AB'ye girişin amacı, kendilerini ezen askeri darbelerin rövanşını almak.
İşte karşıtlarını yarattılar. 1970'lerin kutuplaşmasına dönmemizi sağladılar. Şimdi korkmakta haklılar. Hele bir de Güneydoğu'da 'siyasi' mücadele başlarsa...