Kötü senaryo

Büyük bir gerilim ortamına girdik. Tarafların görüşleri kutuplaştı. Tam bir sağırlar diyaloğu içindeyiz.

Büyük bir gerilim ortamına girdik. Tarafların görüşleri kutuplaştı. Tam bir sağırlar diyaloğu içindeyiz.
Sn. Erdoğan cumhurbaşkanı adayı olup olmayacağı konusunda suskunluğunu sürdürüyor. Bu da kendisinin aday olmakta ısrar ettiğini gösteriyor. Son saniyeye kadar da böyle gideceğe benziyor.
Denebilir ki çoğunluk partisinin başkanı ve başbakan olan birisinin cumhurbaşkanı olması da doğal. Cumhurbaşkanı seçiminde izlenecek yol da belli. Demokrasinin gereği bu yol izlenir ve sorun çözümlenir.
Durum maalesef bu kadar basit değil. AKP'nin ve Sn. Erdoğan'ın Cumhuriyet'le uyuşmazlığı her gün biraz daha ortaya çıkıyor. Rahmetli Özal'ın cumhurbaşkanlığına da din temelli bazı itirazlar gelmişti. Ama Cumhuriyet'in laikliğini değiştirmek istediği; ayrılıkçı Kürtlere Cumhuriyet'in tekilliğinden taviz verdiği; YÖK'ü bertaraf etmeyi ve dinci kadrolaşmayla devleti ele geçirmeyi amaçladığı; dış politikada gayrı milli olduğu hiç ileri sürülmemişti.
AKP'yi destekleyen 'dindar' ve 'liberal' köşe yazarları, Sn. Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığına bu konularda itiraz edenlere karşı, Cumhuriyet'in ve onun kurucu ilkeleri olan laiklikle tekilliğin tehlikede olmadığını söylüyor. Buna mukabil demokrasinin kurallarına uyulmazsa demokrasinin tehlikeye düşeceğini savunuyor. Ancak bu yazarların karşı taraf üzerinde herhangi bir etkileri olmuyor. Zira AKP karşıtları için, Cumhuriyet'in tahrip olması çok daha vahim bir ihtimal olarak görünüyor.
Bu haliyle bir rejim krizi içine girdiğimiz söylenebilir. Sn. Erdoğan kendini cumhurbaşkanı seçtirirse, bu krizin ağırlaşacağına kuşku yok. Bazı anketler, halkımızın mazlumu tutma eğiliminin, Sn. Erdoğan'a karşı yürütülen yıpratma kampanyası karşısında AKP'ye dönük oyları arttırdığını ve AKP'yi yeniden tek başına iktidar yapabileceğini gösteriyor. Bu durumda kriz genel seçimlerden sonra da devam edebilir.
AKP iktidarıyla rejimi kesintiye uğratmadan yola devam etmek için acaba artık çok mu geç? Sn. Erdoğan'ın yerine 'makul' birisi cumhurbaşkanı olsa dahi, AKP iktidarına karşı oluşan muhalefetin dozu azalmayabilir. Sn. Erdoğan'ın başbakanlığının sorgulanmaya başlaması bile şaşırtıcı olmayabilir.
2003'te Sn. Gül'ün başbakanlığı devam etseydi, bugünkü kriz ortamından çok daha farklı bir yerde olabilirdik. Doğru, sorunun özünü AKP'nin Milli Görüş akımından tamamen kopmamış olması oluşturuyor. Ama Sn. Erdoğan'ın her gün birçok çevreyi rahatsız eden, gerçek niyetleri konusundaki kuşkuları pekiştiren pervasız ve düşüncesiz bir söylemi benimsemesinin bu krizdeki payı küçümsenemez.
Böyle bir ortamda basındaki AKP'liler, özeleştiriden kaçan, sürekli kendilerini haklı gösteren, gerçeklerden kolayca uzaklaşan, sert ve saldırgan bir söylem benimsiyorlar. Dindarların geçmişte çektikleri sıkıntıların yarattığı sonu gelmez mağduriyet hissinin, bu tehlikeli tutumlarını haklı kıldığına inanıyorlar. Daha da ötesi, ülkeye dini hâkim kılma 'kutsal misyonu', etik dışına çıkmalarını, onların gözünde meşru ve mazur gösteriyor. Cumhuriyet'i savunanlarda ise buna karşı olağanüstü tepkiler birikiyor.
İçinde bulunduğumuz durum DP'nin henüz iktidardan düşecek kadar oy kaybetmediği, ama karşısındaki muhalefetin çok keskinleştiği 1957 seçimlerini anımsatıyor. DP'nin tekrar tek başına iktidar olması, üst yönetici ekibin, dolayısıyla da politikanın değişmemesi makûs sonu getirdi. Fazladan DP o dönemde, ilerdeki 'devri sabık'ın şartlarını yarattı. Şimdi de AKP, aysbergin tepesi gibi görünen Kanal Türk başta, basına, bazı bürokratlara, hatta bir kısım sermayeye yaptığı baskıyla, benzer bir tutum izliyor.
Bu yola giren siyasi partilerin iktidarı bırakmasının zorlaştığı, baskıların sürekli arttırılması gerektiği ve şimdi sinmek zorunda kalan çevrelerin ilerde ilk fırsatta AKP'ye karşı şiddetle saldıracakları gözden uzak tutulmamalı.
Cumhurbaşkanının gerçek bir uzlaşıyla seçilmesi ve genel seçimlerden koalisyon çıkması bizi bu kötü senaryodan kurtarabilir.