Madem Türküz...

Son dört yazıda kendimi Kıbrıs Rumlarının yerine koyup Annan Planı'nı </br>değerlendirmeye çalıştım. Sonuç açık: Plan iyice Rumların lehine.

Son dört yazıda kendimi Kıbrıs Rumlarının yerine koyup Annan Planı'nı
değerlendirmeye çalıştım. Sonuç açık: Plan iyice Rumların lehine. Ulaşılan bu aşamada Annan Planı'nı reddetme imkânı da yok. Uluslararası toplum (Amerika, AB ve BM diye okuyun) bu plan üzerinden çözüm istiyor.
Sn. Denktaş bu planın müzakere edilemez olduğunu söylüyor.
Zira bir yerini lehimize değiştirirlerse, hemen başka bir yerini de Rumlar lehine değiştiriyorlar. Sanki ilahi bir adil denge üzerine oturuyor da, bozmamak gerekirmiş gibi.
Amacımız Kıbrıs sorununu çözmek ve AB üyesi olmak olduğuna göre bu durumda biz ne yapabiliriz?
İki ihtimal görünüyor. İlki, Kıbrıs sorununun çözümlenmesi ve Kıbrıs Türklerinin Rumlarla birlikte 1 Mayıs 2004'te AB'ye girmesi. Bu senaryoda, Kıbrıs sorununu çözmemize rağmen, Aralık 2004 zirvesinde AB'nin bize giriş müzakere tarihi vermeyebileceği varsayılıyor. Yani bu senaryo gerçekçi. Bu nedenle Türkiye'nin üye olmadığı bir AB'de Kıbrıs Türklerinin kendilerini korumalarının sağlanması amaçlanıyor. Bu ise Annan Planı'nda Türkler lehine önemli değişiklikler yapılmasını gerektiriyor.
Bu değişiklikleri şöyle sıralayabiliriz:
- Yeni devletin yapısı şimdiki İsviçre modeline dayalı 'homojen' federasyondan, 1960 sistemine dönüştürülmeli. Malum, De Cuellar ve Butros Gali de önemli konularda başkan ve başkan yardımcısına veto hakkı veren ve yasamada iki tarafın gruplarının ayrı oylama yapmasını sağlayan 'asimetrik'
federasyonu önermişlerdi.
- İki devlete 'kurucu' yani 'cofounder' denilmeli.
- Türk bölgesi 'fikirler dizisi'nde olduğu gibi gerçek anlamda 'yüzde 29 artı' olmalı ve sınır çizgisi düz çekilmeli.
- Kuzeye çıkacak Rumların sayısı Türk toplumunun yüzde 10'uyla sınırlanmalı, buna Maruni köyleri eklenmeli.
- Anadolulu Türklerden vatandaş olanların hepsi adada kalmalı.
- İade edilecek Rum emlaki kuzeydeki toplam özel mülkiyetin yüzölçümünün yüzde 10'unu geçmemeli. Genel takastan sonra saptanacak tazminatın ödenmesi uzun vadeye yayılmalı.
Türk vakıf ve sultan arazisi tazminattan düşülmeli.
- En ziyade müsaadeye mazhar ülke kuralı AB müktesebatından etkilenmeden uygulanmalı. Yani Kıbrıs'ın AB üyesi Yunanistan'a (ve İngiltere'ye) tanıyacağı hak ve çıkarlar, Türkiye'ye de aynen tanınmalı.
- Garanti Antlaşması'nı değiştiren protokol, yeni statükoda Türklere tanınan özel koruma önlemlerinin AB müktesebatı tarafından aşındırılmasını önlemeli. Böyle bir aşındırma vukuunda, garantör ülke Türkiye, Türk devletinin Rumlardan ve AB'den ayrılması sürecini başlatabilmeli.
- Küçük grup Türkleri korumakla görevli Türk güvenlik güçleri Yunan birliklerinin üç katı olmalı; Türk bölgesinde serbestçe hareket ederek olaylara müdahale edebilmeli.
Bu şartlar altında Türkiye'nin etkin ve fiili garantisi yeni şartlara uyarlanmış olacak ve Kıbrıs Türk toplumu korunabilecek. Türkiye, AB üyesi olursa, Türkler lehine ihdas edilen yukarıdaki istisnai hükümler kalkacak ve Kıbrıs normalleşecek.
Bu senaryonun eksiği, Türkiye'nin Kıbrıs sorununu çözmüş olmasına rağmen, AB'den giriş müzakereleri için takvim alamamış olması. Kıbrıs sorununu ne kadar iyi çözerse çözsün, AB'den takvim alamamış bir hükümetin ülke içinde çok ciddi siyasi sorunlarla karşılaşması kaçınılmaz olacak. Bu nedenle başka bir senaryo oluşturmak gerekecek.
Türk tarafı 1 Mayıs 2004'e kadar Annan Planı temelinde oluşturulacak çözüm anlaşmalarını imzaladıktan sonra, KKTC'nin Türkiye ile birlikte AB'ye girmesinde ısrar edebilir. O zamana kadar da GKRY, Kıbrıs'ın tümünü temsilen AB'ye girer; KKTC üzerindeki ambargolar kalkar; bir yandan çözüm için gerekli hazırlıklar yapılırken, bir yandan da AB müktesebatına uyum çalışmaları sürdürülür.
Bu senaryoya göre Kıbrıs Türklerini korumak için alınacak özel önlemler sınırlı olacağından, Annan Planı'nda fazla bir değişiklik yapmak da gerekmez. Yani planda Rumların lehine unsurlar büyük ölçüde muhafaza edilebilir.
Hükümet de, değil siyasi sorunlarla karşılaşmak, Kıbrıs'ı çözmek ve AB'ye girmek konusunda büyük bir başarı kazanmış olur.
Türk olduğumuza göre, Türk tarafının çıkarlarını öne almakta, bilmem herhangi bir sakınca var mı, 'liberal' kardeşlerim?