'Muhafazakâr Cumhuriyetçilik'

İsminin baş harfleri U. S. olan genç bir okurumdan aldığım bir mektubu köşe yazısı boyutuna indirerek aşağıya kaydediyorum. Umarım ilginç bulursunuz.

İsminin baş harfleri U. S. olan genç bir okurumdan aldığım bir mektubu köşe yazısı boyutuna indirerek aşağıya kaydediyorum. Umarım ilginç bulursunuz.
"Tüm dünyada sağın misyonu aynı. Milli kimliği oluşturan iki temel unsuru muhafaza etmek. Sağ bu yönüyle toplumu ayakta tutan omurga olmak gibi hayati bir işlevi yerine getirir. Bunlardan biri din, diğeri ise her ülkenin kendi kuruluş efsanesidir ve bu da bizde İslam ve Kemalizm'e tekabül eder. İşte Türk sağındaki ideolojik parçalanışın fay hattı da buradan geçiyor. Özellikle sağın (dindar) muhafazakâr kanadı kimliğimizin İslami boyutunu sahiplenirken, ülkenin kuruluş ideolojisi olan Kemalizm'i dışladı. Böylece diğer ülkelerde doğal rolünü rejimin gerçek sahibi olarak gören muhafazakâr sağ, bizde rejime muhalif duruma düştü. Bunun temelinde Kemalizm'in öngördüğü laik Cumhuriyet ile İslam'ın öngördüğü devlet sisteminin uzlaşmaz bir çelişki arz ettiği iddiasının yattığı biliniyor. Peki bu iddia doğru mu?
İslam belli bir devlet şeklini önermez. Dünyevi egemenliğin icrası konusunda evrensel değerleri öne çıkarır. İslam siyaset bilimine göre devletin varlık nedeni adalettir. Bunun somut anlamı ise yargı bağımsızlığı ve kanun hâkimiyetidir. Ebu Hanife'nin dönemin halifesinin kadılık teklifini bu iki ilkenin uygulanmadığı gerekçesiyle ölümü pahasına geri çevirdiği unutuldu. Bugün bu iki ilkeyi benimseyen Cumhuriyet'in mahkeme duvarlarında Atatürk büstünün altında yazılı olan 'Adalet mülkün (devletin) Temelidir' sözlerinin Hz. Ömer'e ait olduğu da unutuldu. Bugün 'hukuk devleti' diye bilinen olgunun fikri temelleri aslında 8. asırda Kûfe şehrinde atılmıştı. Ama bizler bunu ancak 1923'ten itibaren gerçek anlamda hayata geçirmeye başladık.
İslam indiği devirde ruhban sınıfını ve despotizmi şirk/zulüm oldukları gerekçesiyle yıktı. Adeta bir devrim ile egemenliğin kullanım hakkını topluma emanet etmiş oldu. Emevi karşı devrimiyle bu hak yine gasp edildi ve daha sonra da Osmanlı hanedanına geçti. Atatürk bu egemenliği Allah'tan değil, kendi tabiriyle ona (Allah adına) 'zorla el koyan Osmanoğullarından' alıp, emanetin gerçek sahibi olan halka geri verdi. Kuran'a göre halk, bu egemenliğin kullanım hakkını aralarında onu meşveret ile icra etmeleri şartıyla, dilediğine biat (seçim) yoluyla verir. Bunun da bugünkü adı parlamenter demokrasidir. Dolayısıyla siyasal İslamcıların yeni bir Emevi karşı devrim girişimini bırakıp, Kemalist devrimi dini nedenlerle herkesten daha çok korumaları gerekmez mi?
'Bütün bunlar modernistlerin Batılı kâfirlere yamanmak için uydurdukları bidatlardır' diyenlerin İslam fikir tarihine bir göz atmalarını öneririm. Cumhuriyet'in din ve devlet işleri ayrımının özünde yatan sınırı, İslam âlimleri bin küsur yıl önce çizmişti. Buna göre iman ve ibadetin dışındaki alana 'muamelat' denir. Bu alana ilişkin Atatürk'ün 'Hangi şey ki akla ve halkın menfaatine uygundur, biliniz ki o bizim dinimize de uygundur' sözlerinden 900 yıl önce, Kadı Abdülcebbar dinsel kıstaslar sıralamasında aklı birinci sıraya koymuştu. Yine Cumhuriyet'ten 600 küsur yıl önce Necmeddin et-Tufi ise birinci sıraya aynen 'halkın menfaati' anlamına gelen 'maslahatı' koymuştur. Atatürk değişen çağa uyum sağlama prensibine dini de dahil ederken aslında kendisinden yarım asır önceki medrese kökenli büyük Osmanlı âlimi Cevdet Paşa'nın ünlü Mecelle'sindeki ilkeyi tekrarlamış oluyordu. Zaten Cevdet Paşa da bu ilkeyi 15. yy. Hanefi fakıhı Celalüddin Devvani'nin içtihadına dayandırıyordu. Devvani'ye göre devlet, şeriatın çizdiği dar alan dışında, çağın ihtiyaçlarına göre yasal düzenlemeler yapmalıydı.
Muhafazakâr Türk sağı, Cumhuriyet değerlerine bakışını gözden geçirip onların İslam fikir mirası ile arasındaki bağı yeniden keşfedemezse, sağı ideolojik temelde bütünleştirmek mümkün olmaz. Başka bir deyişle 'Müslüman demokrat' veya 'muhafazakâr demokrat' yerine 'muhafazakâr Cumhuriyetçi' olursa, hem gerçek anlamda sağ olur hem de demokrasiye giden yürüyüşümüzü rahatlatabilir."