NATO'daki çatlak ve Türkiye

Fransa-Almanya-Belçika NATO'yu kilitledi. Muhtemel bir Irak harekâtı dolayısıyla bu ülkenin sınırdaşı olan Türkiye'nin güvenlik endişelerini...

Fransa-Almanya-Belçika NATO'yu kilitledi. Muhtemel bir Irak harekâtı dolayısıyla bu ülkenin sınırdaşı olan Türkiye'nin güvenlik endişelerini gidermek için ne NATO'nun ihtiyati planlama yapmasına ne de Vaşington Antlaşması'nın 4. maddesine göre müttefikler arasında danışmalara izin veriyorlar. Gerekçe olarak da bu çalışmaların NATO'yu 'savaş mantığı'na sokarak, Irak'ta savaş olmaması yönündeki gayretlerini baltalayacağını ileri sürüyorlar. Ankara'daki Fransız büyükelçisi de basın toplantısında diplomatik nezaket kurallarını ihlal ederek, ev sahibi ülkeyi erken davranmakla itham ediyor. Yunanlı meslektaşlarının aynı durumda neler yapacağını hayal bile edemeyen gazetecilerimiz kendisine ciddi bir soru dahi soramıyorlar.
Önce bu üç ülkenin yaptığına doğru isim koyalım. Buna NATO dilinde veto deniyor. Zaten bu ülkelerin kendileri de veto kelimesini kullanıyor. Veto, hemen her zaman azınlıkta olan bir veya birkaç ülke tarafından genel eğilime karşı bir tutumu ortaya koymak amacıyla kullanılır. Burada da öyle oluyor.
19 NATO üyesi ülke içinde sadece üç ülke böyle bir tutum alıyor.
BM denetçilerinin raporlarında Irak'ın henüz hesabını vermediği yani saklayıp saklamadığı kanıtlanamayan önemli miktarda kimyasal ve biyolojik silah bulunduğu bildiriliyor. Bu ülke bundan önce İran'la yaptığı savaşta ve kendi sivil Kürt nüfusuna karşı kimyasal silah kullanmıştı. Sınırlı sayıdaki uzun menzilli SCUD füzelerini bir yana bıraksak bile, menzili uzatılmış 'El Samud 2' füzeleriyle en azından güneydoğu Anadolu'yu vurmak imkanına sahip.
Türkiye'nin bu durumda ihtiyaçları belli. Patriot füze bataryalarıyla birlikte, kimyasal ve biyolojik saldırılara karşı korunmak amaçlı araç ve gereçler ve saldırı sonrası tedavi ve çevre temizliği amaçlı donanım ve personel. Hollanda'nın ikili düzeyde göndermekte olduğu Patriot bataryalarının ancak üç hafta içinde bölgeye ulaşacağı ve sistemi kurmak için de ayrıca zamana gerek bulunduğu düşünülürse, NATO yardımı için geç bile kalındığı anlaşılır. Bu, tümüyle savunmaya dönük, sadece insani ihtiyaçların önceden belirlenmesi ve harekât halinde NATO kaynaklarının nasıl kullanılacağının bir an önce saptanması için planlama çalışmaları yapılmasının 'savaş mantığı' ile ilişkisi ne?
Hadi bunu istemediler, NATO üyesi ülkelerle NATO çatısında danışmalar yapılmasını neden engelliyorlar? Aynı ülkeler NATO dışında da bu danışmaları yapabilirler. NATO işlevsizleşince 'savaş mantığı' ortadan kalkmış mı olur? Kaldı ki Türkiye'ye NATO içinde yardım edilmesinden yana ülkelerin hepsinin Amerika-İngiltere ile birlikte Irak'a müdahale edilmesinden yana olmadığı da açık.
Görünen o ki, bu ülkeler Amerika'ya karşı tutum almanın dışında bir şey düşünecek halde değiller. Bu amaçla Türkiye'nin insani ihtiyaçlarını karşılamayı ihmal etmek bir yana, Türkiye'yi politik amaçları için kullanıyorlar. Eğer Irak saldırır da bir Türk'ün burnu kanarsa sorumluluk bu ülkelerin üzerinde olacak.
Fransız-Alman birlikteliği AB'de her zaman temel itici güç oldu. Ancak diğer bütünleşme konularından farklı olarak, güvenlik ve savunma konularında diğer AB ülkeleriyle, yeterince danışmadan ve uzlaşma sağlamadan tek yanlı hareket ettiklerinde beklenenin tam tersi sonuçlar ortaya çıkıyor. AB'nin diğer üyeleri, geçmişte kendilerine tehlike oluşturmuş Fransa ve özellikle de Almanya'ya karşı uzaktaki süpergücün sağladığı güvenliği tercih ediveriyorlar. Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri de hem koptukları Rusya'ya hem de tarihteki kıtasal güç yayılmacılığına karşı kendilerini Amerika'ya muhtaç hissediyorlar.
Bu durumda AB'nin güvenlik ve savunma alanındaki bütünleşme süreci NATO'nun, ortadan kalkmasına değil, devamına bağlı görünüyor. NATO'da Amerikan hâkimiyetinin süreceği düşünüldüğünde, AB'nin yakın bir gelecekte askeri bir güç olmasının sınırları pek geniş sayılmaz.
Sorun, AB'nin Amerika'yı dengeleyici bir askeri güç olamayacağına göre, tek süpergüç olmaktan dünya hâkimiyetine yönelmeye başlayan Amerika'nın liderliğini ne ölçüde kabul edeceğinde.