Ne nedir?

Dünyada ırkçılığı anlayamayan iki grup insan var. İlki ırkçıların kendileri. Çünkü tüm enerjilerini ırkçı olmadıklarını kanıtlamaya harcadıklarından, analiz yapacak güçleri kalmıyor.

Dünyada ırkçılığı anlayamayan iki grup insan var. İlki ırkçıların kendileri. Çünkü tüm enerjilerini ırkçı olmadıklarını kanıtlamaya harcadıklarından, analiz yapacak güçleri kalmıyor.
İkinci grubuysa Türkler oluşturuyor. Irkçılıktan o kadar uzaklar ki kendi kişiliklerine bakıp ırkçılığı anlamaları mümkün değil. Ama içlerinden bir bölümü tüm kötülüklerin kaynağında kendi milletlerini gördüğünden,
ırkçılığı da kimselere bırakma niyetinde değiller.
Siyaset psikolojisi birçok kavram gibi ırkçılığı da sosyolojiden daha iyi açıklıyor. Bebek altı aylık olduğunda annesiyle yabancıyı ayırabiliyor; annesinde huzur buluyor, yabancıdan korkuyor. İleride her insanda görülen yabancıya karşı önyargıların ve 'Biz ve Onlar' ayrımının kaynağı bu. Buradan 'habis' önyargılara, yani ırkçılığa çok uzun bir yol var.
Her insan gibi, her toplum da kendini şu veya bu şekilde diğerlerinden üstün görüyor. Bu, kişide benliğin, toplumda milliyetçiliğin temelini oluşturuyor. Ama milliyetçilik, başkalarının aşağılanması anlamına gelmiyor. Aşağılara kıyasla üstün olmak bir üstünlük sayılabilir mi?
Tabii milliyetçiliğin aşırısı da var. Şovenlik de denen bu özellik kendi üstünlüğüne aşırı vurgu yapıyor. Siyasi ve askeri mücadele içinde bulunduğu toplumlara karşı şiddet ve nefret duyguları geliştiriyor, genişlemeci oluyor, saldırganlaşıyor. Japonya, Almanya ve İtalya'daki gibi faşizm türü rejimler kurabiliyor ve militarizmle sömürgeciliğe de yönelebiliyor.
Kuşkusuz her toplum, kendi şartlarına göre, aşırı milliyetçilik türlerinin tehlikelerine açık.
Ancak megalomani tehlikesi var diye, sağlıklı bir benlik sahibi olmaktan nasıl vazgeçemezsek, aşırı milliyetçilik tehlikesi var diye milliyetçilikten de vazgeçemeyiz. Siyaset psikolojisi, kimliğin temeli olan benlik ve milliyetçilik duygularının tahrip olması halini, 'borderline', yani çok ciddi psikolojik bozukluklar olarak tanımlıyor.
Milliyetçilik etnikten çok, kültürel bir olgu. Irkçılıksa, biyolojik niteliğiyle çok daha 'regressif'. Yani ırkçılığın hâkim olduğu toplum, ruhsal açıdan tarihin çok erken dönemlerine geriliyor.
Irkçılık, ırkçı aşağılamaların, ayrımcılığın mezalim boyutuna varmış hali. Batı Avrupa'da ırkçılık milliyetçilikten yaklaşık 900 yıl önce başladı. Yüz Yıl Savaşları'ndan bu yana antisemitizm, 'pogromlar', engizisyon, Katarların katli vb. olaylarda görüldü. Milliyetçiliğin geliştiği 19. ve
20. yüzyıldaysa, sömürgecilik, sosyal Darvinizm, 'apartheid' ve nihayet Holokost halinde devam etti.
Irkçılıkta bir hedef grup var. Bu grup ırki yani biyolojik olarak sadece aşağılık görülmüyor, aynı zamanda tüm kötülüklerin de kaynağı sayılıyor. Buna 'ötekileştirme' deniyor. ('Öteki' ile 'başkası' arasında dağlar kadar fark var.) İlk aşamada toplum içinde tecrit edilen bu grup, 1492'de İspanya'da olduğu gibi, korkunç bir engizisyon mezalimiyle toplum dışına atılıyor veya Katarların katlinde (13. yy.) ve Holokost'ta olduğu gibi yok ediliyor. Böylece ülke, dünya, hatta kozmos kötülüklerden temizlenmiş oluyor.
Irkçılıkta baskın grup kendi kimliğinin günah ve suçluluk duyguları uyandıran kötü yanlarını hedef gruba yansıtıyor. Hedef grup bir süre kötü olmadığını savunsa da, sonunda kimliği yıkılıyor ve baskın grubun tüm suçlamalarını kabulleniyor. Böylece kendisini aşağı görüyor ve direnmeden ölüme gidiyor.
Irkçılıkta baskın grubun kültürü önemli. Bu kültürün bir nedenle sürekli günah ya da suçluluk duygusu üretmesi ve bunu bir gruba atmadan kurtulamaması gerekiyor.
Bizde böyle bir durum mu var?
Not: 4 ve 25 Mart tarihli Radikal İki'de Orhangazi Ertekin adıyla çıkan yazılarda, milliyetçilik ve ırkçılığa ilişkin görüşlerim eleştiriliyor. Benim bunlara cevaplar vererek tartışmaya girdiğim ileri sürülüyor. Bir yazımın birkaç satırlık son paragrafında isim vermeden yaptığım atıf hariç, böyle bir tartışmaya girmedim. Zira yazarın ne demek istediğini anlayamıyorum. Bundan böyle aynı konularda yazacağım yazılarda da sadece kendi görüşlerimi anlatmakla yetineceğim.