Niye böyle oldu?

Olaya sırf dış politika açısından yaklaşırsak, basit bir sorunun cevabını vermek gerekiyor: Irak'a ilişkin ulusal çıkarlarımızı...

Olaya sırf dış politika açısından yaklaşırsak, basit bir sorunun cevabını vermek gerekiyor: Irak'a ilişkin ulusal çıkarlarımızı, Amerika ile (savaşa katılmadan) azami işbirliği yapmak suretiyle mi, işbirliğini sınırlamak ya da neredeyse yapmamak suretiyle mi gerçekleştirme şansımız daha fazla olurdu?
Cevap da aynı ölçüde basit: Tabii işbirliği yaparak. Oysa yapılabilecek işbirliğinin çok altında kaldık. Hem de en ileri işbirliğini yapmak için aylarca müzakere ettikten, muhtıra taslakları hazırladıktan, ilk tezkereyle
umut verip her tarafı şantiyeye çevirdikten sonra anlaşılmaz bir kararsızlık sürecine girerek. Yani sadece yanlış yapmakla kalmadık, yanlışı yanlış yoldan yaptık. Kayıplarımız yalnız ekonomik değil, ondan çok daha önemlisi siyasi ve stratejik nitelikte. Üstüne üstlük sözüne güvenilmez bir ülke görüntüsü verdik.
Böylesine hataları nasıl yaptığımızın hikâyesi, bu hataların yol açtığı ve açacağı iç ve dış tahribatın vüsatı ve bunun AKP'nin kaderine etkileri zamanla daha iyi anlaşılacak.
Amerika'yla müzakereler konusunda hükümet yeterli bilgi vermedi. Tıkanıklığın nereden kaynaklandığı bilinmiyor. Hükümet üyelerinin başarısızlığı izah sadedinde basına verdikleri bilgiler daha çok olanları tevil niteliği taşıyor.
Savaşa karşı olmak anlaşılır bir şey. Ama savaşı önleme sloganlaşırsa sakıncalı oluyor. Savaş sanki sıradan bir ülkenin diğerine saldırması gibi en basit şekliyle algılanıyor. Bu yaklaşım, devletler hukukunun ve uluslararası düzenin değişmesi, Ortadoğu'nun ve enerji sektörünün yeniden yapılanmasıyla bu savaş arasındaki ilişkilerin gözden kaçmasına yol açıyor. Türkiye'nin bu büyük çalkantıda bekasını nasıl koruyacağı akla bile gelmeyebiliyor.
Güvenlikten sorumlu kurumlarımızın yani Genelkurmay ve Dışişleri'nin hükümete ne tavsiye ettiklerini biliyoruz. Ancak hükümet tecrübesizliğini tevazuyla kabul edip, kendisine söylenenleri yapmadı. Zaten siyasi sorumluluğun tek ve nihai mercii olan hükümet, ayrıca bu nedenle, çok daha büyük bir sorumluluk altına girmiş oldu.
Özellikle dış politika alanında kişi ve kurumların yanlış görüşlerinde
ısrar etmelerinin bir sınırı olmalı. Sn. Arınç'ın tarafsız Meclis başkanlığıyla bağdaşmayan beyanlarını bir yana bırakalım. Sn. Cumhurbaşkanı da, bir yargıcın hüküm vermekteki katiyetiyle 'meşruiyet' konusuna saplanmış durumda. Devletler hukukunu ilgilendiren bu konudaki skolastik tutumu, hayati önemi haiz anayasal siyasi rolünü oynamasına imkân vermiyor.
CHP başlangıçta muhtemelen Meclis'te büyük çoğunluğa sahip AKP hükümetinin Türkiye'nin çıkarları için zor olanı yapıp Amerika ile anlaşacağını sandı. Muhalefet için muhalefet yaparak iktidarın tabanını etkilemeyi amaçladı. Ancak son aşamada AKP'nin zaaflarını görerek bağlayıcı grup kararı almadı. İyi de yaptı.
Hükümeti karanlık bir kararsızlığa iten temel saikin, Müslüman bir ülkeye saldırılmasını önlemek ya da saldırıya yardımcı olmamak olduğu söyleniyor. Bu ilk bakışta makul görünen neden aslında geçersiz. Irak halkının yüzde 55-60'ını oluşturan Şii Araplarla, yüzde 20'sini oluşturan Kürtler ve Türkmenler Amerika'nın silahlı müdahalesini isterken, Türkiye, ilkel ve zalim Baas rejimini ve bunun dayandığı yüzde 20'lik Tıkriti aşiretini ve destekçilerini Müslümanlık adına savunamaz.
Bush'un, Hıristiyan fanatiklerin kıyamet konusundaki saplantılarıyla
İsrail çıkarlarını Amerikan çıkarları üstünde gören 'neokonservatif' Yahudilerin etkisinde kalarak bu savaşı yaptığı ileri sürülüyor ve bu haberlerin hükümeti etkilediği söyleniyor. Dış politikada muhatap yönetimdir. Yönetimin ardındaki bazı güç ve ideoloji odaklarına tepkiyle politika oluşturmak başımıza sadece dert açar.
Sorun galiba hükümetin Türkiye'nin ulusal çıkarına dayalı politika saptayıp uygulayamamasından kaynaklanıyor. Bunun bir nedeni AKP'nin yeterince ulusal olmamasıysa diğeri de yeterince güçlü olmaması olabilir. Birbirinden vahim bu iki neden şayet varitse, iktidar bitmiş demektir. Bu tükeniş siyasi yapımızı değiştirinceye kadar krizden kurtulamayabiliriz.