O kadar da kızmayın!

Verheugen yine konuştu. Bir diplomatik görevlinin birçok özelliği olur.

Verheugen yine konuştu. Bir diplomatik görevlinin birçok özelliği olur. Karşısındakine saygı, görüşlerini savunurken gösterdiği incelik, ortak çıkar alanları bulma bunlardan birkaçı. Alman diplomatlarının en çok övündükleri özellikleriyse 'dobra dobra' konuşma.
Sanki karşısındakiler fıtraten anlayışsız mahluklardan oluşuyor. İsmet Paşa bir keresinde ekonomide ve kültürde bu kadar başarılı olan Almanların, diplomasideki düzeylerini bir türlü anlamadığını söylemişti.
Aslında garip bir durumla karşı karşıyayız. Klerides toplumlararası görüşmelerde hiçbir taviz vermedikleri halde, uyuşmazlığın tüm sorumluluğunu Sn. Denktaş'a yükleme taktiğini başarıyla uyguladıklarını; BM'yi etkilemek için de De Soto'dan yararlandıklarını söylüyor. Papadopulos, Lahey'de Annan Planı'nı Türk tarafı imzalasaydı dahi kendisinin imzalamayacağını beyan ediyor. Verheugen bunun üzerine, Rumları savunması gerektiğini söylüyor; Papadopulos'un AB üyesi olacak bir ülkeye yakışır şekilde barış ve çözümden yana olduğunu vurguluyor.
Bir kısım 'aydın' 'sessizlik kuralı' ile bu beyanları destekliyor ve Sn. Denktaş'ı suçlamayı sürdürüyor.
Daha önce de Klerides, Annan Paketi'nin Türk tarafına sunulmadan kendilerine gösterildiğini ve gerekli değişikliklerin yapılmasını sağladıklarını söylemişti. Rum/Yunan basını da Vasiliu ile Lord Hannay arasında iş ilişkisi olduğunu yazmıştı. Simitis ise iki kez Rumların AB üyeliğinin 'enosis' amacını gerçekleştirdiğini ağzından kaçırmıştı(?). Yine bizim 'aydın'lardan bir tepki gelmemişti. Bu 'aydın' Türklerin, Türk tarafının haklı olduğunu anlayabilmesi için, daha başka kim, daha başka ne söyleyebilir?
Verheugen, Türk generallerinin Kıbrıs'a ilişkin yanlış ve modası geçmiş görüşlerle Türk kamuoyunu aldattığını söylemiş. Ey Türk kamuoyu, bırakın Türk generallere inanma safdilliğini de, Verheugen'e inanın! O da bizim 'aydın'lar gibi, yeni 'modaya' göre, Kıbrıs'ın jeopolitik ve jeostratejik değerinin olmadığını keşfetmiş bulunuyor.
İki kelimenin başındaki 'jeo' kısaltmasının tarihin cereyan ettiği coğrafya anlamına geldiğini unutarak.
Siz de ey Kıbrıs Türk halkı, Verheugen'in muhalefeti seçmezseniz bu seçimlerin 'siyasi yasallığı ve değeri olmayacağı' yolundaki 'demokratik' değerlendirmesini anlayın! Verheugen çözümün Türkiye'nin de katılmasıyla Denktaş'ın arkasından kotarıldığını söylese de, 'Bu kadar etkisiz ve güçsüz olan Sn. Denktaş'la neden bu kadar uğraşıyorsun' gibi münasebetsiz sorular sormayın!
Oy sandıkları önünüze geldiğinde artık kimlere nasıl bir demokrasi dersi vermeniz gerektiğini biliyorsunuz. Verin!
Unutmayın! Bu sizin için artık bir onur konusu. Çözümsüzlükten korkmayın! Onur olursa çözüm de olur.
Seçilmeleri halinde, Verheugen'in kendilerini düşürmüş olacağı aşağılık durumdan, Kıbrıs Türk muhalefetini koruyun!
Türkiye'ye güvenin! Başbakan'ın KKTC ziyaretinde söylediklerini duydunuz. Verheugen'in sözlerinden sonra söylediklerini de gözden kaçırmayın!
Dışişleri de, ordu da, kendisine 'aydın' süsü verenlerin bugüne kadar yazdıklarından zerre kadar etkilenmedi.
Yarın da etkilenmeyecek. Bu 'aydınları' ıslah etmesi için Allah'a dua edin! Herhalde olmayacak bir duayı ilk kez etmiyorsunuz. Yine edin!
AB üyeliğine aday bir ülke böyle bir muameleyi hak etmiyor. Asgari ulusal onura sahip olan herkes bu 'yüksek' AB sorumlusuna layık olduğu cevabı veriyor. O da 'söylemek istediğini söyledikten sonra inkâr etme' oyununa yine başvuruyor. Üstün zekâsı ancak buna elveriyor.
Ama çok da kızmayalım. Sonucunu artık tahmin edebileceğimiz KKTC'deki şu seçimler bir bitsin, göreceksiniz tutumlarını hemen nasıl tersyüz edecekler. Müzakereyi hiçbir 'Doğulu' ülkenin düşürmediği at pazarlığı seviyesine indirdiler. Aslında mazurlar. Zira kendi aralarında da böyle 'müzakere' ediyorlar. AB uygarlık projesinin insanlığa en büyük armağanı şimdilik bu.