Olabilirliği olan çözüm

Irak petrollerini bir yana bırakıp Kıbrıs'a bakalım. Zira Kıbrıs çok daha önemli.

Irak petrollerini bir yana bırakıp Kıbrıs'a bakalım. Zira Kıbrıs çok daha önemli.
Sn. Denktaş ne kadar uğraşırsa uğraşsın, Annan paketinde Türk tarafı lehine ciddi değişiklikler sağlayamaz. Zira Rum tarafı, haklı olarak, bir yerde verdiğinin karşılığını bir başka yerde istemek zorunda. Bu durumda nihai paket imzalanır ve Türkiye üye olmadan Kıbrıs, AB üyesi olursa Kıbrıs Türklerinin siyasi varlığını korumak mümkün olmayabilir. Helsinki zirve kararı uyarınca 2004 sonunda Ege sorunlarının da Lahey Uluslararası Adalet Divanı'na gönderilmesi gerekiyor. Yani Kuzey Kıbrıs AB'ye girecek ve Ege sorunları yargıya gönderilecek ama Türkiye'ye giriş müzakereleri için tarih dahi verilmemiş olacak. Bunu hiçbir Türk hükümeti halka anlatamaz.
Buradan Kıbrıs konusunda izlenmesi gereken politikanın parametreleri kendiliğinden ortaya çıkıyor. Bu politika Annan paketi temelinde olan ama Türkiye'nin AB üyeliğini garantileyen bir çözüm olmak zorunda.
28 Şubat geldiğinde Annan paketinin son şekli neyse o imzalanmalı.
Kıbrıs Rumları hemen AB üyesi olmak istiyor. Nisan 2003'te Güney Kıbrıs, AB ile giriş anlaşmasını imzalamalı ve ileride 'parça devlet' düzeyine inmek üzere 'ortak' devletin yetkilerine sahip olarak üye olmalı.
Kuzey Kıbrıs Türkiye ile birlikte üye olmak üzere şimdilik AB dışında kalmalı. Ancak ekonomik sıkıntıların bitmesi için ambargo derhal kalkmalı ve AB ekonomik yardımlarıyla müktesebata uyum çalışmaları başlamalı. Böylece Kuzey Kıbrıs, AB üyeliğine hazırlanmalı.
Bu yılın haziran ayında yapılacak Selanik zirvesinde, Türkiye ile giriş müzakerelerinin 2003 sonunda başlatılması kararı alınmalı.
Türkiye'nin AB üyesi olmasıyla birlikte Kuzey Kıbrıs da AB'ye girmeli ve Annan planı hızlandırılarak, yani öngörüldüğünden çok daha kısa sürede uygulanmalı.
Bu yaklaşımın önemli yararları şunlar: Beş ila yedi yıllık bir ertelemeyle de olsa, Kıbrıs'ta çözüm Annan paketi çerçevesinde sağlanmış oluyor. Bu gecikme, paketin Türkiye'nin üyeliğiyle birlikte hızlandırılarak uygulanması suretiyle telafi ediliyor. Annan paketinin Türk toplumunun varlığını tehlikeye atacak unsurlarının etkisi, Türkiye'nin üyeliğiyle bertaraf ediliyor. Hemen AB üyesi olmadıklarından Kıbrıs Türklerinin ekonomik zarar görmeleri ihtimali, ambargonun sona ermesi ve AB yardımlarının başlamasıyla ortadan kalkıyor. Türkiye'nin
AB üyeliği garanti altına alınıyor ve Kuzey Kıbrıs ile Ege konularında verilecek ödünlerin boşa gitmesi önleniyor. Güney Kıbrıs hemen üye olarak amacına ulaşıyor.
Sn. Denktaş Kanal A'ya verdiği demeçte bu yaklaşımı ortaya attığında ne kuzey Kıbrıs'ta ne de Türkiye'de layık olduğu ilgiyi görmedi. Herkes kendi bildiği çözüm modelinde ısrar etti. Oysa çözüm ülke içi ve dışında çok sayıda görüş ve çıkarların bir bileşkesi olmak zorunda. Sn. Erdoğan'ın başka bir bağlamda söylediği gibi, kendi menfaatinde ısrar eden, onu da kaybedebilir.
Yunan-Rum tarafı bu yaklaşımı kabul etmez ve Güney Kıbrıs'ı AB üyesi yapan giriş anlaşmasını imzalarsa, Türkiye, 'Kusura bakmayın' diyerek, Garanti Antlaşması'nın 1. ve 2. madde 2. fıkra çerçevesinde, garantör ülkeler olan
Yunanistan ve İngiltere'yi Adalet Divanı'na götürmeli ve giriş anlaşmasının iptalini sağlamalı.
Bu yaklaşımın dışında bir yol daha var: AKP hükümeti, rahmetli Zorlu ve (toprağı bol olsun) Averof'un 1959'da Zürih'te yaptığı gibi, Yunanistan'la Annan paketini imzalayarak, tarihi sorumluluğu ya da vebali üzerine alır ve Türkiye üye olmadan, Güney Kıbrıs'ın AB üyesi olmasının ve Kuzey Kıbrıs'ın siyasi açıdan yok olma sürecine girmesinin yolunu açabilir.
Dış politika sorunlarının çözümünde sanıldığı kadar çok senaryo üretme imkânı bulunmuyor. Tabii uygulanması imkânsız hayali senaryolar yazmanın bir sınırı da yok.
Türkiye, kendi teslimiyetçi çözüm modelinde ısrar ettiği için çözümsüzlük yaratan 'liberaller' ile çözümden kaçanlar arasında kalmamalı. Dış dünyadan geldiğinde hemen kabul edilecek görüşlere de, kendi içinden çıkması halinde komplekse kapılıp itiraz etmemeli.