Olaylar ve süreçler

Sn. Erdoğan'ın demokrasinin mekanik şartlarını yerine getirerek cumhurbaşkanı olacağı anlaşılıyor. Bunun büyük sıkıntılar yaratacağı biliniyor.

Sn. Erdoğan'ın demokrasinin mekanik şartlarını yerine getirerek cumhurbaşkanı olacağı anlaşılıyor. Bunun büyük sıkıntılar yaratacağı biliniyor. Ama bu sıkıntıların neler olacağı, nasıl bir gelişme seyri izleyeceği ve nasıl sonuçlanacağı hakkında kehanette bulunmak mümkün değil.
Görünüşe göre en büyük sorun laiklik alanında çıkacak. 24 Nisan 2006'da yaptığı konuşmada, milli egemenlik ilkesinin önümüzdeki on yıllarda Meclis duvarından halka ineceğini söylerken, Cumhuriyet'in kurucu ilkesi olan laikliğin millet iradesiyle değiştirileceğini kastediyordu. Şimdi Cumhuriyet laikliğini koruyacağı yeminini ederek cumhurbaşkanı olacak.
Bizde laiklik sadece dinle devlet işlerinin ayrılmasını öngören soyut bir ilke değil. Din temelli bir devlet olan Osmanlı İmparatorluğu'nun, Batı'nın laik ulus-devletleri tarafından yok edilmesine karşı atılan en büyük devrimci adım. Bu nedenle laikliğin tahrip edilmesi ihtimali toplumun önemli kesimlerinde yok olma korkularını canlandırıyor.
Sn. Erdoğan buna doğru teşhis koyabilseydi, başbakanlığı sırasında en azından uygun bir politik söylem benimser; muhalefeti, YÖK'ü, orduyu, yüksek yargıyı sürekli tahrik etmekten kaçınırdı. Bugün cumhurbaşkanlığına yine itirazlar olurdu, ama rejim bunalımına girmeden sorun çözülebilirdi.
Aslında Sn. Erdoğan'ın veya uzlaşıyla bir başkasının cumhurbaşkanı seçilmesi karşılaştığımız büyük sorunların çözümünü etkilemekten uzak bir gelişme olacak. Çünkü, muhtemelen, Türkiye'nin kaderini seçimler, AB üyeliği ya da dış fon yağmuru gibi süreçler değil, kontrol edilmesi, hatta başa çıkılması çok zor 'olaylar' tayin edecek.
Kürt ayrılıkçığı sorunların anası niteliği kazanıyor. Barzani'nin bir süre önce söyledikleri, tuhaf bir biçimde, geçenlerde kamuoyuna duyuruldu. Bu gelişmede, Türkiye'nin Haniye'yi davet etmesi ile Başbakan'ın Halep'e yaptığı gezinin Amerika'yı rahatsız etmiş olmasının payı var mı, bilmiyoruz.
Barzani sadece tehditler savurmuyor. Türkiye'de yapılması beklenen Irak'ın komşuları artı BM Güvenlik Konseyi daimi üyeleri konferansı da Mısır'ın Şarm-el Şeyh'ine gidiveriyor.
PKK konusunda kendisini bize borçlu hisseden Amerika'nın, özellikle cumhurbaşkanlığı seçimlerini veya Sn. Erdoğan'ın seçilmesini olumsuz etkilememesi için, Irak'taki PKK varlığını denetleyeceği söyleniyordu. Ama PKK birkaç gün içinde 10 can alıyor.
Denebilir ki PKK'ya karşı askeri harekâta imkân verecek ve böylece AKP'nin seçim şansını artıracak bir süreçteyiz. Ama aslında Kürt ayrılıkçılığı sorunu, PKK terörizminin ve Kuzey Irak'a olası harekâtın çok ötesine geçti.
Barzani, Kerkük'ü almayı ve en geç 10-15 yılda bağımsız devletini kurmayı amaçladığını sürekli söylüyor. Kuzey Irak dışındaki Kürtlerin de devlet kurma hakkına sahip olduklarını vurguluyor. Türkiye'yi ise 'Kürt milletinin düşmanı' ilan ediyor.
Barzani'nin söylediklerini DTP (DEHAP) tekrarlıyor ve PKK bu amaçla teröre başvuruyor. Milliyetçilik büyük bir güç. Etnonasyonalizm onun da çılgın hali. Bu virüsü kapanlar akılcı hesaplar yapamıyor. Küçük gruplar geniş etnik kitleleri harekete geçirebiliyor.
Aslında bir olay kendiliğinden ortaya çıkmıyor. Belli bir birikim kritik eşiği aştığında 'olay' oluyor. Böyle bir olaya doğru gittiğinizi seziyorsunuz.
Ama toplumlar ve devletler son ana kadar kendilerini aldatıyor. Olayla yüzleşmekten kaçınamayacakları an geldiğinde de, 'çözümün' maliyeti trajik boyutlara ulaşıyor.
Sn. Erdoğan ve AKP, tarihimizin bu evresinde yönetime talip oldular. İktidara gelişlerinden bugüne kadar talih onları tüy gibi sırtında taşıdı. Bazen başarılar felakete giden ilk adımları oluşturur.
Önümüzdeki dönemde Türkiye'nin dış ekonomik bağımlılığı sürecek. Sn. Erdoğan, cumhurbaşkanı olarak, başbakanlığından da çok Batı'nın desteğine muhtaç olacak. Amerika'nın bu bölgede bizden beklentileri azalmayacak.
Kürt ayrılıkçılığı daha da hızlanacak.
Türkiye bu ayrılıkçılıkla boğuşurken, kaçınılmaz bir siyasi ve ekonomik yeniden yapılanma sürecine girecek.
Tarih, dini akımı bir kez daha tasfiye edecek mi, göreceğiz.