Olgunluğun bedeli

Süleymaniye'de Amerikan askerlerinin Türk askerlerine yaptığı muameleye karşı hükümetin, olayı büyük devlete yakışan bir 'olgunlukla karşılaması' ve 'duygusallığa kapılmaması' övgü konusu oluyor.

Süleymaniye'de Amerikan askerlerinin Türk askerlerine yaptığı muameleye karşı hükümetin, olayı büyük devlete yakışan bir 'olgunlukla karşılaması' ve 'duygusallığa kapılmaması' övgü konusu oluyor.
Bu yaklaşımın eleştirilecek üç noktası var: Önce böylesine vahim bir olay karşısında, hükümetin duygusallıktan uzak ve olgun hareket etmekte olduğunu kendisinin söylemesi doğru değil. Hükümetlerin kriz sırasında hareket kabiliyetlerini muhafaza etmek için, yaptıklarını izah etmeleri doğru olmaz. Karşı tarafta 'Her şeyi her an yapabilir' izlenimini korumak gerekir. Oysa bunları söyleyen bir hükümet aslında içe ve dışa, istemeden de olsa, 'Merak etmeyin! Misilleme yapmayacağım veya riskli herhangi bir karşılık vermeyeceğim' anlamına gelen bir mesaj vermiş oluyor.
Dış politika uygulaması tabii soğukkanlı, duygusallıktan uzak ve olgun olmalıdır. Ama bir tavrın böyle olması, onu politika yapmaya yetmez. Sorunun çözümüne veya soruna uygun bir karşılık verilmesine ilişkin bir politika oluşturmak da gerekir.
Olayın vahameti göz önüne alındığında hükümetin izlemesi gereken politikanın bazı ciddi riskler taşıması mümkün. Ancak bu riskler şimdi göze alınmazsa ileride ödenecek bedel çok daha ağır olabilir. Böyle bir politikanın yokluğunda, geçen gün bir gazetemizin manşeti gibi, 'Bir daha denerlerse misliyle karşılık alırlar' çıkışı inandırıcı olmaz. Karşı tarafı eski politikasını denemeye dahi sevk edebilir. O zaman da
artık geri çekilecek yerimiz kalmadığından ya da tahammülümüz tükendiğinden, gerçekten misliyle karşılık verebiliriz. Şimdi kaçındığımız risk daha da büyüyerek geri gelebilir.
Olaya doğru yaklaşım, askerlerimize yapılan muameleyle bunun olası
'nedenlerini' birbirinden ayırmayı gerektiriyor. Bu muamele o denli haksız ve çirkin ki hiçbir neden bunu mazur gösteremez. Böyle bir muamele ancak çok ciddi bir özür dilemeyle, o da ancak kısmen telafi edilebilir. Amerika'nın Irak'taki işgal güçlerini rahatsız eden diğer konularsa, taraflar arasında ayrıca tartışılabilir.
Bu olay bize Türk-Amerikan ilişkilerinin geleceğini düşünme zorunluğunu da getiriyor. Tezkerenin çıkmamasının ilişkilere büyük darbe vuracağını hemen herkes biliyordu. Ancak Fransa'nın bilinçli Amerika karşıtı politikasının tersine, hükümet aslında tezkereyi çıkarmak amacıyla uğraştığı halde başarılı olamadı. Buna rağmen Evian'da yapılan G-8 zirvesinde Fransız-Amerikan ilişkileri büyük ölçüde eski rayına oturtulduğu halde, Türkiye ile ilişkiler giderek kötüleşiyor. Bu, galiba, Irak'a ilişkin Fransız politikasından rahatsız olanların Amerikan yönetiminin sivil kesimi olmasına mukabil, Türkiye'den rahatsız olanların Amerikan askeri güçleri olmasından kaynaklanıyor. Amerikan sivil yönetimiyse ağırlığı giderek artan Pentagon'u sanki ikna edemiyor. O zaman da sivillerin 'Geçmişi bırakalım, ileriye bakalım' sözleri havada kalıyor.
Bu durumda tehlike, bizim stratejik önemimiz dolayısıyla Amerika'nın bugüne kadar izlemek isteyip de izleyemediği aleyhimize görüşlerini tek tek uygulamaya başlaması halinde ortaya çıkacak. Ermeni soykırımı Kongre'de kabul aşamasında. Kıbrıs'ta Annan paketini kabul etmemiz için baskılar artıyor. Kuzey Irak'taki Kürt varlığı, Kerkük petrol bölgesine de yayılarak devletleşme yönünde ilerliyor vb.
Fakat asıl tehlike başka yerde. Amerika Arap ülkelerine demokrasi ve piyasa ekonomisini yerleştirmek gibi bir 'uygarlık' hedefine yönelirken, kendi içindeki fanatik Hıristiyan kesimlerin İslam düşmanlığını da dolaylı yoldan tatmin etmiş oluyordu. Laik bir demokrasi ve piyasa ekonomisi olan Türkiye'yi de Müslüman dünyaya örnek olarak gösteriyordu. Oysa Türkiye'ye karşı son tavrı, Müslüman ülkeler arasına Türkiye'yi de kattığı ve böylece karşısına Sovyet Bloku gibi bir blok almaya başladığı izlenimi veriyor. Eğer öyleyse, Amerika, dış ilişkiler düşünce merkezleri ve medyasının olağanüstü gücüyle böylesine hastalıklı bir tutumu dahi akılcı politika olarak gösterme ve kendilerini ikna etme imkânına sahip. Tehlike burada.