Önemli olmak

Başbakan'ın Amerika ziyareti (gezisi değil) önemli, hatta çok önemliydi. Başarılı geçtiğine de kuşku yok.

Başbakan'ın Amerika ziyareti (gezisi değil) önemli, hatta çok önemliydi. Başarılı geçtiğine de kuşku yok. Ama medyanın abartmasıyla 'tarihi' sıfatını kullanmak çok ileri. Somut yararlarını ise ancak belli bir süre geçtikten sonra anlayacağız.
11 Eylül'ün yarattığı özel şartlar bir yana konsa bile, bir yandan Kıbrıs'ta Sn. Denktaş'ın başlattığı diyalog, AGSP konusunda varılan uzlaşı, Ermenistan'la eski vize rejimine dönülmesi; öte yandan da IMF'den gelen yeterli kaynaklarla zor ekonomik reformların uygulanması, bu buluşma
için tüm olumlu şartları yan yana getirdi. Arka planda Türk-İsrail ilişkilerinin Filistin batağına gömülmeden sürmesini ve Bakü-Ceyhan projesinin gerçekleşme yolunda olmasını da unutmamak lazım.
Üst düzey ziyaretlerin en büyük ama gösterişsiz yararı kişisel temasın sağlanmış olmasıdır. Uygarlığın ışıltılarının aksine dış ilişkiler çıplak çıkarların çatıştığı, güçlünün güçsüzü her an ezebileceği vahşi (predatory) bir nitelik taşıyor. Dostlar ve müttefikler arasında bile, korku değilse
de, kuşku dış ilişkilerin ayrılmaz unsuru. Bu durumun sakıncasını azaltmanın tek yolu insan ilişkisi. Bu ziyaret her şeyden önce bu bakımdan önemli.
Ziyaretten en önemli somut beklenti ekonomik işbirliği alanındaydı. Bu konuda yüksek düzey bir komite kurulması iyi oldu. ABD ile ilişkilerimizin hemen her zaman siyasi ve askeri yönü ağır bastı. Bunu dengelemek için rahmetli Özal zamanında da çok çaba harcandı. Ama olmadı. Bu defa Amerika'nın AB ile ticari ilişkilerine uyguladığı tarife rejiminin bize de teşmili bu sorunu büyük ölçüde çözebilir. Biz ABD'ye çok düşük AB
ortak gümrüklerini uyguluyoruz, ama ABD bize AB'ye uyguladığından daha yüksek tarifeler uyguluyor. Bunun savunulacak bir yanı yok.
Görüşmelerde Irak'a ilişkin bir ilerleme kaydedilmediği anlaşılıyor. Afganistan'daki işi bitirmeden Amerika'nın daha iki ay kadar bu konuya eğilmeyecek olması, anlaşmazlığın ertelenmesi için bir gerekçe olarak kullanılmışa benziyor.
Irak'a askeri bir müdahaleden endişelenmemiz için nedenler çok. Ama ortada bir sorun var. Sünni azınlığın çoğunluk üzerine tahakkümüne dayalı Saddam rejiminin demokrasiye doğru evrilmesi mümkün değil. Zira bu Şiilerin iktidara gelmesiyle sonuçlanır. Komşularına ve iç düşmanlarına kitle imha silahlarıyla saldırabileceğini kanıtlayan, on yılda iki büyük savaş çıkarıp yüz binlerce insanın ölümüne neden olan, savaşa taraf olmayan
İsrail'in şehirlerine yani sivillere füze atan bir rejimin, terörizm tehlikesinin büyüdüğü bir
dönemde Amerika'yı tedirgin etmesi doğal.
Bizim çözüme ilişkin önerilerimizin olmadığı da anlaşılıyor. ABD'nin Irak konusunda hareket etmeden önce bizimle danışacağı da fazla bir anlam ifade etmiyor. Eski CIA Başkanı Woolsey'in de söylediği gibi, Irak konusunda Amerika için yalnız Türkiye önemli. Bu ziyaretle iki ülke arasındaki mevcut stratejik ilişkilerin stratejik ortaklığa dönüştüğü iddiasının Irak testinden geçmesi lazım.
15 yıldır sözünü ettiğimiz stratejik ortaklığın gerçekleşmesi, ekonomik işbirliği kadar, Yunan ve Ermeni lobilerinin Türkiye aleyhine faaliyetlerinin son bulmasına da bağlı. Kıbrıs ve Ege sorunlarında ilerleme Yunan lobisini susturacaktır. Buna karşılık TARC'ın Ermeni üyeleri üzerinde Taşnakların
ölüm tehditleri dahil baskısı giderilemezse Amerika'daki Ermeni diyasporasının çoğunluğunu bizimle diyaloğa imale etmek imkânsız olabilir.
Önemli ülke olmak kuşkusuz iyi bir şey. Bazı medya mensuplarımız gibi aklını ülkenin önemli olmasıyla bozmamak kaydıyla, Amerika'nın bize önem vermesine ihtiyaç duyarak ve kendimizi sürekli Yunanistan'la kıyaslayarak önemli olmak imkânsız. Kaldı ki, 'Amerika'nın koalisyona yeşil ışık yaktığı' veya bize 'rol biçtiği' gibi değerlendirmeler, önemli olmakla temelden çelişkili. Ne önemli sayılmaya çalışalım ne de kendimizi mahcurmuş gibi aşağılayalım.
Son bir nokta: Saydamlık iyi de, tüm sorunlarını komşularına açan çiftler gibi, bize her söyleneni açıklarsak bir süre sonra herkesin güvenini kaybettiğimizi görebiliriz.