Ördek gibi yürüyor (1)

Geçen hafta boyunca Washington'da kaldım. Birçok düşün merkezi, resmi kuruluş ve lobi temsilcileriyle temaslarımız oldu.

Geçen hafta boyunca Washington'da kaldım. Birçok düşün merkezi, resmi kuruluş ve lobi temsilcileriyle temaslarımız oldu. Çıkardığım bazı sonuçları birkaç yazıda toplayacağım.
Amerika'nın Irak'a müdahalesi uluslararası düzenin temeli olan BM, NATO ve AB gibi kuruluşları böldü. Komşuları Kanada, Meksika ve Şili'ye küsmesine yol açtı. Fransa ve Almanya'nın BM Güvenlik Konseyi'ndeki tutumlarına tepki sonucu Atlantik ilişkileri altüst oldu. Rusya da Amerika'yla arasına mesafe koyarak Avrupa'ya yakınlaştı. Amerika'yı destekleyen İngiltere ve İspanya gibi ülkelerde hükümetlerle kamuoyları arasında gerilim doğdu vb.
Türk - Amerikan ilişkilerindeki sarsıntıyı bu küresel sarsıntının içine oturtup düşünürsek, görece gerçek boyutlarına indirmiş oluruz.
Amerika yoğun itirazlara rağmen neredeyse yalnız başına yaptığı bu harekât sonrasında hâkim güç niteliğini teyit etmiş oldu. Yani uluslararası uzlaşma sağlamadan saptadığı siyasi amaçları doğrultusunda, üstün silahlı kuvvetlerinini kullanarak amacına ulaştı. Şimdi içinde bulunduğu yalnızlık aslında gücünün sonucu olduğundan kendisi açısından üzücü değil. Bu nedenle ilişkisi bozulan ülkelerin ayağına gelerek, ilişkileri savaş sonu dönemin şartlarına göre bizzat düzeltmelerini bekliyor.
Amerika'yla ilişkileri en büyük tahribata uğrayan ülke Fransa. Bizim Irak konusunda Amerika ile işbirliği yapmak istemiş olduğumuzu; ama tezkereyi Meclis'ten geçiremediğimizi biliyorlar. Buna karşılık Fransa, meşruiyet kavramı bağlamında başından sonuna kadar Irak'a müdahaleyi önlemeye çalışma suçunu işledi. Nasıl olacağı bilinmemekle birlikte, cezalandırılması söz konusu.
Biz oradayken bir düşün merkezinde Fransa'yla ilişkiler konusunda yapılan toplantıda ilginç fikirler ileri sürülmüş. Amerikalılar Protestan misyoner geleneğine uygun olarak, bir kez bir hedefe yöneldiklerinde, kendilerini feda etmeleri gerekse bile, geriye dönmediklerini, yani ördekler gibi arkaya dahi bakmadan ilerlediklerini söylemişler. Bu durum, başka nedenlerin yanında dinin etkisinin de azalması sonucu giderek daha rasyonel ve daha az çatışmacı bir dış politika izleyen 'eski' Avrupa ile Amerika'nın farklılaşmasına yol açıyor.
Amerika'nın Irak politikasını destekleyen 'yeni' Avrupa'yla yani Orta ve Doğu Avrupa ülkeleriyle ilişkileriyse gelişiyor. Amerikan basını eski ve yeni Avrupa kavramlarını yoğun biçimde işliyor. Oysa bir analize göre, tüm AB üyeleri Amerika ile ilişkilerini AB'ye devrettikleri egemenliğin son kertesi olarak ellerinde tutuyorlar. Sovyetlerin baskısı altında ezilen 'yeni' Avrupa ülkeleri bağımsızlıklarını kazanır kazanmaz Amerika'yla ilişkilerini biraz fazla özgürce kullandılar. Yarın AB üyesi olduklarında, onlar da eski üyeler gibi, AB ve ABD arasında denge kuracaklar.
Amerika'yı bu aşamada en çok rahatsız eden husus, Fransa, Almanya, Belçika ve Lüksemburg'un AGSP çerçevesinde ileri adımlar atmaya başlamaları. Bunu kendisine karşı bir girişim olarak yorumluyor ve şiddetle sorguluyor.
Amerika bize olduğu gibi Fransa'ya da artık geriye değil ileriye bakmak gerektiğini söylüyor. Bunun anlamı açık: 'Bundan böyle benim Irak ve Ortadoğu politikamı destekle.' İlk olarak da, Irak konusunda BM Güvenlik Konseyi'ne sunulan ve Amerika'nın 'işgalci' ülke statüsünü geniş yetkilerle donatan karar tasarısının Fransa tarafından desteklenmesini istiyor.
Amerika'nın itirazcı Avrupalılarla ilişkilerinin geleceği, önümüzdeki G-8 Evian toplantısıyla 24 Haziran AB-ABD toplantılarında anlaşılacak.
Yakın tarihte Amerika'nın bir ülkeyle ilişkilerinin bozulması halinde kolay kolay düzelmediği görülüyor. Almanya ve Japonya sadece savaşı kaybetmedi, iç yapılarını demokratikleşerek dönüştürmek zorunda kaldı. Sovyetler de aynı akıbete savaşsız uğradı. Amerika, Küba ve İran'ı 'idare' ederek değiştirmekten ziyade husumet ilişkilerini tercih ediyor. 'Artık ileriye bakalım' temennilerine rağmen, ilişkilerin bozulması anına takılma eğilimi gösteren Amerika'nın, acaba, ilişkileri düzeltmekte özel bir sorunu mu var?