Ordunun konumu

TSK'nın siyasetteki yerine ilk Katılım Ortaklığı Belgesi'nde de (KOB) değinilmişti. Bu nedenle MGK'nın yapısında siviller lehine değişiklik yapılmıştı.

TSK'nın siyasetteki yerine ilk Katılım Ortaklığı Belgesi'nde de (KOB) değinilmişti. Bu nedenle MGK'nın yapısında siviller lehine değişiklik yapılmıştı. Yeni KOB'da da aynı hususun bulunması bu konuda 'reform'un süreceğini gösteriyor. Savunma bütçesinin denetlenmemesi, şayet doğruysa, Meclis'in sorumluluğunu yerine getirmediğini gösteriyor.
12 Eylül döneminden kalan MGK yasasındaysa 'sivilleşme' sayılacak bazı değişiklikler yapılması tabii mümkün.
Ama bu iki değişiklikle TSK'nın siyasetteki ağırlığı azalmaz. Zira sorun bu noktalardan kaynaklanmıyor. Zaten bunu bilen bazı köşe yazarları da, AB yetkilileri ve basınının yardımıyla, orduyu doğrudan yıpratma kampanyasına giriştiler.
Aslında AP Türkiye raportörü bile Türkiye'nin AB üyeliğini Kemalizm'in engellediği yolunda eleştiriler yapıyor. Türkiye'yi Batılılaştırmak amacı taşıyan 'Kemalizm, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu miti olarak, Türkiye'nin Batı vokasyonunun gerçekleşmesini önlüyor' türü bir saçmalığı analiz olarak sunuyor. Asıl niyetinin Kemalizm'in savunucusu olan TSK'yı dolaylı yoldan eleştirmek olduğu âşikar.
Kaldı ki daha sonra doğrudan eleştiriler de gelmeye başladı. Simitis ve Papandreu, Ege'deki hava sahası ihlal iddiaları vesilesiyle, TSK'nın Türkiye'de hâkim güç olduğunu ve bunu demokrasiye aykırı bulduklarını söylediler. Batı basınında TSK'nın Kıbrıs'ta çözümü engellediği bolca yazıldı. AB'de, TSK'nın PKK'yı yenmesinden ve tekil devlet yapısını savunmasından rahatsız olanlar da az değil.
TSK'nın siyasetteki ağırlığının Kopenhag siyasi şartlarına, dolayısıyla demokrasiye ve AB üyeliğine uygun olmadığını söyleyenler, aslında TSK'nın Kıbrıs ve Ege sorunları konusundaki tutumunun kendi çıkar ve tutumlarına ters düşmesinden örtülü biçimde yakınmış oluyorlar. TSK ulusal çıkarları savunduğuna göre, TSK'nın siyasi ağırlığının azalması halinde, hükümetin ulusal çıkarlardan ödünler vereceğini umut ediyorlar.
Bu noktada siyasi ağırlık sorunu kendiliğinden aydınlanıyor. Türkiye'de hükümetler, laikliğe ve tekil yapıya saygının yanında, dış politikada ulusal çıkarları savundukları ölçüde, TSK'nın siyasi ağırlığı da kendiliğinden azalacak ve demokratik görüntü güçlenecek.
Tabii bu bağlamda olayın başka yönlerine de bakmak lazım. Bir düşünür olduğuna kuşku bulunmayan gazeteci Robert Kaplan'ın son kitabı 'Savaşçı Politika'da, tarihçi John Keegan'a atfen, Amerika ve İngiltere'nin özgürlük şampiyonu olmalarının nedeni, özgürlük düşmanlarından denizlerle korunmalarına bağlanıyor. Kaplan, Kıta Avrupası ülkelerinin icabında arkasına sığınacakları denizleri olmadığından 'evrensel ahlakı' savunamadıklarını ve Amerikan hakimiyetine girinceye kadar da birbirlerine karşı silahlanmak zorunda kaldıklarını yazıyor. Amerika'nın kurucu babalarından Hamilton'un "İngiltere ada olmasaydı ordusunun 'aşırı ağırlığı' dolayısıyla kuvvetli ihtimal bir kişinin mutlak hâkimiyetinde girecekti" sözlerine yer veriyor ve bu durumun toplum 'karakteri değil coğrafya sonucu' olduğunu vurguluyor (s. 101-102).
Öte yandan demokrasilerde görülen 'yapay' sivil-asker ayrımının artık sona ermekte olduğunu yazan Kaplan, (asimetrik) savaşla barışın iç içe girdiği bir ortamda Amerikan Genelkurmay Başkanı'nın 'Başkan'ın kabinesine girecek kadar uluslararası ilişkiler bilmesi'ni ve sivillerin de askerler kadar strateji ve savaştan anlamalarını, bu durumun nedeni olarak gösteriyor. (s. 116-117)
Amerikan hegemonyası altında AB'nin geliştirmekte olduğu 'barış kültürü'nü biliyoruz. AB coğrafyasında bu mümkün. Ama bizim bölgemizde henüz değil. AB ülkeleri bizi içlerine alırken, sanki bizim çevremizi oluşturan bölgelerde güvenliği sağlamışlar da, bizim de güçlü orduya ihtiyacımız kalmamış gibi düşünemezler. Bizim güçlü bir ordumuz olması ve ulusal çıkara ilişkin görüşlerini demokratik kurallar çerçevesinde duyurması kaçınılmaz bir gereklilik.
Bunu söylemek şartlarımızın özelliğine dikkat çekip demokrasimizin sınırlı olmasını önermek değil, coğrafyamızın özelliğini demokrasimizin dikkate aldığını anlatmaktan ibaret.