Pacis

Ekim ayının ikinci yarısında Atina'da katıldığım bir toplantı sırasında Pacis adlı Yunan strateji dergisinin 13. sayısı Türk heyetine dağıtıldı.

Ekim ayının ikinci yarısında Atina'da katıldığım bir toplantı sırasında Pacis adlı Yunan strateji dergisinin 13. sayısı Türk heyetine dağıtıldı. Dergide biri Yunanistan'ın yeni güvenlik stratejisi, diğeri Kıbrıs konusunda iki makale dikkat çekiyordu. Özetlemeye çalışmadan, bu makalelerin Türkiye'yi yakından ilgilendiren birkaç noktasına değineceğim.
Thanos Dokos 'Yeni Bölgesel Güvenlik Ortamında Yunanistan' başlıklı makalesinde, 11 Eylül sonrası büyük değişimin farkında olmakla birlikte, güvenlik endişelerinde ilk sırayı terörizme ve kitle imha silahlarına vermiyor. 1990'larda Yunanistan'ı rahatsız eden Balkanlar'daki çatışmaların sona ermiş olmasından mutlu görünüyor. Türkiye'yi ise en büyük güvenlik tehdidi olarak algılıyor. Türkiye'nin AB üyeliği sürecinin bu tehdidi kaldıracağına fazla ihtimal vermiyor. Üyeliğimizin gerçekleşeceğine kuşkuyla baktığı hissediliyor. Türkiye'nin AB üyelik sürecinde karşılaşacağı problemlerin Türk-Yunan ilişkilerini olumsuz etkilemesi ihtimalini vurguluyor. Türk tehdidinin 21. yüzyılın içlerine kadar süreceğini temel varsayım olarak kabul ediyor. Stratejide 'Niyetlerin değiştiği, ama güç kapasitenin devam ettiği' ilkesinden hareket ettiğini söylüyor. Nisan 2001'de Yunanistan'ın savunma harcamalarını üç-dört yıl için 5 milyar avro azalttığına işaretle, AB para birliği kıstaslarını karşılamak için bu yola gittiğini; Türkiye'deki ekonomik krizden de yararlandığını belirtiyor.
Bu açıdan kısa bir süre önce bazı uluslararası ajansların verdiği haberler ilginç görünüyor. Bunlara göre, Yunanistan, ordusunu kabaca 140 binden 110 bine indirecek; birliklerini istikrar kazanan kuzey Balkan sınırından, doğuya Türk sınırına kaydıracak; Amerika'nın Irak harekâtından esinlenerek, yeni strateji kavramı çerçevesinde, orduyu küçük, hareketli ve çok amaçlı birliklere bölecek; alımları belli bazı ileri teknoloji silahlarına yöneltecek ve alan (platform) savunmasından iletişim-ağı (network) türü savaşa geçecek.
Phillippos Savvides'in Kıbrıs' ilişkin makalesinde, Türkiye'nin üyeliğinin ve bu bağlamda AB'nin 'sessiz disipline edici' gücünün ve cazibesinin etkisiyle yeni 'Islamo-demokratik' hükümetin çözüm için ileri adımlar attığı; kuzeyde Denktaş'a karşı oluşan muhalefetin de iki toplum arasında 1963'ten bu yana ilk kez ortak çıkarlar yarattığı vurgulanıyor.
AB üyeliği olmasa, Rumların bu ödünleri veremeyecekleri; AB üyesi bir Kıbrıs'ta Annan Planı'nın birçok hükmünün uygulama sırasında düzeltilebileceği; özellikle AB müktesebatına uymayan hususların iyileştirilerek, 'tek uluslararası şahsiyet, tek ortak egemenlik ve tek federal vatandaşlık' kavramlarının güçlendirileceği; plana göre AB müktesebatının uygulanmasından esasen (Rum ağırlıklı) merkezi otoritenin sorumlu olduğu belirtiliyor.
Bu bağlamda, Rumların çözümü geciktirerek Kıbrıs'ın tümünü temsilen üye olduktan sonra Annan Planı'nı bir tarafa bırakıp, kendi görüşlerini dayatmalarına karşı çıkan Savvides, doğal olarak, Annan Planı temelinde çözümü savunuyor. Sorun çözümlenmeden Kıbrıs'ın AB üyesi olmasının bölünmeyi pekiştireceğini söyleyenlere karşıysa, tüm olası siyasi (ve askeri) maliyetine rağmen, Rumların gerekirse tek başına üye olmalarını istiyor.
Ortaya çıkan sonuç şu: Küçülen ve modernleşen Yunan ordusu 21. yüzyılın en az ilk 10 ya da 20 yılında, temel tehdit olarak algılanan Türkiye ile ortak sınıra yığılıyor. Yumuşayan ilişkiler ve Türkiye'nin üyelik süreci Yunan stratejik düşüncesini değiştirmiyor. Muhtemelen AB üyesi olamayacağımız varsayımından hareket ediliyor.
Kıbrıs konusunda Annan Planı temelinde bir çözüm savunulurken, planın Kıbrıs Türkleri lehine içerdiği hükümlerin, AB müktesebatı vasıtasıyla ortadan kaldırılması; böylece Rumların hâkimiyetindeki devletin tekil olma eğiliminin güçlendirilmesi amaçlanıyor. Kıbrıs sorununun çözümü, hiç söz edilmeyen, Türkiye'nin üyeliğinden soyutlanıyor. Umutlar AKP hükümetine ve Kıbrıs Türk muhalefetine bağlanıyor.
Bu hususların ışığında Genelkurmay Başkanı Org. Sn. Hilmi Özkök'ün ne demek istediği belki daha iyi anlaşılabilir.