Papa'nın rakibi

Irak savaşının kolay geçeceği sanılıyordu. Amerika, Kosova ve Afganistan'da</br>etkili biçimde kullandığı 'dijital' savaş teknolojisini ve 'akıllı'...

Irak savaşının kolay geçeceği sanılıyordu. Amerika, Kosova ve Afganistan'da
etkili biçimde kullandığı 'dijital' savaş teknolojisini ve 'akıllı' silahları daha da geliştirmişti. Irak ordusu 1991 Körfez Savaşı ve ambargonun altında yenikti ve zayıf düşmüştü. Kürtler zaten Amerika'yla işbirliği yapıyorlardı. Saddam'ın ezdiği Şiilerin müttefikleri çiçeklerle karşılaması bekleniyordu vb.
Bu tahminler hem Amerika ve Batı hem de Türkiye dahil dünyanın hemen tümünde paylaşılıyordu.
Sanırım benim gibi okuyucuların çoğu da bu tahmine yakındılar. Ama 'herkes' yanıldı.
Sonra beklenmeyen oldu. Ümmü Kasr gibi küçük bir kasabada başlayan direnç, Basra, Nasıriye, Necef, Kerbela ve Kut'ta hızla büyüyerek devam etti. Irak ordusu savaşıyordu. Halk işgalciye karşıydı. Şii-Sünni bütünleşmesi başlamıştı. Her toplum gibi Araplar da milletleşiyorlar mıydı neydi? Kent gerilla türü savaş ufukta görünmüştü. Savaşın kaderi Bağdat'ta belirlenecekti. Bağdat'ta Ümmü Kasr'daki gibi mücadele edilmesi halinde Amerika'nın işi çok zordu. Almanya ve Fransa ellerini ovuşturuyorlardı.
Amerikan yönetimi şaşkındı. Biri muvazzaf birçok emekli general Rumsfeld'in bizzat oluşturup askerlere dayattığı stratejiyi yerden yere vurmaya başladı. Rumsfeld stratejinin kendisine değil Tommy Franks'a ait olduğunu söyleyerek sıyrılmaya çalıştı. Başkan Bush ve Genelkurmay Başkanı Myers başta, sayısız gazeteci, asker ve uzman savaşın beklenenden çok uzun süreceğini ilan ettiler. Amerikan halkı uzun ve kanlı bir savaşa hazırlanmalıydı.
Derken sıra Bağdat'a geldi. Havaalanı düştü. Cumhuriyet Muhafızları'ndan ses yok. Saddam'ın sarayı alındı, direnç yok. Kent merkezine zırhlı birlik girdi. Yalnız Essahaf karşı çıktı. Bu sırada güneydeki direnç sürüyordu. Bu duruma da en çok Amerikalılar şaştı. Ama bu kez ihtiyatı elden bırakmıyorlardı. Zafer ilanını geciktirdiler. Birkaç gün önce suçlananlar bu sefer asil bir ağırbaşlılıkla haklılıklarının tadını çıkardılar. 'İlk tahminimiz doğruydu' filan demediler.
Benim gibi 'herkes' bir kere daha yanılmıştı.
Hayır herkes yanılmamıştı. Evrende bir kişi vardı ki hiç yanılmamıştı. Büyük bir tevazuyla kendisine yakıştırdığı gibi 'ufku geniş', 'aklıselim sahibi', 'akıntıya karşı kürek çekmek dirayetini gösteren', 'sürünün haricinde kalan', 'herkes olmamak aykırılığına cesaret' eden biri vardı. Allah taala Peygamberinden sakladığı gaybı bu kuluna (Muhammedi ise) ya da oğluna (İsevi ise) açmıştı. Haşa diyorsanız, en azından Şii imamın
'masumiyeti' yani yanılmazlığı gibi, Papa'nın 'yanılmazlık' vasfının kendisinde olduğunu kabul etmelisiniz.
Şu sırada bir gazete köşesinde, o da lütfen, yazmakta olan bu 'rasyonel akılla düşünen', 'bilginin sonsuzluğunu ve şüpheciliği onaylayan', yüreğindeki vicdanını beynindeki mantıkla bütünleştiren', 'imandan ve dogmadan arındırılmış zihin sistematiğiyle ufka bakabilen' kişi, olacakları olmadan bilmişti. Boşuna ona 'ulu' ve 'engin' dememişlerdi.
'Hadi' sen de demeyin, o da 'esma'ya dahil olabilir.
Aslında 29 Mart günü basın toplantısında alnında terler, gazetecileri azarlayarak kendisini savunmaya çalışan Rumsfeld'e hemen telefon edip, "Üzülme Donny! Bundan 11 vakit (gün) sonra her şey değişecek. Bağdat direnmeden teslim olacak. Saddam'ın heykel başları terliklerle dövülecek" diye uyaracaktı. Ama her nedense vazgeçti. Yazık etti. Neyseki tüm kehanetleri gazete arşivlerinde öylece duruyor. Bence Sabah gazetesi bir araştırma yaptırıp bu aşırı tevazudan gizli kalmış gerçekleri okuyucularına sunmalı.
Beni asıl şaşırtan, böylesine olağanüstü bir varlığın benim yazılarımda ne bulduğu. Tabii en sadık okuyucum olmasından ben de sonsuz bir gurur duyuyor, arada bir lütfettiği eleştirilerini hayatıma naçizane düstur edinmeye çalışıyorum. Bir daha yanılmamak için de bundan sonra yazılarını okumaya başlamak niyetindeyim.
Siz de kaçırmayın! Clausewitz'in nüfuz edilemez sandığı 'savaş sisi'nin ötesini görecek keskin bakışlara sahip başka kim var ki?