Postacı

Kopenhag siyasi kıstaslarına göre fikir özgürlüğü, şiddeti teşvik etmemek kaydıyla, ülkenin bölünmesini savunmayı da kapsıyor. Bu özgürlüklerin belki de en ilerisini kabul etmek, bazı eski solcu/yeni liberal yazarlara göre, 'tabuları yıkmak' demek.

Kopenhag siyasi kıstaslarına göre fikir özgürlüğü, şiddeti teşvik etmemek kaydıyla, ülkenin bölünmesini savunmayı da kapsıyor. Bu özgürlüklerin belki de en ilerisini kabul etmek, bazı eski solcu/yeni liberal yazarlara göre, 'tabuları yıkmak' demek. Tüm tabuların encest tabusundan kaynaklandığını bilselerdi, acaba yine aynı söylemi kullanırlar mıydı, bilinmez. AB tutkuları kendilerine terbiyesizlik yapma hakkı verdiğini sanan bazılarıysa "Buna sadece 'taşkafalar' karşı çıkabilir" diyorlar. (Fesuphanallah) Sn. Cumhurbaşkanı 6. uyum paketinin TMY 8. maddesini kaldıran bölümünü değiştirerek veto etti. Ama özgürlüğün özünü değiştirmedi. Hükümet ya bu fırsattan istifade edip, sorunu AB ile yeniden ele alır veya vetolanan yasa bölümlerini Meclis'ten aynen geçirir ki o zaman da Türkiye'nin başına bir bela gelirse sorumluluk tümüyle kendisine ait olur. AB üyesi ülkeler bu özgürlüğü üyeliklerinin ileri aşamalarında kabul ettiler (Yunan uygulamasıysa hâlâ meçhul). AB'nin üye ülkelere sağladığı güven ortamından yararlandılar. Avrupa tarihinin kanlı savaşlarına yol açan, birbirinin etnik ve dini gruplarını tahrik etme uygulaması, üye ülkeler arasında son buldu. Bağımsızlık isteyen gruplarsa, başarı halinde, AB üyesi olamama ihtimalinin yüksek olduğunu biliyorlar. Yani İspanya, Bask'a bağımsızlık vermek zorunda kalırsa, yeni devleti AB üyesi yapmayacağını lisan-ı münasiple Basklılara duyuruyor ve ETA'ya desteklerini sınırlayabiliyor.
Bu özgürlüğün üyelik sırasında tanınmasının bir avantajı daha var. Bölgelerarası gelişme farklarını ortadan kaldıracak fonlar üyelere veriliyor. Üyeler bu fonları ihtilaflı bölgelerde kullanıp dinamik bir ekonomi yarattıklarında, ayrılma çabalarını destekleyenlerde ciddi bir azalma olabiliyor.
Türkiye, değil üye olmak, daha giriş müzakere tarihi almadan, hatta bu tarihi almak için, bu özgürlüğü tanımak zorunda bırakılıyor. Güneydoğu 15 yıl süren kanlı bir iç çatışmadan geçti. Ekonomik kriz bölgedeki yıkıntıyı artırdı. Çatışma sırasında biyolojik bir refleks olan aşırı nüfus artışı genç işsizliğini, hiçbir AB ülkesinin geri kalmış bölgesinde görülmeyen boyutlara çıkardı. Üstelik bölgede hâkim tek parti de ilkel bir etnonasyonalizmi savunuyor. PKK için çıkarılacak 'af' da bu eğilimi güçlendirebilir.
Üstelik yanı başımızda 50 yıldır silahlı bir Kürt bağımsızlık mücadelesi sürüyor. Son 12 yıl içindeyse siyasi örgütlenmesi devletlik aşamasına ulaştı. Bizi AB üyesi yapmak istemeyenlerin Güneydoğu ve Kuzey Irak'taki olası tahriklerini bir yana bıraksak bile, örneğin, Irak Şiilerinin din temelinde yeni bir Arap hâkimiyeti kurma girişimleri Kürt bağımsızlığını tahrik ederse, yanlış Irak politikamızın sonucu, gelişmelere sadece seyirci kalacağız.
Bu şartlar altında bu özgürlüğün uygulanmasını erteletmeye çalışmamız uygun olacak. Kaldı ki Kopenhag siyasi kıstaslarının bizim gibi uzun süredir demokrasi ve piyasa ekonomisine sahip olup da, iç çatışma dolayısıyla sorunları olan ülkeler için tasarlanmadığı; Sovyet hâkimiyetinden kurtulan uydu devletlerin demokrasi ve piyasa ekonomisine geçişini amaçladığı herkesin bildiği bir gerçek.
Ayrıca olaya hukuk açısından bakıldığında bazı tuhaf çelişkiler de görülüyor. 2625 sayılı BM 'Uluslararası Hukuk İlkeleri... Bildirgesi'nde, "Halkının tümünü temsil eden bir hükümete sahip ülkelerin, toprak bütünlüğünü ve siyasi birliğini bozucu hiçbir eylem yapılamaz" deniyor. Bu, demokratik ülkelerde bölücülük için örgütlenme ve gösteri gibi şiddete başvurmayan faaliyetlere bile izin olmadığı; bölünmeyi savunma özgürlüğünün amacına ulaşmasınınsa, demokrasilerde hukuk dışı olduğu anlamına geliyor. Amacı yasaklanmış bir özgürlük nasıl kullanılabilir?
Dışişleri'ne yurtdışından kendi alanına girmeyen talepler geldiğinde ilgili mercilere cevaplandırılmak üzere kısa bir yazıyla gönderilir ve buna postacılık denir. Hükümet, AB kaynaklı talepleri aynı yöntemle Meclis'e gönderip sonucunu AB'ye iletemez. Zira hükümetler, hele böyle
bir konuda, postacılık yapamazlar.