Rum-Yunan yüksek risk senaryosu

Rumlar, Annan Planı'nı reddederken, Yunanlılar ise Ege sorunları için Lahey'e gitmekten kaçınırken, Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerinde veto şantajını kullanarak çok daha fazla taviz koparacaklarını hesapladılar.

Rumlar, Annan Planı'nı reddederken, Yunanlılar ise Ege sorunları için Lahey'e gitmekten kaçınırken, Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerinde veto şantajını kullanarak çok daha fazla taviz koparacaklarını hesapladılar.
Annan Planı aslında büyük ölçüde Rumların lehineydi. Hatta eski Yunan başbakanlarından Mitsotakis'in bu plan sayesinde Kıbrıs Rumlarının
10-15 yıl içinde adanın tümüne hâkim olacağını söylediği basında çıktı.
Papadopulos ve referandumdan 15 gün kadar önce ona katılan AKEL, Türkiye'nin müzakere sürecinde veto şantajıyla Kuzey Kıbrıs'ı çok daha önce yutacaklarını düşündüler. Yani Türk ordusunun hemen çekilmesini, çok daha fazla yerleşiğin geri dönmesini, plandaki zayıf iki kesimliliğin tümüyle ortadan kaldırılıp Türklerin azınlık durumuna düşürülmesini amaçladılar.
Bu amaçlarına varmaları için Türkiye'nin müzakere sürecinin bir aşamasında Rumları 'Kıbrıs Cumhuriyeti' olarak tanıması gerekecek. Açıkça söyledikleri gibi, ardından asker ve yerleşiklerin çekilmesi için bastıracaklar. Aynı anda Rumlar kuzeydeki mülklerini cebren almaya kalkışacaklar. Savunmasız Türklere panik havası hâkim olurken, KKTC devlet yapısı da Sırbistan, Gürcistan veya Ukrayna tarzı bir 'halk hareketi' ile çökecek.
Tabii bu arada KKTC'nin tanınmaması ve ambargoların kalkmaması gerekiyor ki bunu da sağlıyorlar.
Türkiye, Annan Planı lehine tutum alırken, Kopenhag Siyasi Kıstasları'nı yerine getirirse ve Kıbrıs çözümlenirse üyeliğimizin önünde bir engel kalmayacağı inancıyla hareket etmişti. Rumlar, Annan Planı'nı reddetmekle ve sorun çözümlenmediği halde tanınmayı istemekle, hâkimiyetlerini adanın tümü üzerine yaymak niyetini açığa vurdular. Annan Planı'nı iyi niyetle destekleyen Türk hükümeti ve liberal çevreler, Rumların hep bu niyette olduğu kuşkusunu ifade edenlere hak vermeye başladı.
Ama çok daha önemlisi, Türkiye 'ödevlerini' tümüyle yerine getirdiği halde, üyeliğine ilişkin belirsizlikler olağanüstü artıyor. AB'de, Türkiye'nin dini, kültürü, dili ve coğrafyası gibi değiştirilmesi imkânsız nedenlerle, Avrupa kimliğinin dışında olduğu vurgulanıyor. Bu itirazları azaltmak için ucu açık müzakere süreci, imtiyazlı ortaklık, müzakerelerin askıya alınması ve giriş antlaşmamızın AB üyelerinde referandumla
onaylanması gibi öneriler belirsizliği koyulaştırıyor.
Bu koşullar altında Türkiye'nin üye olmayabileceği bir AB'ye, Kıbrıs Rumları'nın dayattığı şartlarda Kıbrıs Türkleri'nin bırakılması sadece hukuki değil, siyasi bakımdan da imkânsız hale geliyor.
Rumların şu gerçekleri düşünmeye başlamasında yarar var: Şimdi dayattıkları tek yanlı tanınma yöntemiyle Kıbrıs'ta çözümü Türkiye'de hiçbir hükümet kabul edemez. Annan Planı'nın Rum tarafında ikinci bir referandumla kabulü yoluyla çözümüne ise ancak AKP hükümeti razı olabilir. Türkiye'de 2006 yılında yapılacak bir seçimin sonucunda iktidara gelecek bir başka hükümetin Annan Planı'na karşı çıkması ihtimali göz ardı edilemez. Türkiye'nin AB üyesi olamaması halinde, adanın birleştirilmesi 'çıkmaz ayın son çarşambasına kalır'. O zaman Papadopulos'un 'ohi'sini alkışlayanların elleri boğazına doğru uzanıverir.
AB üyesi olmayacak Türkiye'nin Ege sorunları için Lahey'e gitmesi de gerekmeyebilir. Türkiye veto şantajını reddetmek onurunu gösterirse, Yunanistan için mümkün olan tek çözüm yolu da kapanmış olur.
Ege'de çok it dalaşı gördük. Ama 1987 ve 1996 krizlerini yaşamış birisi olarak, uçurumun kenarından nasıl döndüğümüzü biliyorum. O zaman da AB üyesi olan Yunanistan için bu daha da zor oldu. Üçüncü bir kriziyse hiç atlatamayabiliriz.
AB'de Kıbrıs ve Yunan sorunlarının açık kalmasını isteyenler her zaman vardı. Bunlar üyeliğimize ilişkin siyasi irade noksanını bu sorunların arkasına saklayabileceklerini düşündüler. Bu, tehlikeli bir oyun. Ve oyun niteliğini de kaybetmek üzere.
Türkiye, üyeliği bunca belirsizlik içindeyken ve bir yandan Rum-Yunan ikilisine, bir yandan da AB'ye güvenini kaybetmekteyken, Kıbrıs sorununun çözümünü göze alamaz. Kıbrıs ancak üye olduğumuzda Annan Planı'na göre çözümlenebilir.
Yani başa döndük.