Saptamalar

Cumhurbaşkanı seçiminden dolayı Türkiye bir rejim krizine girdi. Tanzimat'tan bu yana varolan bölünme, krizin etkisiyle kutuplaşma, hatta cepheleşmeye dönüştü.

Cumhurbaşkanı seçiminden dolayı Türkiye bir rejim krizine girdi. Tanzimat'tan bu yana varolan bölünme, krizin etkisiyle kutuplaşma, hatta cepheleşmeye dönüştü.
Cumhuriyet'in 84., demokrasinin 62. yaşında, hâlâ aynı fay hattı yüzünden demokrasimizin tehlikeye girmesi, hepimizi haklı olarak kötümserliğe sevk ediyor. 'Acaba bizim kültür kodumuzda demokrasiyle bağdaşmayan bir özellik mi var' sorusu zihnimizi kurcalıyor.
Aynı şekilde kutuplaşmanın nedenleri ve çözüm yollarına ilişkin görüşler de ikiye ayrılıyor. AKP'liler ve destekçileri, Cumhuriyet'e tehdit iddialarının paranoya olduğunu ve millet iradesini kabul etmeyenlerin bu paranoyayı kullandığını ileri sürüyor.
Bunların 'liberal' kanadı, olayların analizinde nedenselliği reddediyor ve soyut bir demokrasi savunmasıyla yetiniyor. Aslında, AB gibi, barajın indirilmesi hariç, demokrasinin geliştirilmesiyle de ilgilenmiyor. Siyasetin finansmanı ve dokunulmazlıkların kısıtlanması yani yolsuzluk sorunu, milletvekillerinin seçilmişten çok atanmış olması yani parti içi demokrasi sorunu onları pek ilgilendirmiyor. Bu durumda esasen destekledikleri AKP için 'demokratik' savlar üretmekten başka işe yaramıyorlar.
Diğer bir bölümümüz ise Cumhuriyet'in kurucu ilkelerinin ya da modern ve laik hayat tarzının tehdit altında olduğunu; irticanın giderek demokrasiyi de tahrip edeceğini söylüyor; geri dönülmez noktaya gelinmeden bu gidişin durdurulmasını istiyor.
Bu kesim mitinglere katılan milyonlar nedeniyle, rejime ilişkin millet iradesini artık kendisinin temsil ettiğine inanıyor. AKP ve yandaşlarının savlarını üzerinde düşünmeye değer bulmadan, Cumhuriyet'i 'sonuna kadar' savunacağını gösteriyor.
Şimdi iki taraf arasında beliren küçük bir grupsa, Cumhuriyet'e karşı bir tehdit olmadığını; bu nedenle cumhuriyetçilerin kurumlarla birleşip, bazen demokrasi dışı yollara da saparak, iradelerini halk çoğunluğunu temsil edenlere dayatmaması gerektiği söylüyor. Diğer yandan da korkuların samimiyetini kabul ediyor ve çoğunluğu arkalarına alanların 'milli irade bizde' kibrine kapılıp dayatmalarda bulunmak yerine, uzlaşıya gitmeleri gerektiğini savunuyor.
İlk bakışta akılcı olan bu yaklaşımın, krizden çıkışta etkin olmaması ihtimali sanıldığından çok daha yüksek olabilir.
Bir sorunun analizinin bizi doğru sonuca getirmesi uygulanan metodun isabetine bağlı. Büyük grup ihtilaflarını anlamakta siyaset psikolojisi, sosyolojiden, hele hele bunun Marksist dalından çok daha geçerli.
Buna göre, bir toplumun/devletin kuruluş anında vazedilen ilkelerin değiştirilmesi imkânsız denecek kadar zor. Böyle bir toplum/devlet yok olmak üzereyken olağanüstü bir mücadeleyle kurtulmuşsa ve kurucu ilkeler bir daha yok olmamak için devrimlerle konulmuşsa, bu ilkeleri değiştirmeye kalkışmak yok olma korkularının yeniden canlanmasına yol açıyor.
Ulus-devlet tekilliği ve bunun simgesi olan etnisite üstü Türk kimliği Osmanlı gibi bölünmemek, laiklikse Batı karşısında yenilip yok olmamak için modernleşmek amacıyla benimsenmiş iki kurucu ilke olarak, varoluşçu nitelik taşıyor.
Bu kurucu ilkelerin tehdit altında olduğunu algılayan Ccumhuriyetçi kesimler, psikolojik açıdan, başlangıç şartlarına dönüyor. Yani şimdiki tehditleri, başlangıç şartlarında toplum ve devletin varlığına kasteden tehlikelerle özdeşleştiriyor. Kuvay-i Milliye, Atatürk'ün kalpaklı fotoğrafları, 'Çılgın Türkler', 'Büyük Nutuk', Anıtkabir ziyaretleri, 'tam bağımsızlık' söylemleri buradan kaynaklanıyor. Tüm dış güçler düşmana, karşı devrimci iç güçlerse hainlere dönüşüyor. Milliyetçilik/ulusçuluk dip dalgası 'tsunami' halini alıyor.
Bu nedenle bir al-ver olan uzlaşma kurucu ilkeler bakımından geçersiz. Demokrasi, kurucu ilkelerin sürekli tartışılmadan benimsendiği; bu ilkelerin zaman içinde evrilmeye bırakıldığı; siyasetin, bu ilkelerin oluşturduğu geniş çerçeve içinde yapıldığı rejim oluyor.
Bu bir tercih değil, saptama. Eğer doğruysa, krizden çıkmak için her kesimin yapması gerekeni gösteriyor.