Savaşın düşündürdükleri

Irak, sömürgeciliğin sınırlarını çizdiği bir ülke. Azınlığın çoğunluk üzerinde kanlı hâkimiyetine dayanan rejimi, komşularına da saldırdı.

Irak, sömürgeciliğin sınırlarını çizdiği bir ülke. Azınlığın çoğunluk üzerinde kanlı hâkimiyetine dayanan rejimi, komşularına da saldırdı. Yasak silahlarla katliamlar yaptı vb.
Batı'nın müdahaleleri de sorunu karmaşıklaştırdı.
Teokratik İran rejimini tedip etmekte Irak kullanıldı.
Bu bağlamda Irak'ta kitle imha silahları üretim kapasitesi yaratıldı. Kuveyt'e saldırmasına adeta izin verildi. Kürtlerin bağımsızlık aşkı tahrik ve istismar edildi vb.
Şimdi bu kısmen de 'serserileştirilen' devlete askeri müdahale yapılıyor. BM, AB ve NATO'nun veya dünya düzeninin temelinden sarsılması, Batı'nın bölünmesi, binlerce masum sivilin ölmesi pahasına.
Tam bir kaos.
Bu durumda barışı savunmak kuşkusuz haklı. Ancak ahlaki ve insani gerekçeler kendiliğinden dış politikaya dönüşmüyor. Dış politika ulusal çıkarların korunmasını amaçlıyor. Bu çıkarlara ciddi zararlar veren bir politikanın izlenmesi son derece tehlikeli olabilir.
Barışı politikaya çevirmek isteyenler, ulusal çıkarın bundan etkilenmeyeceğini kanıtlamak için fikri zorlamalara başvuruyorlar. Bunlara göre, Kuzey Irak'ta devlet oluşumu o kadar da önemli değil; kaldı ki Kuzey Irak'a hukuken müdahale hakkımız yok; Amerika bize zaten muhtaç, fazla zarar veremez; kısa vadede biraz zarar görebiliriz ama bu uzun vadede bizim lehimize olur; önemli olan onurlu duruştur vb.
Bu 'politika' yüzünden Türkiye hem 'koalisyona' girdi hem de ulusal çıkarlarını zarara uğrattı. Barışı savunanların sadece ahlaki ve insani savlarla yetinmeleri çok daha doğru olurdu.
Türkiye tek başına uluslararası düzene normatif bir nitelik kazandıramaz. Aynı amaca, çıkarlarıyla bağdaşmadığından Irak savaşına karşı çıkan ülkelerle birlikte de varılamaz. İnsani ve ahlaki bir uluslararası düzen ancak çok yavaş bir süreçte evrilebilir. Ayrıca bunun bir garantisi de yoktur. (bk. Freud-Einstein mektuplaşması).
BM hiçbir zaman uluslararası düzenin kurucusu ve yöneticisi olmadı. Eskiden iki süper gücü, şimdi yalnızca birini doğrudan ilgilendiren sorunlarda hep kenarda kaldı. 1991'e kadar Sovyetler'in bir tür karantinada tutulduğu hatırlandığında, dünya düzeninin aslında son 50 yıldır Amerika tarafından oluşturulduğu ve yönetildiği anlaşılır.
Amerika gücünden aldığı bu yetkiyi gerçek anlamda kimseyle paylaşmaz. Kurumları ve kuralları bu amaçla kullanır. Amerikan gücünün denetlenmesi kuşkusuz gereklidir ama dengelenmesi bu aşamada imkânsızdır.
İki kutuplu sistem durağan anlamında istikrarlıydı. Tek kutuplunun hegemonya getirdiğini görüyoruz. Ama çok kutuplu sistem, kuvvetler dengesine ve sürekli değişen ittifaklara geri dönülmesine yol açarak çok daha büyük tehlikeler yaratabilir.
Paradoksal olarak en tehlikelisi, düzeni koruyacak hiçbir devletin olmaması. O zaman insanlık Hobbes'un tarif ettiği gibi, herkesin birbirine sınırlamasız şiddet gösterdiği doğa şartlarına dönebilir. Belki de bu nedenle Karl Popper 'pax Americana'nın 'pax civilitas'a dönüştürülmesini savunuyor. Mükemmellikle ilişkisi olmasa da, Amerika büyük savaşları önlüyor. Bir önceki sömürgecilik düzenine nazaran demokrasi gibi daha uygar değerlerden esinleniyor. Hâkimiyetini fethe dayandırmıyor. Yendiğine yardım ediyor vb.
Amerika önemli hatalar da yapıyor. Bu hataları eylem içindeyken değiştirmek imkânsız. Masum sivilleri öldürerek demokrasi götürmek de mümkün değil. Kaldı ki farkına varmadan uygarlık çatışması amacı gütmesi de söz konusu.
Bu nedenlerle Amerika'yı etkilemek önemli. Ama ancak güvendiği kişi ve toplumlardan etkilenebilir.
Türkiye, kitle imha silahları üretme niyeti olmayan bir ülke. Çevresinde Rusya ve İran gibi bu silahlara sahip olan veya geliştiren ülkeler var. Fazladan Rusya Türkiye için büyük önemi olan Gürcistan'ı içerden denetlemek
ve BDT ülkelerini 'imperium' içinde tutmak istiyor.
Eskisi ve yenisi bir yana, ulusal güvenlik Türkiye'nin Amerika ile stratejik işbirliğini sürdürmesini gerektiriyor.
AB bu bakımdan herhangi bir işleve sahip değil. Irak'a ilişkin gelişmeler bu evrensel gerçekleri değiştirmedi, pekiştirdi.
Politikamızı gerçekler tayin etmeli.