Seçenekler belirginleşiyor

Sayın Erdoğan Kıbrıs'ta beklenen konuşmasını yaptı. Terör olaylarının yarattığı toz dumanda 'Ferman okunmadı'. Ama okuyanlar okumuş ve gerekli sonuçları çıkarmıştır.

Sayın Erdoğan Kıbrıs'ta beklenen konuşmasını yaptı. Terör olaylarının yarattığı toz dumanda 'Ferman okunmadı'. Ama okuyanlar okumuş ve gerekli sonuçları çıkarmıştır.
Başbakan, Annan paketine değinmedi. Bunun yerine çözümün esaslarını tekrarladı. Önemli olan; kalıcı ve adil bir çözüm için Kıbrıs Türklerinin ve Türkiye'nin bazı temel hak ve çıkarlarının göz önüne alınması gerekiyor. Annan paketi bu açıdan yetersiz. En azından yeniden ciddi biçimde müzakere edilmesi gerekiyor. Paketin iç dengesi bozulmasın diye, fazla bir müzakere marjı bulunmadığı görüşü doğru değil. Bu denge, bir kısmı, paketi oluşturanlarla Rum tarafı arasında kişisel çıkar ortaklığı gibi gayrimeşru nedenlerle, Türk tarafı aleyhineyse, tabii değiştirilebilir. Annan paketini övenler bir de Vasiliyu'nun raporunu okusunlar.
Başbakan'ın en çok alkışlanan sözlerinin başında, Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki ahdi ve tarihi hak ve sorumluluklarına yaptığı atıf geliyor. Sn. Erdoğan Kıbrıs Türk halkının beklentilerinin nihai çözümü biçimlendireceğine değindikten sonra, bu sözlerle tabloyu tamamladı.
Başbakan'ın beyanatında belki de tek eksik, mevcut hükümeti, Amerika ve AB'nin Talat ve ardından koşanları desteklediği açıklıkta desteklememesi oldu. Ancak Sn. Denktaş'a gerekli desteği vererek bu sakıncayı kısmen de olsa telafi etti. Öte yandan Sn. Erdoğan, 'Çözümsüzlük çözüm değildir' bedahatını tekrarladıysa da, bunu 'Her ne pahasına olursa olsun bir
çözüme varılamaz' sözleriyle dengeledi.
Bu durumda Rum/Yunan tarafı AKP hükümetinden beklediğini bulamadı. Böylece 14 Aralık seçimlerinde, yenik ve yılgın, dışarıya bağımlı, Kıbrıs Türkleri ve Türkiye'nin çıkarlarını hiçe sayan muhalefetin kazanması ihtimali de azaldı.
Şimdi nelerin olabileceğini bilmek için nelerin olamayacağını tespit etmeliyiz.
Önce 'AB bizi hiçbir zaman üye yapmayacak. Hep yeni taleplerle gelecek. Bizi ya uyutacak ya da unutacak' değerlendirmesinin dış politika için uygun bir zemin olmadığını belirtelim. Gerçekten AB içinde Türkiye'yi üye yapmamak için her yola başvurmaya hazır olanlar var. Belki de sonunda hedeflerine ulaşacaklar. Ama buna bizim politikalarımız neden olmamalı. Türkiye'ye karşı çağdışı, sekter ve ayrımcı tutumlarının vahim sonuçlarını mazeretsiz yüklenmeliler.
'Biz Annan Planı'nı 1 Mayıs 2004 öncesinde imzalayalım. Zaten çözmek zorunda olduğumuz Kıbrıs sorunu da çözülmüş olsun. Yaratılan iyi havada bize giriş müzakereleri için takvim vermeleri ihtimali artar' şeklindeki aşırı iyimser seçeneğin de olabilirliği yok. Kıbrıs çözümlendikten sonra takvim verilmezse, hükümet bu durumu halka nasıl izah eder?
Böylesine siyaset dışı bir beklenti olabilir mi?
Kaldı ki bizim üye olmadığımız bir kuruluşa Kıbrıs üye olamaz. Geçerliliği BM ve diğer garantörlerce kabul edilen Garanti Antlaşması, değiştirilemez temel hükümleri de garanti ediyor. Temel Belge'nin 23. maddesine göre, Kıbrıs garantörlere eşit mesafede olmak zorunda. Diğer iki garantör AB üyesiyken Türkiye'nin dışarıda kalması, adadaki Türk-Yunan dengesini kökünden bozar. Yani Verheugen'in iddiasının aksine, Türkiye üye olmak için Kıbrıs sorununu kullanmıyor. Türkiye'nin üyeliği önüne Kıbrıs sorununu engel olarak koyup, Kıbrıs'ı AB üyesi yaparken, Türkiye'yi dışarıda bırakmak hukuka aykırı.
O zaman ortada tek bir seçenek kalıyor: Hem Türkiye'yi üye yapmayı hem de Kıbrıs sorununu çözmeyi birlikte düşünmek. Bunun çeşitli modaliteleri olabilir. KKTC seçimlerinden sonra bu çerçevede çözüm aranacak. Abromowitz/Wilkinson önerisi bunlardan sadece biri.
Umarız İstanbul'daki arkadaşlarımız, şimdiye kadar yaptıkları önerinin geçersizliğini anlayıp, bu kez bizimle müzakere etmeyi bırakırlar da, Rum/Yunan tarafıyla birlikte müzakere edebiliriz.
Bırakmaları gereken bir görüş daha var: Sn. Erdoğan'ın başlangıçta çözümden yana olduğu; ancak devletin etkisiyle tutumunu değiştirdiği iddiası. Sanki kendileri Başbakan'ın yerinde olsa, yaklaşımlarında ısrar edebileceklerdi. Onların dışındaki liberal teslimiyetçilere gelince, onların konuya ilişkin bilgileri zaten o kadar sınırlı ki, ne deseler mazurlar.