Şiiler ve laiklik

Devlet ve din işleri laiklikle birbirinden ayrılmadıkça demokrasi olamayacağını dünyada en iyi bilen ulusların başında kuşkusuz Türkler geliyor.

Devlet ve din işleri laiklikle birbirinden ayrılmadıkça demokrasi olamayacağını dünyada en iyi bilen ulusların başında kuşkusuz Türkler geliyor. Dinin; felsefe, bilim, ahlak, değerler ve genel dünya görüşüne göre alanının daralması anlamında sekülerleşme olmadan da gerçek bir laikliğin yerleşmesi zor.
Avrupa'da 1000'lerin başında vuku bulan 'Yüzyıl Savaşları'nda toprak mülkiyeti kutsal imparatordan feodal beylere geçti. Böylece mülkiyet hakkı sekülerleşti. Din dışı nedenlerle yoğun savaşların sürdüğü bir ortamda daha çok savaştan ibaret olan siyaset de Machiavelli ve Hobbes gibi düşünürlerce din dışına çıkarıldı. Ticaretin yoğunlaştığı 'burg' denen kentlerde ekonomi yavaş yavaş din kurallarından bağımsızlığını kazandı. Aynı dönemde Rönesans; güzel sanatların, bilimin ve felsefenin alanını din aleyhine genişletti. Kendisi fanatik olmakla birlikte, hükümdarların Papalık sultasından çıkmasını sağlayan Reformasyon da laikliğe dolaylı yoldan yardım etti.
Bir genelleme olarak, bu süreçte, Anglosaksonların sekülerleşerek laikleştikleri, Fransa'nın ise din düşmanı bir devrimle laikleşip sekülerleştiği söylenebilir.
Osmanlı bir ortaçağ imparatorluğu olarak sekülerleşmeyi sağlayacak sosyal ve ekonomik güçler üretemedi. Yıkılma sürecinde, devrim öncesi Fransız toplumuyla, hatta Abbasilerin son iki yüzyılıyla dahi mukayese edilemeyecek kadar az sekülerleşmiş bir toplumda, sultanlar önce idare, askeriye, eğitim ve hukuk gibi alanları sekülerleştirdiler. Cumhuriyet ise bir yandan sekülerleşmeyi, öte yandan da laikliği devrimle uyguladı.
Sunni akideye sahip bir toplumda, Hıristiyanlık'tan farklı olarak ruhban ve onların örgütlediği bir kilise olmadığından, siyasetle dinin ayrılması, devletle kilisenin alanlarının ayrılmasından da zor oldu. Devlet dini kendisine bağlayarak denetlemek zorunda kaldı. Ortalama Sünni bireyler siyasetin din dışına çıkarılmasını, güncel hayatlarının giyim-kuşam, alfabe, takvim türü doğrudan ve tepeden inme sekülerleştirmesi gibi, inançlarına bir tasallut olarak algıladılar ve çeşitli direniş kalıpları geliştirdiler. 'Devlet dini' dışında 'halk dini' türleri ortaya çıktı. Güçleri hukuken sınırlanan tarikatlar ve cemaatlar fiilen güçlendi.
Artan nüfusu eğitip sanayi sektörüne geçiremeyen devlet kırsal bölgelerden kent varoşlarına yığılmayı önleyemedi. Demokrasi, sekülerleşme ve laiklik için gerekli şart olan orta sınıf yeterince geliştirilemedi. Çok zor yaşam şartları altındaki varoş kitleleri, sol ideolojinin etkinliğini de yitirdiği bir dönemde, dinin siyasi ideolojiye dönüştürülen bir türünü benimseme eğilimine girdiler. Bu kitlelerin siyasetten talepleri iş ve aş gibi seküler nitelikte olurken, sembolleri dinin bir tür yorumundan kaynaklandı. Refah'ın antilaik yaklaşımı, AKP'de daha ziyade sekülerleşme eksiği olarak ortaya çıktı.
Amerika, Türk laiklik tecrübesinin bu AKP'li aşamasını muhtemelen diğer Ortadoğu Müslüman ve Arap toplumları için uygun bir model görüyor. Ancak Irak müdahalesinden sonra Amerika'nın önündeki sorun Şiilerle ilgili. Şiiliğin Sünnilik'ten birçok farkı yanında, en önemli özellikleri ruhban sınıfına sahip olması ve Hıristiyanlık'tan çok daha güçlü bir kurban kültüne dayanması.
Humeyni devriminden sonra siyasete hâkim olan ruhban sınıfı, iktidar yıpranmasının da etkisiyle, Hatemi başkanlığındaki reformist akım karşısında yenilgi sürecine girmiş görünüyor. Bu süreçte reformistlerin siyasete hâkim olmaları, ruhbanın din alanına hasredilmesi yolunu açabilir. Tabii geri kalmış kitlelerin sekülerleşmesi daha uzun bir süre alacak ve demokrasiyi istikrarsızlaştırabilecek.
Siyasi tecrübeden yoksun, hemen hiç sekülerleşmemiş Irak Şiilerinin şeriat tutkuları Irak'ın demokratikleşmesi önünde en büyük engel olacağa benziyor. Ama asıl tehlike bu siyasi mücadelede Amerika'nın şiddete başvurması ve öldürülen Şiilerin yaratacağı mağduriyet duygusunun kurban krizini tetiklemesi ihtimali.
Türkiye'nin laiklik tecrübesinden yararlanarak bu soruna çare bulmak, en azından şimdilik, mümkün değilmiş gibi görünüyor.