Son şans olabilir

Dış politika açısından Kuzey Irak politikamız en azından bu aşamada bir yenilgi olarak görünüyor.

Dış politika açısından Kuzey Irak politikamız en azından bu aşamada bir yenilgi olarak görünüyor. Büyük bir birlik sokarak, savaşmadan, Irak'ın toprak bütünlüğünü bozma teşebbüslerini caydırma imkânını kaybettik. Bu arada Türkmenlerin, bırakın Kürtlerle aynı hukuki statüye çıkarılmasını, haklarından söz eden bile yok.
Sırada Kıbrıs var.
Annan'ın raporunda çözümsüzlükten Sn. Denktaş'ı ve Türkiye'yi sorumlu tutması çok önemli değil. Biz U Tant'ı da gördük. Türkiye, Batı'nın birlik olup üstümüze gelmesinden korksaydı Kurtuluş Savaşı'nı yapabilir miydi? Bugüne kadar hakkımızı herhangi bir Batılı gücün desteğiyle aldığımızın örneği var mı?
Sorun 1999 AB Helsinki Zirvesi'nin bizi adaylığa kabul eden kararından kaynaklanıyor. Bunda, Kıbrıs sorununun 2002 sonuna kadar çözümlenmesi ve Kıbrıs'ın genişleme çerçevesinde AB üyesi olması öngörülüyor. Buna karşılık Türkiye'ye üyelik için giriş müzakerelerine başlama tarihi dahi verilmedi. Fazladan 2002 yılı boyunca AB üyeliğimize karşı söylemlerle karşılaştık. Alman Hıristiyan Demokratları iktidar olduklarında Türkiye'nin
üyeliğini kabul etmeyeceklerini ilan ettiler. Konvansiyon başkanı D'Estaing ve Fransız hükümetinin küçük ortağı UDF de aynı görüşte. Diğer bazılarıysa üyelik için Kemalizm'i bırakmamızı istiyor.
AB üyeliğimiz en azından kuşkuluyken, hükümet, Annan Planı'na göre sorunun çözümlenmesini ve Kuzey Kıbrıs'ın AB'ye girmesini nasıl kabul edebilir? Sonra Türkiye, Kopenhag Kıstasları'ndan bağımsız olarak AB'ye alınmazsa böylesine bir aldanmayı halka nasıl izah edebilir? Sayıca küçük ve iktisaden zayıf Kıbrıs Türklerinin AB içinde azınlık düzeyine düşerek
tasfiye yoluna girmesinin yaratacağı yeniklik duygusunu nasıl giderebilir? Böyle bir tarihi sorumluluğu nasıl yüklenebilir?
Sorun orada da bitmiyor. Helsinki zirve kararına göre 2004 sonuna kadar Ege sorunlarının müzakereyle çözümlenmemesi halinde Lahey Uluslararası Adalet Divanı'na götürülmesi gerekiyor. Kıbrıs ile Ege sorunları arasında iki yıllık bir ara konulmasının bir amacı var. Kıbrıs'ta statüko Türk tarafı lehine. Yani çözüm için bizim ödün vermemiz gerekiyor. Ege'deyse statüko Yunanistan lehine. Ege'nin Kıbrıs'tan sonra çözümlenmesi Yunanistan'ı ödün vermekten kurtaracak. Kıbrıs bir kez bizim ödünlerimizle çözümlenip AB üyesi olunca, Ege için 2004 sonunda Lahey'e giderken, Yunanistan karasularının 12 mile çıkarılmasını şart koşabilecek. O zaman hükümet, AB üyeliği için bu ödünü de kabul edip Ege'nin yüzde 70'inin Yunan karasuyuna dönüşmesine razı mı olacak?
Oysa AB üyeliğimizi garantilemenin, adada Rumlara karşı Türkleri korumanın ve Ege'de adil bir çözüme ulaşmanın tek bir yolu kaldı: Kuzey Kıbrıs'ın bizimle birlikte AB üyesi olması. Bu amaçla Türk tarafı, tüm sakıncalarına rağmen, Annan paketini imzalamalı. Güney Kıbrıs çözüm yürürlüğe girinceye kadar Kıbrıs'ın tümünü temsilen AB üyesi olmalı. Kuzey Kıbrıs tanınma gereği olmadan ama ambargo kaldırılarak ve AB müktesebatını AB yardımlarıyla uygulamaya başlayarak üyeliğe hazırlanmalı. Türkiye'nin üyeliğiyle birlikte Annan paketi hızla uygulanmalı.
Son Annan paketi iki önemli konuda 'Türkiye'nin AB üyeliğine kadar' deyimini içeriyor. Türkiye üye olduğunda kuzeye geçmek isteyen Rumların sayısında bir kısıtlama olmayacak, Türk ve Yunan birlikleri adadan çıkacaklar. Yani bizim üyeliğimizle birlikte Kıbrıs normal bir devlet olacak.
Zaten çözümden itibaren ilk 6 yıl içinde bazı istisnalar hariç Rumlar kuzeyde ikamet edemeyecek ve yerel siyasete giremeyecekler. Türkiye'nin 10 yılda üye olacağı varsayılırsa 50 yıllık bir sorun için birkaç yıl daha beklemenin ötesinde bir fedakârlık gerekmeyecek.
Sn. Denktaş bu çözümü benimsediğini ilan etmişti. Bunu bir öneri olarak karşı tarafa sunmadı galiba. Oysa 'Çözüm istemiyor' ithamlarını susturmanın en kestirme yolu bu. Hükümet de bu yolu denemekle bir şey kaybetmez. Tersine son derece önemli bir kazancı olur: Rum-Yunan tarafının bu öneriyi reddetmesine ses çıkarmayan AB'nin bizim üyeliğimizi gerçekten istemediğini öğrenir.
'Akıl'sız siyasi irade olmaz.