Strateji belgesi ve Kıbrıs

Strateji belgesinde Kıbrıs'a ilişkin iki hüküm var. Komisyon 'Kıbrıs'ın AB'ye gireceği 1 Mayıs 2004 gününe kadar iki toplum arasında kapsamlı çözüm için şartların elverişli olduğunu vurguluyor.

Strateji belgesinde Kıbrıs'a ilişkin iki hüküm var. Komisyon 'Kıbrıs'ın AB'ye gireceği 1 Mayıs 2004 gününe kadar iki toplum arasında kapsamlı çözüm için şartların elverişli olduğunu vurguluyor. Ve çözümsüzlüğün Türkiye'nin AB emelleri önünde ciddi bir engel oluşturacağını söylüyor (sf. 16, 20). Yani komisyon ilerleme raporunda Kopenhag Siyasi Kıstasları'nı henüz tamamlamadığımızı bildirerek, 2004 Aralık zirvesinde giriş müzakere tarihi verilmemesi seçeneğini nasıl koruyorsa, Kıbrıs sorunu bu zirveden altı ay önce çözümlense bile tarih verileceğinden söz etmiyor.
Kıbrıs sorununun strateji belgesine girmesi kuşkusuz iyi olmadı. Şimdi 'siyasi gerçek' veya 'irtibat' diye adlandırılan ama aslında pekâlâ bir şart olan bu tutum esasen biliniyordu. Şifahen söylenen şeyin yazılı tekrarı fiiliyatta fazla bir şey değiştirmedi.
Biz Kıbrıs sorununda bugünkü aşamayı anlamaya çalışalım.
Bu soruna ilişkin iki grup oluştu. Bir grup, olumlu buldukları Annan Planı temelinde sorunun müzakere edilip 1 Mayıs 2004'ten önce çözümlenmesini savunuyor. Bu açıdan strateji belgesindeki tutumu destekliyor. Bu grubun bir tarafında Yunanistan, (nazlanmakla birlikte) Rumlar, İngiltere ve AB ile Amerika; diğer tarafındaysa TÜSİAD, bazı liberal yazarlar başta Türk medyasının büyük bölümüyle Mehmet Ali Talat ve takipçileri yer alıyor.
Diğer grupsa 1 Mayıs tarihine kadar sorun çözümlenip Kıbrıs Türkleri Kıbrıs'la birlikte AB'ye girdikten (ve Ege sorunu da Divan'a gittikten) sonra, AB içinde Türkiye'nin üyeliğine karşı çevrelerin de etkisiyle Türkiye'ye giriş tarihi verilmeyebileceğini; Türkiye'nin AB emellerinin asıl o zaman sona erebileceğini düşünüyor. Bu grupta genelde hükümet (bk.
9 Kasım 2003 tarihli Hürriyet, Sedat Ergin), dış politikadan sorumlu kurumlar, Sn. Denktaş ve Kıbrıs'ta onu destekleyen hükümet partileriyle benim gibi birkaç köşe yazarı bulunuyor. Bu grup Annan Planı'nın ciddi eksiklerini ve hatalarını biliyor. Hem Kıbrıs Türklerini korumak hem de üyeliğimizi imkân ölçüsünde garanti etmek için, Türkiye üye olmadan Kıbrıs'ta çözüm sürecinin tamamlanmamasını savunuyor. Sanılanın aksine Sn. Denktaş da benzer görüşlere sahip (bk. 8 Kasım 2003 tarihli Milliyet, sf. 19).
Burada dikkat çeken husus 1 Mayıs öncesi çözümden yana olanların içinde Türkiye ve KKTC'de önemli çevrelerin bulunması ve bunların hem Yunan/Rum tarafıyla hem de Amerika ve AB ile görüş birliği içine girmiş olmaları. Yani Türkiye ikiye bölünmüş durumda. Karşı taraf kendileriyle aynı görüşteki Türklerle birlikte olağanüstü güçlü bir cephe oluşturuyor.
İç ve dış kamuoyu bunların görüşlerinin hâkimiyetinde.
Cumhuriyet hiçbir ulusal konuda bugüne kadar böyle bir durumla karşılaşmadı. Dış politikayı yapanların müzakere gücünü kıran ve toplumsal dayanışmayı bozan bu gelişme; 'demokrasi', 'sivil toplum' veya 'dış politikada gerçekçilik' gibi gerekçelerle ya da Denktaş'ın uzlaşmazlığı, AB üyeliğine karşı olduğu gibi iddialarla haklı gösterilmeye çalışılıyor.
Hükümet KKTC'deki 14 Aralık seçimlerine kadar bir ulusal uzlaşı oluşturamazsa, sadece Kıbrıs'ta değil, AB üyeliği konusunda da davayı kaybedebileceğiz. Bunun toplumda yaratacağı ruhsal çöküntü rejim sarsıntısına dahi dönüşebilir.
Denebilir ki biz ne yaparsak yapalım, AB bizi üye yapmayacak. Sadece Schimidt, D'Estaing ve Kohl gibi emekli politikacılar değil, Prodi ve Fischer'in yarı kapalı kapılar ardında söyledikleri ve Verheugen'in 4 Mart 2003 tarihli Londra konuşması biliniyor (bk. 11 Temmuz 2003 tarihli Hürriyet). 2006 Alman seçimlerinde CDU'nun kampanya teması da malum. Biz bunlara rağmen hem Kıbrıs'ta çözümü hem AB üyeliğini son noktaya kadar götürmeliyiz. Nihai 'hayır'ı onlar söylemeliler. Türkiye'nin Batı'yla ilişkilerinde çıkacak krizden, AB'nin din temelindeki ayrımcılığından ve Doğu Akdeniz'de barış ve istikrarın yıkılmasından onların sorumlu olduğu kuşkuya mahal bırakmayacak şekilde ortaya çıkmalı.
Dayan Türkiye!