'Sütreli' sorular

Örtünmeyi Türklerin Rumlardan, Arapların Türklerden aldığı yolunda bazı Arap tarihçilerinin iddiaları doğruysa örtünmenin 'dini gereği' kalır mı?

Cumhuriyet'in 80. yıl kutlamaları türban tartışmalarına kurban gitti. Türkiye her an krize dönüşebilecek nevraljik noktaları olduğunu bir kere daha cümle âleme gösterdi. İşin kötüsü bu sorunları ileride çözme kabiliyetine sahip olduğuna dair bir işaret de yok ortada.
Sorun, türban denen örtünme şeklinin kazandığı antilaik siyasi sembol niteliği dolayısıyla 'kamu' alanına girişinin yasaklanması gibi görünüyor, ama çok daha geniş.
Kuran'ın Nur suresi 31. ayetinin herkesin kabul ettiği bir yorumu var mı? Neden birden çok örtünme yöntemi var? Devri Saadet'te türban türü örtünme var mıydı? Türban yakın tarihte çıkmış bir örtünme yöntemi olduğuna göre, diğer örtünme modelleri yanlış mı? Eğer hepsi dinen geçerliyse, türban takanlar, örneğin, Pakistanlılar gibi örtünebilirler mi?
Türban tarzı örtünme, 1960 ve 70'lerde büyüyen Selefiye akımının, Suudi destekli Rabıta'nın, İran Mollalar devriminin vb. etkisi sonunda ortaya çıktıysa, bu akımlar gerilerken kendiliğinden kaybolabilir mi?
Dünyada ve ülkede yeni kuşaklar cinsi serbestiyi sürekli genişletiyor. Modadan medyaya, edebiyata, sinemaya ve turizme kadar, kadının erotizmi tahrik edecek şekilde açıldığı görülüyor. Bu gelişmeye ahlaki açıdan karşı çıkmak ve aile kurumunu savunmak meşru olabilir. Bu ortamda, örtünen kadın, itikadın yanında, iffetini korumak amacı mı güdüyor? Kendi nefsine karşı dini bir önlem de mi alıyor?
Yoksa kadının örtünmesi temelde bir erkek sorunu mu? Kırsaldan kentlere taşınan ve kentin cinsi serbesti ortamında açık kadınlardan kolayca tahrik olan erkekler, kendi ana, bacı ve karılarını cinsi meta olmaktan korumaya mı çalışıyorlar? Cinsi meta olmasın diye sürekli kadının örtünmesiyle uğraşmak, kafalarda kadının cinsiyetinin daha da ön plana çıkmasına yol açmaz mı?
Kuran'da riya şirk olduğuna ve şirk de en büyük günahı oluşturduğuna göre, iffet, gösterişli biçimde örtünmekten ziyade, üniforma olmayan, sade ama mazbut bir giysiyle daha iyi korunamaz mı? Örtünmeyi Türklerin Rumlardan, Arapların da Türklerden aldıkları yolunda bazı Arap tarihçilerinin iddiaları doğruysa örtünmenin dini gereği kalır mı?
İslam'da kadın, diğer tektanrılı dinlere kıyasla çok daha sıkı düzenlemelere konu edildiği için, bizim laikliğimiz kadına ilişkin çağdaşlaşma çabalarına büyük önem veriyor. Bu durumda değiştiğini henüz tam kanıtlayamamış olan bir siyasi akımın türbanda ısrarı Cumhuriyet karşıtlığı sayılamaz mı? Öte yandan türban, varoşun kente karşı güçsüzlüğünü din vasıtasıyla üstünlüğe dönüştürmekte kullanılırsa, dindar yoksulun hayat tarzını diğer kesimlere dayatabileceği bir tür sınıf mücadelesi gibi korku yaratabilir mi?
Yoksa türban takanlar, geldikleri muhafazâkar çevrelerin tutuculuğunu aşmak, toplumla ve Cumhuriyet'le bütünleşmek için türbanı özgürlüğe giden bir araç olarak mı kullanıyorlar? Sosyolojik açıdan olaya bakıldığında anketler, gelir ve eğitim düzeyi yükseldikçe örtünmenin azaldığını gösterdiğine göre, geçici bir olguyla mı karşı karşıyayız?
AKP hükümeti AB üyeliğimizi, birçok neden yanında 'din özgürlüğünü' garanti etmek ve iktidarını Cumhuriyetçi güçlerin baskısından kurtarmak amacıyla da istiyor. Oysa Fransa'da türban mahkeme kararlarıyla kamu alanında yasaklanırken, Almanya'da altı 'lander', türbanı yasaklayan mevzuat çıkarmak için harekete geçti. Kopenhag Siyasi Kıstasları'nı yerine getirmeyi yeterli görmeyen AB çevreleriyse, kültür farkının temeli olarak,
Türklerin özellikle kadın konusunda Avrupa kültürünün gerisinde olduğunu ileri sürmeye başladı. Türban takmak, Avrupa insan hakları anlayışına göre kadının toplum içinde kendini sınırlaması hatta ikinci sınıf vatandaş haline getirmesi anlamına geliyor. Bu durumda AKP, AB üyeliğinden beklediğini bulabilir mi? Yoksa, AİHM 1993 kararından da ileri gidip türbanı dini sembol olarak kamu/resmi alanda yasaklayabilir mi?
Sorular çok, sorun karmaşık.
Majorka konuşmasının ve başarıyla uygulanan IMF programının da gösterdiği gibi, Sn. Başbakan 'Milli Görüş'ün birçok yönünü terk edebiliyor ve giderek rahmetli Özal'a benziyor. Temel fark eşlerde galiba.