Tabii olabilir

Erdal Güven, 12 Ocak yazısında, benim bir yazıma atfen, çok özetle, Kıbrıs'ta halk talebine uygun dış politika yapılırken, Irak'ta halk talebinin belli ölçüde bir yana bırakılabileceğini söylüyor.

Erdal Güven, 12 Ocak yazısında, benim bir yazıma atfen, çok özetle, Kıbrıs'ta halk talebine uygun dış politika yapılırken, Irak'ta halk talebinin belli ölçüde bir yana bırakılabileceğini söylüyor. Eğer dış politikada 'belirleyici etken' halk talebi olsaydı -ki bazıları öyle diyor- Kıbrıs'ta da, Irak'ta da halkın dediğini yapmak gerekirdi. Ama Güven'in söylediği gibi, dış politika ulusal çıkar amacıyla yapılırsa, halkın talepleri bu amaca göre dış politikanın içinde yer alabilir.
Güven, AB üyeliğinin dış politika hedeflerinin başında geldiğini (1), Kıbrıs sorunu çözümlenmeden AB'ye giremeyeceğimizi (2) ve halk desteğinin bu hedefe uygun kullanılabileceğini belirtiyor.
Buraya kadar bir sorun yok. Ancak resmi karmaşıklaştıran başka veriler de var. Ben de Cengiz Aktar gibi, AB'nin bu aşamada bizi üye yapmak istemediğini düşünüyorum. O zaman Kıbrıs sorununu Annan paketi temelinde çözüp, Kuzey'in Güney'le birlikte AB üyesi olmasını kabul edersek, CDU'lu Almanya'nın 2004'te bize giriş tarihi vermemesi halinde ne yapacağız? Kaldı ki o tarihe kadar Lahey'e göndermemiz gereken Ege sorunları bağlamında karasularının 6 mil olması için ısrar edersek, bize yine müzakere tarihi verilmeyebilir.
Bu durumda, iki yoldan birini izleyebiliriz: Ya Annan paketini, Türkiye'nin üye olmadığı bir AB'de Kıbrıs Türklerinin siyasi varlığını korumalarını sağlayacak biçimde değiştiririz ya da bu değişiklikleri sınırlı tutar, ama Kuzey'in bizimle birlikte üye olmasında ısrar ederiz. Ben ikinci şıktan yanayım.
Yazının bundan sonrası Güven'le ilgili değil.
Annan paketinin uygulanmasını bizim üyeliğimize ertelemek önerisini, fantezi çözüm üreterek AB üyeliğimizi engellemek olarak niteleyenler var. Bazı aydınların dış politika tavrını anlamadan, bu iddiaların doğru olup olmadığına karar veremeyiz.
Dış politika kurumlarımız milli sorunlar için müzakere dahil mücadeleden yanayken, daha çok İstanbul'daki bir grup aydın 'makul', 'gerçekçi' ya da 'çağdaş' olduğu iddiasıyla, Batı kaynaklı önerileri hemen kabul etme eğiliminde. Bu bağlamda dünyanın artık değiştiğini ve Batı'nın müttefikimiz olduğunu söylüyorlar. Yani 'Soğuk Savaş sonrası dünya ve Batı'yla ittifak, ulusal çıkar için politika yapılmasını artık gerektirmiyor' demek istiyorlar. Tabii bu doğru değil.
Bu tavır daha çok AB üyeliği konusunda ortaya çıkıyor. Üyeliğimiz onlar için öylesine yaşamsal ki, her türlü fedakârlığı yapmaya hazırlar. Bu ruh hali Annan paketinin eksiklerinin görülmesini zorlaştırıyor. Onlara göre, karşı taraf ne Annan paketinin müzakereyle değiştirilmesini ne de uygulanmasının ertelenmesini kabul eder. Oysa neden kabul etmesinler ki? Bir şeyi denemeden nasıl bilebiliriz ki?
Bu aydınlar, AB üyeliği ve Kıbrıs konularında karşıdan hiçbir talepte bulunamıyorlar. Türkiye'yi istemeye layık görmüyorlar. Kendilerini karşı tarafın yerine koyup hep onların isteklerine hak veriyorlar. AB üyeliğini istemeleri de, ergin bir insanın hakkı olanı istemesinden ziyade, bir
tutkuya veya bağımlılığa benziyor.
O zaman akla, geçmiş travmaların bu aydınlarda kimlik-benlik tahribatı yapmış olması ihtimali geliyor. Bu tür travma geçirenler en çok benlik-kimlik sahibi olmaktan ve bunun işareti olan özgürce ve özgüvenle istemekten korkuyorlar. Ulusal çıkarın özü olan 'ülke için istemeyi' milliyetçilik ve hamaset diye reddedince de dış politika kalmıyor.
Bu tavır ahlaki de değil. Haksız çıkarını alabilecek güce sahip olanın bunu almaması ahlakilik olur. Oysa bunlar kendi haklarını dahi algılayamıyorlar.
Bu aydınlar, toplumun Kıbrıs'ta da, Sevr'de de geçmişinden kaçmasını istiyorlar. Kendi acı geçmişlerinden kaçmayı, geleceğe dönük bir gerçekçilik sanmaları gibi.
Travma nedeniyle artık dışa dönemeyen 'agresiviteleri' kendilerine dönüyor. Bunların etkilediği kitleler de, örneğin, Kıbrıs'ta ambargonun sonuçlarından kendi yöneticilerini sorumlu tutuyor ve geleceğini gerçek sorumlulara sığınmakta arıyor.
Tabii bir de hayatları oportünizm olanlar var.
Ama onlar başka bir kategori.