Tehlikeli politika

Ülke çıkarlarını savunma sorumluluğu olan hükümetler çetin gerçeklerle dolu bir dünyada işlev görüyorlar. Yapmak zorunda oldukları siyaset tercihleri bazan ahlaktan, adaletten hatta insanlıktan uzak olabiliyor.

Ülke çıkarlarını savunma sorumluluğu olan hükümetler çetin gerçeklerle dolu bir dünyada işlev görüyorlar. Yapmak zorunda oldukları siyaset tercihleri bazan ahlaktan, adaletten hatta insanlıktan uzak olabiliyor. Ama bu yüksek maddi ve manevi maliyetli tercihler yapılmazsa, ülkenin meşru çıkarlarında ciddi kayıplara uğraması kaçınılmaz.
Tabanının çekirdek bölümü dindar insanlardan oluşan AKP hükümetinin Irak harekâtında Amerika'ya yardımcı olmakta tereddüt etmesini anlamak mümkün. Ancak bu, 'sonuna kadar barışa bir şans verme' adına Amerika'nın bu harekâtı yapmasını engellemek gibi, başarı şansı hiç olmayan, ancak bize gerçekten zarar verecek bir tutuma dönüşmemeli.
Geçen sonbahardan bu yana gelişmeleri yakından izleyenler, Irak'ta savaş olacağını tahmin ediyorlardı. Özellikle BM Güvenlik Konseyi'nin aldığı 1441 sayılı karar doğru okunduğunda, barışçı çözüm ihtimalinin daha başından ortadan kalktığını anlamak zor değildi. Bu kararda, 1998'de denetçileri sınır dışı eden Saddam rejimi, kitle imha silahlarını üretmek ve saklamak suretiyle BM kararlarını fiilen ihlal etmekle suçlanıyor; öte yandan da bir listeyle elindeki kitle imha silahlarını bildirmesi isteniyordu. Irak elinde bu silahların olduğunu itiraf da etse, inkâr da etse rejim değişikliği için askeri harekâta gidilecekti.
Türkiye'nin komşu ülkelerle oluşturduğu barış girişimi, Irak'ı bu çıkışı olmayan itiraf-inkâr ikileminden kurtaramaz. Bu nedenle şimdi yeni bir toplantı dizisini başlatmak ve harekâta ilişkin kararımızı bunun sonucuna ertelemenin hiçbir anlamı bulunmuyor.
Aynı şekilde uluslararası meşruiyet için BM Güvenlik Konseyi'nin kuvvet kullanmaya izin veren yeni bir karar alması şartını aramanın da bir yararı yok. Fransa ve Rusya'nın aksini söylemelerine rağmen, 1441 sayılı karar Amerika'ya askeri müdahale imkânı veriyor. Amerika 5 Şubat'ta yeni kanıtlar sunup ilave karar çıkarmaya teşebbüs ederse tabii daha iyi olur. Ama başarısız olması halinde dahi harekât en azından şeklen meşruiyetini korur.
AB'nin bölünmüş zavallı görüntüsü de, hükümete barış için dayanacağı bir siyasi güç bulunmadığını göstermiş olmalı.
Saddam rejiminin kanlı bir vahşetle Irak'a hâkim olmasında, İran ve Kuveyt'e saldırarak bugüne kadar en çok Müslüman'ın ölümüne yol açmasında, masum sivil vatandaşlarına karşı kimyasal silah kullanmasında, demokratikleşme yolunda birkaç adım atmaktan bile çekinmesinde, petrol geliriyle durmadan kitle imha silahları üretmesinde, herhalde, Türkiye'nin hiçbir sorumluluğu bulunmuyor. Buna rağmen hükümet, Saddam rejimini korumak anlamına gelecek bir 'barış' politikasıyla, Türkiye'nin yüksek çıkarlarını heba etmek üzere. Kanlı bir diktatörü, sanki ülkesini ve halkını temsil ediyormuş gibi korumak pahasına, harekât sonunda, Irak'ın toprak bütünlüğünü tehlikeye atacak; kuzey Irak'ta, Kerkük petrollerini alarak devletleşecek bir Kürt varlığının ortaya çıkmasına imkân verecek ve Türkmenlerin yok olmasıyla sonuçlanacak bir sürecin işlemesine göz yumuyor. Saddam'ın sadece Türkmen haklarını tanımamakla yetinmediğini, savaşlarda en çok onların ölüme sürüldüğünü, yüksek düzey Türk ziyaretçilerin Bağdat'a gelmesinden önce zaman zaman birkaç Türkmen asmak gibi barbarlıklar yaparak hem bize hem Türkmenlere gözdağı verdiğini de unutuyor.
Hükümetin barışçılık görüntüsüyle TBMM'den genel ve kapsamlı bir karar çıkarmak yerine, parça parça yetki alma yoluna gitmesi, samimiyeti açısından inandırıcı olmaması bir yana, hâkim olmadığı bir takvimi bir noktada geri dönülmez biçimde bozma tehlikesi de taşıyor.
Savaşın bize vereceği ekonomik zararlar önemli olabilir. Bunlar tümüyle tazmin ve telafi de edilmeyebilir. Ama harekâta gerekli yardımı vaktinde sağlamamak nedeniyle uğrayacağımız jeopolitik kayıpların boyutlarının olağanüstü olacağına kuşku yok. AKP hükümeti böyle bir vebalin altından kalkamaz. Bundan da olsa olsa barış bahanesiyle Kuzey Irak'ta Kürtlerin devletleşmesini isteyenler memnun olurlar.